.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

Velhasıl

 
  İnsanlardan nefret etmiyorum fakat onlar etrafımda olmadığında kendimi daha iyi hissediyorum.

Charles Bukowski.
  Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu?
Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?

Şükrü Erbaş
Amacım zamanı satın almak. Mülk edinmek gibi bir derdim yok. Mülkiyet hırsızlık gibi bir şey. Sevmiyorum işte. Biz kuşak olarak böyleyiz. Bize sevmeyi, bir şeylere bağlanmayı öğretmediler. O tarafımız gelişmedi. Benim tek bir düşüncem var; çıplak geldim, çıplak gideceğim… Ben dünyanın bir parçasıyım, şurayla ve bedenimle sınırlı değilim. Bir şeyler yanlış gidiyor, birileri acı çekiyor… Ben de çekiyorum aynı acıyı. Altıma son model bir araba çekip, güzel bir ev alınca mutlu mu olacağım yani? Hayır olmam. Aramızda mutlu olanlar varsa zekalarından şüphe ederim, bir de gözlerinden. Çünkü iyi görmüyorlardır.

Nejat İşler

  Kendimi haklı görüyor değilim; ama kendimi savunuyor da değilim. Hele yargılamayı hiç beceremiyorum, kendimi de dünyayı da. Dünya ne ise oydu; ben de ne isem o oldum. Uyuşamadık. Hepsi bu.

Oruç Aruoba.
 "Günümüzde yaşamak ve yaşamaktan zevk almak isteyen birinin senin gibi, benim gibi bir insan olmaması gerekiyor. Zırıltı yerine gerçek müzik, eğlence yerine kıvanç, para yerine ruh, gelişigüzel etkinlikler yerine gerçek iş, oyun yerine gerçek tutku arayan birine bu sevimli dünya yurt olamaz."

Hermann Hesse
 
 ”Dünya’nın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!... Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?”

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali.
 İnsan en az üç kişidir. Kendisi, olmak istediği kişi ve aradaki farkta yaşayan üçüncü. En sahicisi de bu üçüncüdür. Olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında, aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen. Ne kendin kadar huzursuz ne de olmak istediğin kişi kadar hayalidir o. Yine bu yüzden iki insanın birbirine âşık olması en az altı kişi arasında geçen bir hadisedir. Hangi kişiliğinin hangi kişiliğe, hangi parçanın hangi parçaya özlem duyduğunu çözemediğinde, içmeyi unuttuğun sigara parmaklarını yakana kadar karşı duvara bakarsın.

Ve o zaman anlarsın hayatının uzun zamandır neden başka birinin hikâyesiymiş gibi gözükmeye başladığını. Sokak lambalarının ölgün ışıkları karanlık odalara vurduğunda, duvar saatinin tik taklarından başka ses yokken yanında, sanki bir tek sana açıklanmayan bir sır varmış gibi beklerken anlarsın aslında boşa beklediğini. Tünelde sana yol gösterecek rehberin, karanlıktan başka bir şey olmadığını anlarsın. Anne diye ağlayan çocukların aradığının çoğu zaman şefkatli bir baba olduğunu anlarsın. Çekip gitmek isterken görünmez bir elin seni nasıl durdurduğunu anlarsın.

Kırk yaşında ama altmış gösteren adamlara daha dikkatli bakarsın o zaman. Kahvelerin dışarıyı göstermeyen isli camlarına. Berduşlara ve kör kedilere bakarsın. Gözbebekleri kaymış esrarkeşlere. Suyun üstüne çıkmış ölü balıklara. Havada asılı gibi duran yırtıcı kuşlara daha dikkatli bakarsın.

Çabalarının sonuç vermediğini gören umutsuz insanların bakışlarıyla ancak o zaman buluşur bakışların. Bir yağmur çaktırmadan dindiğinde. Bir gün çenesi ağzının içine kaçmış dişsiz ihtiyarlardan birinin de sen olabileceğini bilirsin artık. Bir gece ansızın, yapayalnız ölmekten korkarken, cesedimi komşular mı bulacak yoksa sayım memurlarımı diye düşünürken hissedersin göğüs kafesinde her gün biraz daha büyüyen, kimsenin kapatamayacağı o boşluğu. Bir kokuya sarılma isteğini. Bir ömür gibi geçmiş zor, uzun günlerden sonra anlarsın ruhunu zehirleyen karmakarışık düşünceleri. Büyük heyecanlardan sonra çöken bitkinlikleri. Kimsenin bulutlara bakmadığı bir şehirde bir lafı döndürüp dolaştırmadan anlatmanın imkansızlığını. Belki de insanın ne anlatacağını bilemediğinde şair olduğunu anlarsın.

Gözyaşların kurumadan gülmeye başlarsın o zaman. Çünkü bilirsin ki seni artık kimse kandıramaz kolay kolay. Mutsuz insanları kandırmak zordur çünkü. Hayata her zaman kuşkulu gözlerle bakan, mutsuz insanları kandırmak, herkes bilir bunu, çok ayıptır çünkü.

Emrah Serbes
 
 Öyle bir serüven ki hayat ; Karanlıkta polyanna'lar, ışıklarda palyaçolar dolaşır... 
                                 Yılmaz Odabaşı
 
''Hiç bir yaptığımdan pişman olmayacağım.''diye bir karar vermişliğiniz var mıdır? Benim vardır. Çok da faydasını gördüm.
Orhan Veli
 

"Kimseye kirli ayaklarıyla beynimde gezme fırsatı vermem"

                                               Gandhi

 

 
Her kalkış ve inişte, uçak bir tarafa doğru fazlaca yattığında, kaza olsun diye dua ederdim.
Hepimizin çaresizlik içinde öleceği, insan bedenlerinin uçağın gövdesinde sıkışıp kalacağı
o anı düşünmek uykusuzluğuma ilaç gibi gelir, üstüme dayanılmaz bir uyku çökerdi.

Bazı insanlar gece insanıdır. Bazıları da gündüz insanıdır.

Başka bir yerde, başka bir zamanda uyanabilseydim, başka bir insan olarak uyanabilir miydim?

Bazen bir şey yapar ve belanızı bulursunuz. Bazen de yapmadığınız şeyler size belanızı
buldurur.

İşyerinde, koridorda insanların yanından geçerken, herkesin küçük düşmanca YÜZ’üne karşı tamamen ZEN bir tavır takınıyorum.

Kendi cerahatli ve hastalıklı çürümemi kucaklıyorum.

                                 Chuck Palahniuk
 
Çelişki seni öldürür. Çelişki işkencedir. Çelişki buz tutmuş bir göldür. Çelişki buz tutmuş gölün çatladığı andır. Çelişki göldeki çatlağa saplanıp donmaya başlamandır. Çelişki, yardım istemek için açtığın ağzına dolan sudur..

                                  Hakan Günday

 
Filancayı şu hedefin peşinde, filancayı başka bir hedefin peşinde gördüm…İnsanları, birbirini tutmayan konularla büyülenmiş, her biri aşağılık ve tanımlanamaz olan tasarı ve düşlerin sihrine kapılmış gördüm… İsraf edilen onca ateşliğin nedenlerine akıl erdirmek için her durumu tek tek incelerken, her hareket ve çabanın anlamsızlığını anladım… İnsanı yaşatan hatalardan etkilenmeyen tek bir hayatvar mıdır?... Kökleri küçük düşürücü olmayan, sebepleri icat edilmiş olmayan, arzularla ortaya çıkmış mitoslara sahip olmayan tek bir berrak ve şeffaf hayat var mıdır?... Her tür yararlılıktan arınmış fiil nerededir?... Akkorluktan tiksinen güneşte mi?... İmansız bir evrendeki melekte mi?... Yoksa ölümsüzlüğe terk edilmiş bir dünyada ki aylak solucanda mı?...

Kendimi bütün insanlara karşı savunmak, çılgınlıklarına tepki göstermek ve bunun kaynağını ortaya çıkarmak istedim; dinledim ve gördüm… Ve korktum : Aynı sebeplerle ya da herhangi bir sebeple hareket etmekten, aynı hayaletlerle ya da tamamen başka bir hayalete inanmaktan, aynı sarhoşluklara ya da tamamen başka bir sarhoşluğa gömülmekten korktum… Son olarak da ortaklaşa hayal kurmaktan ve son nefesimi bir vecd kalabalığı içine vermekten korktum… Bir varlıktan ayrılırken bir yanılgının daha elimden çıktığını,onda bıraktığım yanılsamayla yoksullaştığımı biliyordum… Ateşli sözleri, kendisi için mutlak benim içinse gülünç olan kaçınılmaz bir gerçeğin mahpusu olduğunu açığa çıkarıyordu… Onun saçmalığıyla temas ettiğimde, kendiminkinden sıyrılıyordum… Aldanma hissine kapılmadan ve yüzü kızarmadan kime katılınabilir?... Ancak her fiil için gerekli akılsızlığı tamamen bilinçli olarak alışkanlık haline getiren ve kendini kaptırdığı kurguyu hiçbir düşle güzelleştirmeyen kişi haklı çıkarılabilir, tıpkı ancak inançsızca ölen ve işin aslını sezdiği ölçüde kendini feda etmeye hazır bir kahramana hayranlık duyabileceği gibi… Aşıklara gelince, yüz buruşturmalarının ortasında, kafalarından ölümün önsezisi geçmeseydi çekilmez olurlardı… Sırrımızı –yanılsamamızı- mezara götürdüğümüzü, soluğumuzu canlandıran esrarengiz hatayı atlatamadığımızı, hazların ve hakikatlerin hükümsüzlük açısından denk oldukları kestirilemediği için fahişelerle kuşkucular ışında herkesin yalana battığını düşünmek insanın aklını karıştırır…

İnsanların var olmak ve harekete geçmek için sarıldıkları nedenleri, kendimde ortadan kaldırmak istedim… Sözle anlatılmayacak kadar normal bir hale gelmek istedim… Şimdi de sersemlemiş bir halde, budalalarla aynı düzeyde ve onlar kadar boşum…

                                                                    E.M.Cioran

 
Omuzlarına sorumluluk yüklendi mi, bu fırsattan yararlanıp sorumluluktan kurban gitmeye bakarsın. Ama böyle bir şeyi denemeye kalk, o zaman anlarsın ki, sana yüklenen bir sorumluluk yoktur, sen bu sorumluluğun kendisisin...

                                         Franz Kafka

 

 
Ufkunuzun neresi olacağını başkalarının kalemine bırakmayın.
Siz çizin. Ancak elinizde kurşun kalem de bulunsun.
Gerektiğinde silip daha ilerisini çizebilmek için...
ve yelkenleriniz için rüzgar beklemeyin, bulutu ve rüzgarı da siz çizin...

Üstün Dökmen

 
Hiçbir şeye sahip değilsen, sahip olduğun en önemli şey beynindir. 
Mümin Sekman
 
Herkes hafızasından, hafızasının zayıf olduğundan kolaylıkla şikayet eder; fakat asla zekasından yakınmaz. Bilmez ki hafıza, zekanın bir unsurudur.
Oğuz Atay
 
"İnsanlar basit ve üstün olarak ikiye ayrılırlar. Basit olanlar, yalnızca insan cinsini üretmeye yarayanlardır, diğerleri de yeni bir şey söyleyebilmek isteğiyle doğmuş, üstün insanlardır. Toplum muhafazakarlık görevini yerine getirmek için çok kez bu insanları asıp kesiyor ya da her türlü hareket imkanından mahrum ediyor. Ama yine aynı toplum, bir nesil sonra bu astığı insanların anıtını dikip, onlara tapıyor... İlk bölüm şimdinin adamıyken, ikinci bölüm hep geleceğin adamıdır. Birinciler dünyayı korur ve nüfusu çoğaltırlar. İkincilerse onu hareket ettirir ve asıl amacına doğru yürütürler."
Dostoyevski
 
Bugün, kimsenin kimseyi kaybetmediğine, çünkü kimsenin kimseye sahip olmadığına eminim.
Özgürlüğü gerçekten yaşamak budur: dünyanın en önemli şeyini elinde tutmak, ama ona sahip olmamak.
Paulo Coelho

Para ancak iki şekilde sorun teşkil eder:çok fazla ya da çok azsa...

Korkunç olan ölüm değil,yaşanan ya da yaşanamayan hayatlardır...

Ölümün tahammül edemediği bir şey varsa yüzüne gülünmesidir.Gerçek kahkaha bire yirmi veren atı bulmaktır...

Yazar yaşlandıkça daha iyi yazabilmeli.Daha çok görmüş,daha çok katlanmış,daha çok yitirmiştir ve ölüme daha yakındır.Özellikle sonuncusu büyük avantajdır.Ve yeni bir sayfanın heyecanı hep vardır,boş ve beyaz sayfanın heyecanı.Kumar sürer.Ve babaların laflarını anımsarsın hep.Jeffers:'' Öfke duy güneşe.''Hepsi birbirinden güzel.Sartre mesela'' Cehennem ötekilerdir.''Hedefi gözünden vurmak diye buna derim.Ben hiç yalnız hissetmedim kendimi.En iyisi yalnız olup tamamen yalnız olmamaktır...

Kim icat etti yürüyen merdiveni?Delilik diye buna derim.Yürüyen merdivenlerde ve asansörlerde çıkıp inen insanlar,araba süren insanlar,garaj kapılarını uzaktan kumanda ile açan insanlar.Sonra yağları eritmek için jimnastik salonlarına gidilir.4.000 yıl sonra bacaklarımız olmayacak,ördeklere benzeyeceğiz.Bütün türler kendilerini yok ederler.Dinozorların sonu da böyle oldu.Canlı namına ne varsa yediler,sonra birbirlerini yemeye başladılar ve sonunda tek dinozor kaldı ve o o..... çocuğu da açlıktan öldü...
Charles Bukowski 

 
Suskunluğumun kendini suskunlukla ele vermemeyi öğrenmesi,en gözde hınzırlığım,en gözde sanatımdır benim.O vakur bekleyenleri sözlerle ve zarlarla takırdayarak aldatırım.Bütün o sert gözetmenlerden kaçacaktır istemim ve amacım.Kimse derinliğime ve son istemime inemesin diye,bunun için buldum uzun,duru suskunluğu..
 Friedrich Nietzsche

 
 
Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına,çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez…….”
Yusuf Atılgan

 
Ego bırakılamaz. O tıpkı karanlık gibidir: Karanlıktan vazgeçemezsin, sadece içeriye ışık getirebilirsin. Işık olduğu an karanlık yoktur. Karanlıktan vazgeçmenin yolunun bu olduğunu söyleyebilirsin ama onu sözcük anlamı olarak alma. Karanlık var olmaz bile; o ışığın yoklu- ğudur. Bu yüzden ona doğrudan bir şey yapamazsın. Sadece ışığa... bir şey yapabilirsin; ya ışığı içeri getirirsin ya da dışarı çıkarırsın. Karanlık istersen ışığı kapat; karanlık istemezsen ışığı aç. Ego bırakılamaz.

Işık ol ve hiçbir yerde egoyu bulamayacaksın.
Osho
 
Hiçbir şey saklamadan, hayatımı,apaçık önüne serdim.

-Bu yüzden çözemiyorsun beni.
Rabindranath Tagore


Yine kendime döneyim: Kendimde değer verdiğim tek şey, hiç kimsenin kendinde eksik görmediği bir vergidir: Kendi aklımı beğenmekle her insanın, her gün yaptığını yapmış oluyorum. Kim kendini akılsız sayabilir?

İnsanın kendini akılsız sayması mantıkça da mümkün değildir. Öyle bir sakatlık ki bu, onu kendinde gören, kendinde görmüyor demektir. Öyle bir illet ki bu, devası yoktur; ama hastanın gözü kendine çevrilip de bu illeti gördü mü illet dağılıverir güneşin sisleri dağıtması gibi. Bu
konuda insanın kendini kötülemesi, temize çıkarması, kendini kusurlu görmesi bütün kusurlarından yakınmasıdır. En zavallı, en allahlık insanlar bile akıldan yana paylarına razıdırlar. Başkalarında bizden daha fazla yiğitlik, beden gücü, deneyim, yetenek, güzellik görebiliriz; ama akıl üstünlüğünü kimseye vermeyiz.

Başkalarında doğru düşünceler gördük mü bunları, şöyle bir
düşünmekle biz de bulabilirdik sanırız. Başkalarının eserlerinde gördüğümüz bilgiyi, sanatı ve daha başka değerleri bizimkilerden üstün tutabiliriz; ama düpedüz düşüncenin bulduklarına kendi
düşüncemizle de pekala varabileceğimize inanırız; onların
büyüklüğünü ve zorluğunu bir türlü göremeyiz, meğer ki bu
düşünceler bizden ölçülmez bir uzaklıkta olsun. Onun için benim yazdıklarımın pek tutulacağını, övüleceğini ummuyorum; bu çeşit yazarların ünü az olur.

Hem sonra kimin için yazıyoruz? Kitaplar arasında yaşayanlar, bilginler, bilginlikten başka bir değer tanımazlar insan düşüncesinin, bilgi toplamak, güzel yazmaktan başka bir yolda ilerleyebileceğini
kabul etmezler: Scipiolar'ı birbirine karıştırdıysanız, artık
söyleyeceğiniz sözlerin nasıl bir değeri olabilir? Onlara göre
Aristoteles'i bilmeyen kendini de bilmiyor demektir. Basit ruhlu bilgisiz insanlarsa kendilerini aşan ince bir sözün değerini ve önemini görmezler. Dünyayı dolduran da bu iki çeşit insandır. Sizin dilinizden anlayacak üçüncü bölüğe, ruhları kendiliğinden düzenli ve güçlü insanlara gelince, onlar o kadar azdır ki aramızda adları sanları bile duyulmaz. Onlara kendimizi beğendirmeye çalışmakta fazla bir kar da yoktur.

Nemo in sese tentat descendere. (Persius)

Kimse kendi içine inmeye çalışmaz. (kitap 2, bölüm 17)
Perseus