.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay
Arkadaş Özger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkadaş Özger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağu 2011

sıkıntı kuşu




akşam
hüznümün soluk aynası
vurdukça yüreğime kanım oynaşır
derinleşir acısı parmakuçlarımın
kırmızı bir ölümü görmüş gibi
kanarım.

yoruldum
değiştirmekten kanını yüreğimin
hergün yeniden başlayan
çığırtkan bir şarkıyı söylemekten
hergün
yeni bir şarkı bestelemekten

ben hüznün
ben gölgemin kiracısı
yeni bir ev değiştirmekten

hergün
gövdemle büyüyen hüznümle
kimselerden habersiz eskiyen yüreğimin
dinlemiyorlar
dinlemiyorlar şarkısını oy

sustukça çoğalıyor tekliğim
ah benim sıska yüreğim
ah benim kimselere söz geçiremez yüreğim
ah benim
neyim kaldı elimde
ah benim
üreyemiyorum kendime

böyle niye beni
biraz yankı biraz karıncayken
şimdi eski bir enosis düşlerim
kendimi koparıyorum kendimden
yetişemiyorum.

tekliğim
yorgun ve kanadı kırık kuştur
hüznün yapraklarında gölgelendiği
kim koparır dalından
ağzı açık bir gülü
kırmızı bir ölümü görmüş gibi
kanarım

yoruldum
değiştirmekten kanını yüreğimin
ne zaman bitecek
bu hüzün.

(Soyut, Ocak 1968)

8 Haz 2011

bir gün sevişmeyi bana



kandan
ve ceninden bir gün daha
başlarken
bir dalı kanatıyorum tırnaklarımla
ağzı açılmamış bir güle dokunuyorum

geceden kalma bir şeyle oynuyor kalbim
bugün biraz daha yorgun başlıyorum

sabah
yeni doğmuş çocuk çirkin ve sisli
vurdukça ilk ışıkları penceremden içeri
kımıldaşır içimin ölü dolu coşkusu
güneş bir ürkekliği gizliyemez
ne de olsa çözülmez yüreğimin kuşkusu
gün, o sevecen çığırtkan
beni yeni bir oyuna çağırıyor

yalnızlık yenilmeyen gladyatör
bana eski bir ölümü anımsatıyor

sabah
taşıyarak bir celladı odama
aşkımın ve bırakılmışlığımın celladını
hüznümle ve çirkinliğimle yargılamadan beni
tanıdığım bir ölümle tehdit ediyor
yalnızlık her sabah öldürüyor beni

çözerek gecenin ipliğini hızımla
hüznümü ve yalnızlığımı sarıyorum sabaha

adi bir etiketi yamayarak üstüne
boyna genişliyen bir orospu gibi
genişledikçe küçülen bir orospu gibi
aşksızlığım küçültüyor beni
korkum ve çirkinliğim utandırıyor beni
gecikilmiş bir aşkı yaşamıya
cinayet tek kurtuluşsa bir yanlışlıktan
önce acıya direnmesini öğrenmeliyim

eskitilmiş bir kurşunla kaplıyorum yüreğimi
acıya ve aşka hazırlıyorum




hergün yeniden yaşamak
boşalan bir birikimi kocamış acılarla
uzuyan bir ölümü bitimliyen vücudum
yani istek. o hep tiksinç görünen
çirkin ve güzel orospu. yeniyetme
bir çırpınışın yorgunluğu yüreğimde
o hep güzel görünen bana
çirkin ve güzel orospu
vücudum. seni seviyorum

acıyla büyütüyorum aşkımı
bir gün bana sevişmeyi öğreticek.

7 Nis 2011

'' O Eski Bir''

‎‎


''...bir gün ben
çocuk olucam. olucam
kanıma güller takıcam
eskitip yüreğimi çarşılarda pazarlarda
tanrıya şeker alıcam
...koparıp ellerimi kitaplardan. kitaplardan
nedenleri niçinleri sorucam..''
Sevdadır '' O Eski Bir'' 


...''bir gün ben
güvercin olucam camilere camilere
konucam korkularımın uykularına
çekip göğsümde birleşen ellerimi
gökyüzüne uzanan parmaklarımla
...yolucam tüylerimi. tüylerimi
camileri kirleticem. tüylerimi
o beni birşeylerden kurtarmayan
yüreğimi tüylerimden kurtarıcam.''
Sevdadır ''O Eski Bir'' 

...'' bir gün ben
ergen olucam. olucam
ısıtıp kanımı ceninlerimle
kitapları insanları ve tanrıyı
en kirli çamaşırlarını vücudumun
...arındırıp kanımı ceninlerimle
erkek olucam. olucam
ve erkekliğin ne işe yaradığını
louis charles royerden sorucam...''
Sevdadır ''O Eski Bir''

.

18 Şub 2011

Kan Reçetesi


Kara bir gök için çok şey söylenebilir elbet

Işte benim bulutum
pas tutmamiş sözcüklerden örgülü bir agit
alnina halk siçramiş neferlerin çilgar gözleriyle
sana
ey rengi tarihini utandiran elbise

Yüzün hiç yabanci degil
sen eski borazanlarin gedikli çalgicisi
sesine küflü ambarlarin kokusu sinmiş
irin salgini, cinayet fotokopisi ve kangren depolanmiş
eskimiş tarih saticisi ambarlarin kokusu.

Burnum duymuyor ama seni
uslanmiş itir kokusunu da duymuyor
benim burnum
benim burnum
vahşi dag çiçekleri, bozkir gülleri ve devedikenlerinin
kirlari genişleten halk kokusuyla yaniyor
genzim çatliyor
genzim çatliyor ve seni de çatlatiyor
el illizyonizmin sirça küresi.
sana kim sus dedi Kalbim.
Dünya bir ateşten top gibi kavruluyorken
toprak güneş sitmasiyla sarsiliyorken
burda, orda, öte yanlarda
alinterinin öfkeyle fişkiyan şavki
yeryüzünü yeniden biçimliyorken
ve depremle sarsilan halklarin beyni
illizyonizmin büyüsünü bozuyorken
seni kim büyülemek istiyor Kalbim.
Bildim hiç kuşkusuz
su yilanlari, yeralti fareleri ve akbabalarin koruyucusu
çarpicilarin, kemirgenlerin, leşçilerin
şaşirtilmiş kolcusu.

Usul usul da gelsen, harlayarak da gelsen
el illizyonizmin güleryüzlü büyücüsü
masken kandirmiyor çoktandir beni
beni ve benim gibi
dünyaya kanindan dürbünle bakanlari
solugu cehennem yakanlari.
Çünkü biz hayati kendi aynasindan gördük
biliriz sirça kürenin yaldizindaki puştlugu
Ey tirnaklarimi büyüten tahammülsüzlük
beynimde hora tepen on sivri biçak
senin kendi damarinda denedigin keskinlik
halkinin alnindaki tomurcugu patlatsa da
kan kendini aldatmaz
kan kendini aldatmaz

Kalbim!
bu aciya dayan
varsin işkenceler daglasin seni
duru bir gök için vahşete katlananlar
aciyi bir silah gibi gögsünde saklamali 

Kalbim!
bu aciya dayan
bu aciya dayanman için
yarani iyileştirmek için sana
parçalanmiş gül cesetlerinden bir reçete 

verecegim

vahşet daglarindan kizgin kemik külleri
işkenceler ovasindan kan dölleri
ve yanginlar vadisinden dehşet bir ateş.
Kan kokusu büyüyü bozmak için
Kemik sicakligi sirça küreyi eritmek için
Ateş kirmizisi gögü aydinlatmak için

Böylece dirilir içindeki gül cesetleri bile
dirilir ve o zaman
çilgin bir şafakla tazelenen gökyüzü
bir taze tomurcuk gibi açar
kaniyan alninda senin.

Kalbim!
sen varsin
sen tökezleyen bir şarki degilsin
ne de uzun, yanik havali türkü
sen kendinin ezgisisin.

Yirt öfkenin sabredilmez dagarcigini
dagilan, saçilan ne varsa hepsi senindir
kara bir gök ancak bunlarla arinir
ve elbette yeter bunlar sirça küreyi dagitmaya
aci diye ne varsa hepsini onarmaya

Kalbim!
elimden tut
elimden tut
sensiz birşey yapamam.