.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..
Tutunamayanlar / Oğuz Atay
Tutunamayanlar / Oğuz Atay
Chuck Palahniuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Chuck Palahniuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 May 2012
doğumunuz, hayatınız boyunca düzeltmeye çalıştığınız bir hatadır.
- ayna ayna söyle bana; benden güzeli var mi dünyada? kötü kalplı kraliçe, pamuk prensesin oyununu oynadığı için salağın tekiydi. belli bir yaştan sonra kadınların farklı iktidar alanlarına kaymaları gerekir. örneğin para ya da silah. sevdiğim hayatı yaşıyorum diyorum kendi kendime ve yaşadığım hayatı seviyorum. kendi kendime şunu söylüyorum: bunu hakettim. aynen böyle olmasını istemiştim.
- en iyisi savaşmaktan vazgeçmektir, bırak gitsin. sürekli bir şeyleri düzeltmekten vazgeç. bir şeyden ne kadar çok kaçarsan o kadar uzun süre ona katlanmak zorunda kalırsın. bir şeyle savaştığında, onu sadece daha da güçlendirirsin. ''yapmak istediğin şeyi yapma'' yapmak istemediğin şeyleri yap. sana istememen gerektiği öğretilmiş olan şeyleri yap.''
saadetin peşinden gitmenin tam aksi.
seni en çok korkutan şeyleri yap.
- hayatı doğru düzgün yaşamak için eğitilmişiz biz. hata yapmamak için. ne kadar büyük bir hata yaparsam, o kadar kurtulma ve gerçek bir hayat yaşama şansım olacağını fark ettim.
- moda olan ürünler çirkinleştikçe, onları daha güzel gösterebilmek için daha beter yerlerde poz vermek zorunda kalıyoruz. araba mezarlıkları. mezbahalar. lağım arıtma tesisleri. kıyaslandığında daha iyi görünmek için kendine çirkin nedime seçme taktiğinin aynısı. ındustry blucinleri için çekim yapsaydık, ölüleri öperken poz vermemiz gerekeceğinden eminim.
- izleyici olmadan histeri krizi geçirmek imkansızdır. insanın kendi başına paniğe kapılması, boş bir odada kendi kendine gülme krizine tutulmasıyla aynıdır. insan kendini gerçekten aptal hisseder.
- gelecek ne zaman vaat olmaktan çıkıp bir tehdit unsuru haline geldi?
kendinizi sürekli olarak dönüştürüp kullanışlı hale getirmelisiniz.
kimden nefret edeceğimizi bilemediğimiz zaman kendimizden nefret ediyoruz.
- binlerce kilometre geçtik, bir sürü farklı insan kılığına girdim ama hikaye aynı hikaye.tek başına gülerken neden kendini salak gibi hisseder insan,sonra genellikle kendini ağlarken bulur?nasıl olur da sürekli değişime uğrarken, hala aynı ölümcül virüs olabilir?
- eğer özgür iradeniz olduğuna gerçekten inanıyorsan, tanrının bizi aslında kontrol edemeyeceğini de bilirsin. madem tanrı bizi kontrol edemiyor,o halde tek yaptığı bizi izlemek ve sıkılınca da kanalı değiştirmek...
- şimdiden önce,şimdiden önce,şimdiden önceki herşey yanımda taşıyıp durduğum bir hikayeden ibaret. sanırım bu durum dünyadaki herkes için geçerli.benim yeni bir hikayeye ihtiyacım var...
kafamdaki moda fotoğrafçısı bağırıyor:
bana öfke ver.
flaş.
bana intikam ver.
flaş.
bana toptan ve tamamen haklı çıkarılmış cezalandırma ver.
flaş.
- normal değilim ama gay de değilim” . “biseksüel değilim. etiketlerin dışında bir şey istiyorum. tüm hayatımın tek bir kelimeyle anlatılabilmesini istemiyorum. bir hikayeden ibaret olmasını. bilinmeyen bir şey bulmak istiyorum, haritada olmayan bir yer gibi. gerçek bir macera istiyorum.
- bir insanı ne kadar çok severseniz sevin, kanı size doğru akmaya başladığında geri çekilirsiniz.
doğumunuz, hayatınız boyunca düzeltmeye çalıştığınız bir hatadır.
- 'bizim dilimizin bir ürünüsün', 'kanunlarımızın ve taptığımız tanrının istediği gibi bir ürünsün. senin her bir molekülün senden önce milyonlarca insan tarafından düşünüldü' 'yaptığın her şey sıkıcı ve modası geçmiş olabilir ama yine de kesinlikle kabul edilebilir. güvendesin çünkü kendi kültürüne sıkışıp kalmışsın. tasarladığın her şey iyidir çünkü onu sen tasarladın. herhangi bir kaçış yolu tahayyül edemiyorsun. çünkü hiçbir çıkış yolu yok'
'dünya' senin hem beşiğin, hem de kapanın.'
- milyonlarca lanet olası moda değişimi geçirip yine de kendimden kurtulamıyorum.
- benim yeni bir hikayeye ihtiyacım var.benim kendimi koruyamayacak kadar büyük bir sıçış yapmaya ihtiyacım var.
- nasıl bir arabanın görünüşünden sorumlu değilsen,kendi görünüşünden de sorumlu olmadığını bilmen yardımcı oluyor. sen de en az bir araba kadar ürünsün.bir ürünün, ürününün, ürünü.arabaları, dizayn eden adamlar da birer ürün.senin ailen bir ürün. onların ailesi de birer üründü.öğretmenlerin, ürün. kilisedeki papaz, başka bir ürün.
- dünyadan kaçamazsın ve nasıl göründüğünden de sorumlu değilsin.;ister çok güzel görün, ister bok gibi. hislerinden, sözlerinden, davranışlarından, veya yaptığın herhangi bir şeyden sorumlu değilsin. bunların hiçbiri senin elinde değil.
- gerçekleri gözden geçiriyorum ve çok moral bozucu olduklarını farkediyorum.
- hemen her seferinde kendinize birini sevdiğinizi söylerseniz ama aslında onu sadece kullanıyorsunuzdur. bu aşk gibi görünür.
- seni seven kişiyle , senin sevdiğin kişi asla aynı insan değildir.
- ve seth’in ölmesini istiyorum. ölmekten beter olmasını, şişmanlayıp suyla şişmesini,kendine olan güveninin kaybolmasını, ve duygusallaşmasını istiyorum. seth beni istemiyorsa bende onu istememek istiyorum.
- dünyadaki en sıkıcı üçüncü şey ise pişmanlıklarla dolu boktan geçmişinizdir.
şunu unutmayın ki, harikulade bir vogue dergisinde olduğu gibi, atlanılan sayfaları ne kadar yakından takip ederseniz edin: devamı bilmem kaçıncı sayfada.ne kadar dikkatli olursanız olun, hep bir şeyleri kaçırmış gibi hissedeceksiniz; sizi derinden etkileyen, tamamını tecrübe edemediğinizi söyleyen o berbat his. dikkat kesilmeniz gereken dakikaları hızla geçmenizin yarattığı o zavallı duygu hep kalbinizde olacak.
yani o hisse alışsanız iyi olur. günün birinde tüm yaşamınız bu histen ibaret olacak çünkü.
nvisible monsters / chuck palahniuk
16 Mar 2012
Ben Joe’nun Sırıtan Intikamıyım.
Pressman Otelinin müdürünün odasında oturdum.
Ben Joe’nun Sırıtan intikamıyım.
Otel müdürünün ilk söylediği sey sadece üç dakikamin olduğuydu. Ilk otuz saniye, çorbaların içine işediğimi,cremebrulees’lerin üstüne osurdugumu, hindiba sotesine sümkürdügümü ve bundan sonra ortalama haftalik maaşım arti bahşişlerime denk gelen miktarda bir çekin her hafta tarafima gönderilmesini istediğimi söyledim. Karşılığında, bundan sonra işe gelmeyeceğimi ve gazetelere veya kamu sağlığı yetkililerine gidip, karmakarışık, gözü yaşlı itiraflarda bulunmayacağımı söyledim.
Manşetler:
Üzgün Garson Yemeklere Pislik Karıştırdığını Kabul Etti.
Kesinlikle hapse girme ihtimalim de var dedim. Beni asıp,tasaklarımı ezip, sokaklarda sürükleyip, derimi yüzüp, kül suyu ile yakabilirler, ama Pressman Oteli de bundan böyle dünyanin en zengin insanlarının çis yedigi otel olarak bilinir.
Tyler’in sözleri agzımdan dökülüyordu.
Bir zamanlar iste öyle iyi bir insandım ben.
Pressman Otelinde otururken, dövüs kulübünden kalma dudaklarım hala on parçaya bölünmüs vaziyetteydi.Pressman Otelinin müdürüne bakan yanagimdaki göt deligi gayet ikna ediciydi.
otel müdürüne telefonu kullanabilir miyim dedim ve bir gazetenin sehir masasını aradim. Otel müdürü beni izlerken, söyle dedim:
Merhaba, politik bir protestonun parçası olarak insanlığa karşı korkunç bir suç isledim. Hizmet endüstrisi isçilerinin sömürülmesini protesto ediyordum.
Hapse girersem, çorbayla vakit harcayan dengesiz bir amele olmayacaktim. Bunun kahramanca bir tarafi olacakti.
Robin Hood Garson Sampiyonluk Fukarası.
Bu sadece bir otel ve bir garsondan ibaret bir olaydan çok daha fazlası olacaktı.
Pressman Otelinin müdürü gayet nazik bir sekilde ahizeyi elimden aldi. Benim artık burada çalışmamı istemedigini söyledi, en azından bu görünüsle.
Müdürün masasının başında dikiliyordum, ve “ne?” dedim.
Bu fikri beğenmedin mi yoksa?
Hiç geri çekilmeden, müdüre bakmaya devam ederken, yumruğumu sıkıp, kolumun ucundaki merkez kaç kuvvetiyle sallıyorum ve burnumun içindeki çatlamis yaralardan kan fiskiriyor.
Hiç sebep yokken, Tyler’la ilk dövüsümüzü yaptığımız geceyi hatirliyorum.Bana bütün gücünle vurmanı istiyorum .
Gerçi bu o kadar da sert bir yumruk degil. Kendime tekrar vuruyorum. Akan kan iyi görünüyor ama bununla yetinmeyip kendimi duvara çarpiyorum, bir gürültü patliyor ve duvarda asili duran tablo kiriliyor. Kirilan cam, çerçeve, çiçek resmi ve kan benimle birlikte yere saçiliyor. Yaptiklarim fazlasiyla ahmakça görünüyor. Kan halıya dökülmeye basliyor ve uzanip otel müdürünün masasina kanli dev el izlerimi birakiyorum ve lütfen diyorum, lütfen bana yardim et, ama kıkırdamaya basliyorum.
Bana yardim et, lütfen.
Lütfen bana bir daha vurma.
Kendimi yere atıyorum ve halı kanımla boyanıyor. Söyleyecegim ilk kelime lütfen . Dudaklarımı kilitliyorum. Canavar, oryantal kilimin tatli buketleri ve çelenkleri üstünde sürünüyor. Kan burnumdan boğazima ve ağzıma akıyor, sıcak. Canavar kilimin bir ucundan öbür ucuna sürünüyor ve pençelerinin üstündeki kana yapisan iplik ve toz parçalarını topluyor. Ve Pressman Otelinin müdürünün ince çizgili bilegini yakalayacak kadar yaklasip, söylüyor.
Lütfen.
Söylüyor.
Lütfen kelimesi kan kabarcığıyla birlikte çıkıyor.
Söylüyor.
Lütfen.
Ve kabarcik her yere kan saçıyor.
Lütfen diyorum Pressman Otelinin müdürüne, bana istediğim parayı ver. Ve tekrar kıkırdıyorum.
Lütfen.
Lütfen bana bir daha vurma.
Sen bir sürü seye sahipsin, benim hiçbir seyim yok. Arkasindaki pencere esigine yaslanan Pressman Oteli müdürünün ince çizgili bacaklarina kanımı bulastırarak tırmanmaya baslıyorum ve müdürün ince dudakları dişlerinden çekiliyor.
Canavar kanlı pençesini müdürün pantolonunun beline takip, beyaz kolalı gömleğini kavramak için kendini yukari çekiyor ve kanli ellerini müdürün narin bileklerine doluyor. Lütfen. Dudaklarımı ayıracak kadar kocaman bir gülümseme kaplıyor yüzümü.
Müdür bağırarak benden, kanımdan, kırılmış burnumdan ve ikimizin üstündeki kana yapisan pislikten kurtulmaya çabaliyor ve iste o zaman, tam en mükemmel anımızda güvenlik görevlileri içeri girmeye karar veriyorlar.
Fight Club / Chuck Palahniuk
14 Ara 2011
“Bunu unutma”
Tyler.
“Bunu unutma”
“Ezmeye çalıştığın insanlar aslında bağımlı olduğun insanlardır. Sizin çamaşırınızı yıkayıp, yemeğinizi yapan ve servis eden bizleriz. Yatağınızı biz yapıyoruz. Uyurken sizi biz koruyoruz. Ambulansları kullanıyoruz. Telefonlarınızı bağlıyoruz. Biz aşçılarız, taksi şoförleriyiz ve sizin hakkınızda her şeyi biliyoruz. Sigorta taleplerinizi ve kredi kartı giderlerinizi biz işleme koyuyoruz. Hayatınızın her bölümünü biz kontrol ediyoruz.
“Biz tarihin vasat çocuklarıyız. Çünkü televizyon izleyerek büyütüldük ve bir gün milyoner, film veya rock yıldızı olacağımıza inandırıldık, ama olmayacağız. Ve sadece bu gerçeği öğreniyoruz.”
“O yüzden bizi düzmeye kalkmayın.”
Fight Club / Chuck Palahniuk
25 Kas 2011
Dövüş Kulübü
Binlerce yıldır insanoğlu bu gezegendeki her şeyin içine etmiş, her şeyi boka çevirmişti ve şimdi tarih benden herkesin pisliğini temizlememi bekliyordu.Boş konserve kutularını suyla çalkalamalı ve yassıltmalıydım. Kullandığım her benzin damlasının hesabını vermeliydim.
Ayrıca nükleer atıkların, gömülmüş mazot tanklarının ve ben doğmadan bir kuşak önce atılmış çöplerin oluşturduğu zehirli yığınların faturasını üstlenmek zorundaydım.
...Dünyadan tarihini söküp atmak istiyorduk.
Paper Street'teki evde kahvaltı etmekteyken, Bir düşün dedi Tyler, unutulmuş golf sahasının on beşinci bölgesinde turp ve patates ekiyorsun.
Rockefeller Merkezi'nin etrafındaki yıkıntıların arasında, rutubetli kanyonların içinde koşturarak geyik avlıyorsun. Seattle'daki gözlem kulesinin kırk beş derecelik açıyla yan yatmış iskeletinin yanı başında istiridye topluyorsun. Gökdelenlerin cephelerini dev totem maskeleriyle ve Polinezya yerlilerinin korkunç suratlı tanrılarıyla süslüyoruz.
Geri dönüştürme, sürat limitleri, hepsi palavra dedi Tyler. Ölüm döşeğinde sigarayı bırakmaya benziyor bunlar.
Dünyayı kurtaracak bir şey varsa o da kargaşa projesi olacaktı. Kültürel bir buzul çağı. Vaktinden önce başlatılmış bir karanlık çağ. Kargaşa projesi sayesinde insanlık, dünyanın kendisini toparlamasına yetecek bir süre boyunca eylemsizliğe mahkum olacaktı.
...Bir düşün. dedi Tyler. Mağaza vitrinlerinin yanından geçerek geyiklerin izini sürüyorsun. Askılar dolusu şık elbise ve smokin oldukları yerde küflenip kokuşuyor. Ömrünün geri kalanı boyunca deri giysiler giyiyor ve Sears kulesi'ni sarmalayan sarmaşıklara tutunarak yukarı tırmanıyorsun. Fasulye filizine tırmanan masal çocuğu gibi o azgın nemli bitki örtüsü içinden kendine yol açarak tepeye çıkıyorsun. Ve hava o kadar temiz ki, aşağı baktığında, ağustos sıcağında yüzlerce kilometre uzanıp giden terk edilmiş sekiz şeritlik dev bir otoyolun boş emniyet şeridine geyik eti seren ve mısır öğüten minicik insanlar görüyorsun.
Medeniyetin tasfiyesi. Derhal ve hemen.
21 Eki 2011
Dinleyin sürüngenler!
İnsan uykusuzluk çekerken aslında hiç uyumuyor ve hiçbir zamanda uyanık duramıyor.
Birden herşeyi unutup silahın temizliğini düşündüm.
Uykusuzsanız hiç uyuyamıyor ve uyanık da duramıyorsunuz.
Bob un göğüslerine bastırılmış uyurken Tanrınınkiler de böyle olmalı diyorsunuz.
Dövüş kulübü artık bodrumlardan taştı, şimdi Mayhem[1] Project oldu.
Bir tümörüm olsa adını Marla koyardım.
Damağındaki küçük çizik dilinle oynamasan hemen geçer ama dayanamıyorsun.
Uyuyup olduğunuz yer dışında, bambaşka bir yerde uyanırsanız, farklı biri olarak uyanabilir misiniz?
Babam beni terk etti.Tyler beni terk etti…Ben Jack’in kırık kalbiyim.
Birden herşeyi unutup silahın temizliğini düşündüm.
Uykusuzsanız hiç uyuyamıyor ve uyanık da duramıyorsunuz.
Bob un göğüslerine bastırılmış uyurken Tanrınınkiler de böyle olmalı diyorsunuz.
Dövüş kulübü artık bodrumlardan taştı, şimdi Mayhem[1] Project oldu.
Bir tümörüm olsa adını Marla koyardım.
Damağındaki küçük çizik dilinle oynamasan hemen geçer ama dayanamıyorsun.
Uyuyup olduğunuz yer dışında, bambaşka bir yerde uyanırsanız, farklı biri olarak uyanabilir misiniz?
Babam beni terk etti.Tyler beni terk etti…Ben Jack’in kırık kalbiyim.
Tyler Durden
3 dakika. Hepsi bu. Sıfır noktasındayız. Olayın şerefine bir konuşma yapacak mısın?
Bu senin yaşamın ve her geçen dakika sona eriyor.
Bana vurabildiğin kadar sert vurmanı istiyorum.
Bizler özel değiliz.
Yaşamı sevmemize ramak kalmıştı.
Sadece felaket sonrası diriltmiş olacak bizi.
Omlet yapmak için yumurtaları kırman gerekir.
Burada yaşayan en güçlü ve en zeki erkekleri görüyorum. Bu potansiyeli görüyorum ve hepsi heba oluyor. Lanet olsun, bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor, ya da beyaz yakalı köle olmuş. Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıp gereksiz şeyler alıyoruz.
Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız ya da yerimiz yok, ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı. Bizim savaşımız ruhani bir savaş, en büyük buhranımız hayatlarımız.
Televizyonla büyürken, milyoner film yıldızı ya da rock yıldızı olacağımıza inandık, ama olmayacağız. Bunu yavaş yavaş öğreniyoruz ve o yüzden çok çok kızgınız.
Hayır, değil. Eğer hiç kavga etmemişsen kendini tanıman ne kadar mümkün? Hiç bir yara izim olmadan ölmek istemiyorum.
Sahip oldukların,sonunda sana sahip olur.
Tüm umudunuzu kaybetmek özgürlüktür.
Bırakın evrilelim; her şey düşeceği yere düşsün.
Her şeyden önce korkmayı bırakıp bir gün öleceğini kabullenmelisin.
Sadece her şeyi kaybettikten sonra özgür kalabiliriz.
Tebrikler.. Dibe vurmaya biraz daha yaklaştın.
Kıçına tüy takmak seni tavuk yapmaz.
Benim dünya görüşümde sen: rockafeller merkezi harabelerinin etrafındaki ormanda av peşindesin… Hayatın boyunca üzerinde olacak deri giysin var. Sears kulesini saran sarmaşıkları tırmanacaksın. Tepeden aşağıya baktığın zaman sadece un yapan ya da asfalt yolda et kurutan minik insanlar göreceksin.
Sizler işiniz değilsiniz… Sizler paranız kadar değilsiniz… Bindiğiniz araba değilsiniz… Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz… Sizler iç çamaşırı değilsiniz.. Sizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden pisliklerisiniz..Hepimiz aynı pisliğin lacivertleriyiz…
Kendini geliştirmek mastürbasyondur, kendini yıkmak ise asıl soruların cevabı.
İnsanlar bunu her gün yapıyor. Kendileriyle konuşuyor, hayallerindeki gibi olmak istiyorlar. Ama cesaretleri olmadığı için eyleme geçmiyorlar.
Tanrının ya düşmanı ya da hiçbir şeyi olacak olsan, hangisini seçerdin?
Evet biz tüketiciyiz.Tutkulu bir yaşam tarzının yan ürünleriyiz.
Acı ve fedekarlık olmadan hiçbirşey yapamazsın.
Babalar bizim için tanrı modeliydi.Eğer babalarımız bizi terk ettiyse tanrı nasıl biridir?Tanrının senden hoşlanmadığı olasılığını da düşün.O belki seni hiç istemedi.Hatte büyük olasılıkla senden nefret ediyor.Bu başına gelebilecek en kötü şey değil.Ona ihtiyacımız yok.
Dövüş kulübünün ilk kuralı:kulüpten sözetmemek
Bu senin yaşamın ve her geçen dakika sona eriyor.
Bana vurabildiğin kadar sert vurmanı istiyorum.
Bizler özel değiliz.
Yaşamı sevmemize ramak kalmıştı.
Sadece felaket sonrası diriltmiş olacak bizi.
Omlet yapmak için yumurtaları kırman gerekir.
Burada yaşayan en güçlü ve en zeki erkekleri görüyorum. Bu potansiyeli görüyorum ve hepsi heba oluyor. Lanet olsun, bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor, ya da beyaz yakalı köle olmuş. Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıp gereksiz şeyler alıyoruz.
Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız ya da yerimiz yok, ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı. Bizim savaşımız ruhani bir savaş, en büyük buhranımız hayatlarımız.
Televizyonla büyürken, milyoner film yıldızı ya da rock yıldızı olacağımıza inandık, ama olmayacağız. Bunu yavaş yavaş öğreniyoruz ve o yüzden çok çok kızgınız.
Hayır, değil. Eğer hiç kavga etmemişsen kendini tanıman ne kadar mümkün? Hiç bir yara izim olmadan ölmek istemiyorum.
Sahip oldukların,sonunda sana sahip olur.
Tüm umudunuzu kaybetmek özgürlüktür.
Bırakın evrilelim; her şey düşeceği yere düşsün.
Her şeyden önce korkmayı bırakıp bir gün öleceğini kabullenmelisin.
Sadece her şeyi kaybettikten sonra özgür kalabiliriz.
Tebrikler.. Dibe vurmaya biraz daha yaklaştın.
Kıçına tüy takmak seni tavuk yapmaz.
Benim dünya görüşümde sen: rockafeller merkezi harabelerinin etrafındaki ormanda av peşindesin… Hayatın boyunca üzerinde olacak deri giysin var. Sears kulesini saran sarmaşıkları tırmanacaksın. Tepeden aşağıya baktığın zaman sadece un yapan ya da asfalt yolda et kurutan minik insanlar göreceksin.
Sizler işiniz değilsiniz… Sizler paranız kadar değilsiniz… Bindiğiniz araba değilsiniz… Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz… Sizler iç çamaşırı değilsiniz.. Sizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden pisliklerisiniz..Hepimiz aynı pisliğin lacivertleriyiz…
Kendini geliştirmek mastürbasyondur, kendini yıkmak ise asıl soruların cevabı.
İnsanlar bunu her gün yapıyor. Kendileriyle konuşuyor, hayallerindeki gibi olmak istiyorlar. Ama cesaretleri olmadığı için eyleme geçmiyorlar.
Tanrının ya düşmanı ya da hiçbir şeyi olacak olsan, hangisini seçerdin?
Evet biz tüketiciyiz.Tutkulu bir yaşam tarzının yan ürünleriyiz.
Acı ve fedekarlık olmadan hiçbirşey yapamazsın.
Babalar bizim için tanrı modeliydi.Eğer babalarımız bizi terk ettiyse tanrı nasıl biridir?Tanrının senden hoşlanmadığı olasılığını da düşün.O belki seni hiç istemedi.Hatte büyük olasılıkla senden nefret ediyor.Bu başına gelebilecek en kötü şey değil.Ona ihtiyacımız yok.
Dövüş kulübünün ilk kuralı:kulüpten sözetmemek
2.kuralı:kimseye kulüpten sözetmemek
3.kuralı:Ayakkabı t-shirt yasak
4.kuralı:Dövüşler tek tek yapılır
5.kuralı:Dövüşte iki kişi vardır
6.kuralı:Biri pes derse sakatlanır ya da bayılırsa dövüş sona erer
7.kuralı:Dövüş gerektiği kadar sürer
8.kuralı:Dövüş kulübündeki ilk gecenizse dövüşmek zorundasınız
3.kuralı:Ayakkabı t-shirt yasak
4.kuralı:Dövüşler tek tek yapılır
5.kuralı:Dövüşte iki kişi vardır
6.kuralı:Biri pes derse sakatlanır ya da bayılırsa dövüş sona erer
7.kuralı:Dövüş gerektiği kadar sürer
8.kuralı:Dövüş kulübündeki ilk gecenizse dövüşmek zorundasınız
Marla
Bilmem öylemi aslında benim daha çok hakkım var senin hala testislerin var öyle değil mi?
8G’deki kızın kendine inancı yok ve yaşlandıkça, seçeneklerinin azalacağından korkuyor. İyi şanslar.
Anaokulundan beri böyle sevişmemiştim…
Kendi içimdeki hastalıklı ve iltihaplı pisliği kucaklıyorum. Yan cadı, yan.
Biliyorsun ki, prezervatif neslimizin kristal ayakkabısı. Bir yabancı ile tanıştığında, geçiriveriyorsun onu. Bütün gece dans ediyorsun, sonra da atıveriyorsun. Prezervatifi kastediyorum, yabancıyı değil.
Hayvan Kontrol Merkezi gidilecek en iyi yer. İnsanların sevip, sonra da atıverdikleri küçük köpekçiklerin, kedi yavrularının, hatta yaşlı hayvanların ilgini çekmek için hoplayıp zıpladıkları bir yer, çünkü üç gün sonra aşırı dozda sodyum fenobarbital verilip, büyük hayvan fırınına gidecekler.
Birileri seni, hayatını kurtaracak kadar sevse bile, yine de kısırlaştırılmaktan kurtulamazsın.
Birileri seni, hayatını kurtaracak kadar sevse bile, yine de kısırlaştırılmaktan kurtulamazsın.
Seni kazanmam mümkün değil, değil mi?
Sana yeni elbisemi göstermek istedim. Bu bir nedimenin elbisesi ve tamamen elde yapılmış. Beğendin mi? İyi Niyet Tasarruf derneği bir dolara sattı. Bu çirkin mi çirkin elbiseyi yapmak için birileri bu küçücük dikişlerle uğraşmış.
I wanna have your abortion.
Monolog
Kafama bir silah daya ve duvarları beynimle boya.
Sizler özel değilsiniz,
Sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan
Kar tanesi de değilsiniz,
Sizler işiniz değilsiniz,
Sizler paranız kadar değilsiniz,
Bindiğiniz araba değilsiniz,
Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz,
Sizler iç çamaşırı değilsiniz,
Sizler her şey gibi çürüyen birer organik maddesiniz…
Bizler bu dünyanın şarkı söyleyip dans eden yeri geldiğinde dalga geçen yeri geldiğinde gülüp geçen pislikleriyiz.2 Aralık 2007
Ben jack’in öd kesesiyim ben olmazsam jack yağlarını sindiremez. Ben jack’in kalın bağırsağıyım, bu adam biraz kaçıkmış ben ( o sırada taylor evde bisikletle gezer) ben jack’in meme ucuyum…..
Yarın herkesin bi ödevi var. hepiniz biriyle kavga edeceksiniz. kavga edecek ve kaybedeceksiniz.
Edward Norton -Burda yok.
Marla: -kim burda yok.
Edward Norton -tyler burda yok. gitti. uzaklara.
Ben Jack ‘in mahvedilmiş hayatıyım.
Tyler:o silahı neden kafana dayıyorsun
Edward Norton :kafama değil kafamıza
Elime bir tüfek alıp, türünü korumak için çiftleşmeyen her pandayı vurmak istiyorum, petrol tankerlerini açıp hiç görmeyeceğim fransız sahillerini kirletmek istiyorum. DUMAN SOLUMAK İSTİYORUM. gerçekten…
Güzel birşeyleri yok etmek istemiştim..
Sizler özel değilsiniz,
Sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan
Kar tanesi de değilsiniz,
Sizler işiniz değilsiniz,
Sizler paranız kadar değilsiniz,
Bindiğiniz araba değilsiniz,
Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz,
Sizler iç çamaşırı değilsiniz,
Sizler her şey gibi çürüyen birer organik maddesiniz…
Bizler bu dünyanın şarkı söyleyip dans eden yeri geldiğinde dalga geçen yeri geldiğinde gülüp geçen pislikleriyiz.2 Aralık 2007
Ben jack’in öd kesesiyim ben olmazsam jack yağlarını sindiremez. Ben jack’in kalın bağırsağıyım, bu adam biraz kaçıkmış ben ( o sırada taylor evde bisikletle gezer) ben jack’in meme ucuyum…..
Yarın herkesin bi ödevi var. hepiniz biriyle kavga edeceksiniz. kavga edecek ve kaybedeceksiniz.
Edward Norton -Burda yok.
Marla: -kim burda yok.
Edward Norton -tyler burda yok. gitti. uzaklara.
Ben Jack ‘in mahvedilmiş hayatıyım.
Tyler:o silahı neden kafana dayıyorsun
Edward Norton :kafama değil kafamıza
Elime bir tüfek alıp, türünü korumak için çiftleşmeyen her pandayı vurmak istiyorum, petrol tankerlerini açıp hiç görmeyeceğim fransız sahillerini kirletmek istiyorum. DUMAN SOLUMAK İSTİYORUM. gerçekten…
Güzel birşeyleri yok etmek istemiştim..
Tyler : Fuck,damnation !
Hiç yaptık mı diye sormak için Seattle’daki motel odasından Marla’yı arıyorum.
Bilirsiniz işte.
Şehirlerarası, Marla “Neyi?” diyor.
Yattık mı?
“Ne!”
Yani hiç seks yaptık mı?
“Tanrım!”
Yani?
“Yani mi?” diyor.
Hiç seks yaptık mı?
“Sen acayip boktan bir herifsin!”
Seks yaptık mı?
“Seni öldürebilirim.”
Ne yani, bu evet mi demek, hayır mı?
“Bunun olacağını biliyordum” diyor Marla. “Çok kaypaksın. Beni seviyorsun. Sonra görmezden geliyorsun. Hayatımı kurtarıyorsun,
sonra da annemi kaynatıp, sabun yapıyorsun.”
Kendimi çimdikliyorum.
Marla’ya nasıl tanışıtığımızı soruyorum.
“Testis kanseri şeyinde” diyor Marla. “Sonra da hayatımı kurtardın.”
Hayatını mı kurtardım?
“Evet hayatımı kurtardın.”
Senin hayatını Tyler kurtardı.
“Hayatımı kurtardın.”
Parmaklarımı yanağımdaki deliğe sokup, içeride gezdiriyorum. Beni uyandıracak kadar birinci sınıf bir acı için en uygunu bu olmalı.
“Hayatımı kurtardın. Regent Oteli. Yanlışlıkla intihar etmeye kalkışmıştım. Hatırlıyor musun?”
Ah.
“O gece” diyor Marla “senin bebeğini aldırmak istediğimi söylemiştim.”
Kabin basıncını kaybediyoruz.
Marla’ya adımı soruyorum.
Hepimiz öleceğiz.
“Tyler Durden. Adın, Tyler Akıllara-Zarar Durden. 5123 NE Paper Sokağında oturuyorsun ve orası kafalarını kazıyıp, derilerini kül suyu ile yakan küçük müritlerinle kaynıyor.” diyor Marla.
Uyamam lazım.
“Hayır önce koca kıçını kaldırıp buraya gelmen lazım. “ diye bağırıyor Marla. “Şu küçük troller beni sabuna çevirmeden önce gelmelisin.”
Tyler’ı bulmam lazım.
Marla’ya elindeki yaranın nasıl olduğunu soruyorum.
“Sen yaptın” diyor. “Elimi öptün.”
Tyler’ı bulmam lazım.
Biraz uyamam lazım.
Uyumam lazım.
Uykuya dalmam lazım.
Marla’ya iyi geceler diyorum ve uzanıp telefonu kaparken Marla’nın çığlıkları uzaklaşıyor, uzaklaşıyor ve yok oluyor.
Şehirlerarası, Marla “Neyi?” diyor.
Yattık mı?
“Ne!”
Yani hiç seks yaptık mı?
“Tanrım!”
Yani?
“Yani mi?” diyor.
Hiç seks yaptık mı?
“Sen acayip boktan bir herifsin!”
Seks yaptık mı?
“Seni öldürebilirim.”
Ne yani, bu evet mi demek, hayır mı?
“Bunun olacağını biliyordum” diyor Marla. “Çok kaypaksın. Beni seviyorsun. Sonra görmezden geliyorsun. Hayatımı kurtarıyorsun,
sonra da annemi kaynatıp, sabun yapıyorsun.”
Kendimi çimdikliyorum.
Marla’ya nasıl tanışıtığımızı soruyorum.
“Testis kanseri şeyinde” diyor Marla. “Sonra da hayatımı kurtardın.”
Hayatını mı kurtardım?
“Evet hayatımı kurtardın.”
Senin hayatını Tyler kurtardı.
“Hayatımı kurtardın.”
Parmaklarımı yanağımdaki deliğe sokup, içeride gezdiriyorum. Beni uyandıracak kadar birinci sınıf bir acı için en uygunu bu olmalı.
“Hayatımı kurtardın. Regent Oteli. Yanlışlıkla intihar etmeye kalkışmıştım. Hatırlıyor musun?”
Ah.
“O gece” diyor Marla “senin bebeğini aldırmak istediğimi söylemiştim.”
Kabin basıncını kaybediyoruz.
Marla’ya adımı soruyorum.
Hepimiz öleceğiz.
“Tyler Durden. Adın, Tyler Akıllara-Zarar Durden. 5123 NE Paper Sokağında oturuyorsun ve orası kafalarını kazıyıp, derilerini kül suyu ile yakan küçük müritlerinle kaynıyor.” diyor Marla.
Uyamam lazım.
“Hayır önce koca kıçını kaldırıp buraya gelmen lazım. “ diye bağırıyor Marla. “Şu küçük troller beni sabuna çevirmeden önce gelmelisin.”
Tyler’ı bulmam lazım.
Marla’ya elindeki yaranın nasıl olduğunu soruyorum.
“Sen yaptın” diyor. “Elimi öptün.”
Tyler’ı bulmam lazım.
Biraz uyamam lazım.
Uyumam lazım.
Uykuya dalmam lazım.
Marla’ya iyi geceler diyorum ve uzanıp telefonu kaparken Marla’nın çığlıkları uzaklaşıyor, uzaklaşıyor ve yok oluyor.
Marla: Kendini mi vurdun?
Jack: Evet,, ama herşey yolunda… Marla,, bana bak… Gerçekten düzeldim.. İnan bana… Herşey yoluna girecek… Beni çok garip bir dönemimde tanıdın…
6 Ağu 2011
Fight Clup
Bir sabah tuvaletin içinde ölü deniz anası gibi görünen kullanılmış bir prezervatif görüyorum.
Tyler ile Marla’nın tanışması.
İşemek için tuvalete gidiyorum ve tuvaletin içindeki, mağara resimlerine benzeyen pisliğin içinde prezervatif duruyor. Spermin ne düşündüğünü merak ediyorum.
Bu?
Vajina dedikleri mekan bu mu?
Burada neler oluyor?
Bütün gece rüyamda Marla Singer’ı becerdiğimi görüyorum. Marla Singer sigarasını içiyor. Marla Singer gözlerini yuvarlarında döndürüp duruyor. Yatağımda tek başıma uyanıyorum ve Tyler’ın odasının kapısı kapalı. Tyler’ın odasının kapısı asla kapalı olmaz. Bütün gece yağmur yağdı. Çatıda su kabarcıkları toplanıyor, eğriliyor, bükülüyor ve yağmur çatıdan geçip, tavandaki alçının üstünde birikiyor ve elektrik teçhizatından yere damlıyor.
Yağmur yağdığı zaman, şalterleri kapatmak zorunda kalıyoruz. Elektrikleri açmaya cesaret bile edemezsin. Tyler’ın kiralamış olduğu ev üç katlı ve bir de bodrum katı var. Elimizde mumlarla geziyoruz. Evin kilerleri, paravana ile ayrılmış uyuma bölümleri ve merdiven sahanlığında renkli camlı pencereleri var. Salonda, içinde oturabileceğiniz genişlikte pencereleri olan *****balar var. Süpürgelik pervazları oymalarla süslenmiş, cilalanmış ve onsekiz inç yüksekliğinde.
Yağmur evin her yerinden içeri damlıyor. Tahta olan her şey şişiyor ve çekiyor, yerlerdeki, süpürgeliklerdeki ve pencere kasalarındaki çiviler dışarı fırlıyor ve paslanıyor.
Her yerde rahatça üstüne basabileceğiniz veya kolunuzu geçirebileceğiniz paslı çiviler var. Yedi yatak odasına sadece bir banyo düşüyor ve şimdi o banyoda bir prezervatif duruyor.
Ev bir şeyin olmasını bekliyor sanki, büyük bir değişiklik veya bir denemeden geçmek istiyor, sonra yıkılıp gidecek. Tyler’a ne kadar zamandır burada oturduğunu sorduğumda, sadece altı hafta demişti. Zamanın şafağı bile sökmeden önce, evin National Geographic ve Reader’s Digest yığınları biriktiren bir sahibi varmış. Her yağmur yağdığında daha da uzayan büyük magazin yığınları. Tyler son kiracının, parlak magazin sayfalarını kokain zarfı olarak kullandığını söylemişti. Polis veya her kimse kapıyı kırdığından beri ön kapıda kilit yok. Yemek odasının duvarlarındaki dokuz kat duvar kağıdı şişmiş, çiçeklerin altından çizgiler, onun altından yine çiçekler, onun altından kuşlar ve onun altından yeşillik görünüyor.
Tek komşumuz kapanmış olan bir makine dükkanı ve tam karşımızda bir blok uzunluğundaki depo. Evde, damasko kumaşından yapılma masa bezlerinin bir daha asla buruşmaması için kullanılan yedi fitlik silindirlerin durduğu bir klozet var. Yünlüleri güveden korumak için sedir ağacından yapılmış soğutmalı bir sandık var. Banyo duvarlarındaki çinilerde küçük çiçekler var, bir çok kişinin düğünündeki porselen takımından daha güzel ve şimdi tuvaletin içinde kullanılmış bir prezervatif duruyor.
Yaklaşık bir aydır Tyler’la birlikte yaşıyorum.
Tyler kahvaltıya iniyor, bütün göğsü ve boynu morluklarla kaplı, ve ben eski bir Reader’s Digest magazini okuyorum. Bu ev uyuşturucu ticareti yapmak için mükemmel bir yer. Hiç komşu yok. Depolar ve değirmenler dışında Paper Sokağında hiç bir şey yok. Kağıt değirmeninden gelen osuruk kokusu ve değirmenin etrafında portakal renkli piramitler oluşturmuş tahta talaşından gelen hamster yuvası tarzındaki kokuyu da unutmamak gerekir. Bu ev uyuşturucu ticareti yapmak için en mükemmel yer çünkü gündüzleri Paper Sokağından milyonlarca kamyon geçmesine rağmen, geceleri Tyler ve ben her yöne yarım mil uzaklığında yapayalnızız.
Bodrumda yığınlarca Reader’s Digest dergisi buldum ve artık her odada Reader’s Digest birikintileri var.
Amerika Birleşik Devletlerinde Yaşam.
Kahkaha En İyi İlaçtır.
Evdeki tek mobilya bu magazin yığınları.
En eski dergilerde, insan vücudundaki organların birinci tekil şahıs olarak birbirleri arasındaki konuşmalarını veren bir makale dizisi var: Ben Jane’in Rahmiyim.
Ben Joe’nun Prostatıyım.
Dalga geçmiyorum, ve Tyler yarı çıplak vaziyette ve belden yukarısı morluklar içinde mutfağa gelip car, car, car konuşuyor, dün gece Marla Singer ile tanıştığını ve seks yaptıklarını anlatıyor.
Bunu duyunca kesinlikle Joe’nun Safra Kesesi oluveriyorum. Bunların hepsi benim hatam. Bazen bir şey yaparsınız ve tamamen zıvanadan çıkarsınız. Bazen sizin yapmadığınız şeyler sizi zıvanadan çıkarır.
Dün gece Marla’yı aradım. Bir sistem oturttuk, eğer bir destek grubuna gitmek istersem, Marla’yı arıyorum ve ne yapmayı planladığını öğreniyorum. Dün Melanoma grubu vardı ve kendimi biraz kötü hissediyordum.
Marla Regent Otelinde yaşıyor. Regent Oteli kahverengi tuğlaların özensiz bir şekilde bir araya getirildiği, tüm çarşafların kaygan plastik örtülerin içine konduğu bir yer ve insanların çoğu oraya ölmek için gidiyorlar. Yatağın yanlış tarafına oturursan, hem sen, hem çarşaflar, hem de battaniye doğrudan yere kayıyorsunuz.
Melanoma grubuna gidip gitmeyeceğini öğrenmek için, Marla’yı Regent otelinden aradım.
Marla telefona ağır çekimde cevap verdi. Bunun gerçek bir intihar değil, muhtemelen yardım-için-çağrı türü şeylerden biri olduğunu söyledi, ama bir sürü Xanax yutmuştu.
Beni, Marla’nın Regent Oteldeki pis odasında düşünün, Marla “ben ölüyorum. Ölüyorum. Ben ölüyorum. Ölüm. Ölü-yorum. Ölüyorum.” diyerek odanın içinde dolanırken onu izlediğimi düşünün.
Bu saatlerce sürebilir.
Öyleyse bu gece evdeydi, değil mi?
Büyük ölüm olayını gerçekleştirdiğini söyledi. Eğer izlemek istiyorsam, hemen yetişmeliydim.
Teşekkür ederim dedim, başka planlarım var.
Peki öyleyse dedi Marla, televizyon izleyerek de ölebilirim. İzlemeye değecek birşeyler olmasını umuyordu.
Koşturarak Melanoma grubuna gittim. Eve erken geldim. Uyudum.
Ve işte bir sonraki sabah kahvaltıda Tyler morluklar içinde karşımda oturmuş, Marla’nın çılgın bir ****** olduğunu ama bundan çok hoşlandığını söylüyor.
Dün gece ki Melanoma grubundan sonra, eve geldim ve yatağa gidip, uyudum. Ve rüyamda Marla Singer’ı becerip durduğumu gördüm.
Ve bu sabah Tyler’ı dinlerken, Reader’s Digest okuyormuş gibi yapıyorum. Çılgın bir ******, bana sorsaydın ben bunu sana söylerdim. Reader’s Digest. Uniformalı Eğlence.
Ben Joe’nun Safrasındaki Salgı Beziyim.
Tyler, Marla’nın dün gece kendisine anlatmış olduğu şeyleri söylüyor. Hiçbir kız onunla bu şekilde konuşmamış.
Ben Joe’nun Bilenmiş Dişiyim.
Ben Joe’nun Alev Almış Burun Delikleriyim.
Tyler’la Marla on kez seks yaptıktan sonra Marla, hamile kalmak istediğini söylemiş. Tyler’dan bebek aldırmak istiyormuş.
Ben Joe’nun Beyaz Muştasıyım.
Tyler böyle bir şeye nasıl kanardı? Sanki geçen gece tek başına oturup, Pamuk Prenses çizgi filmine cinsel organları ekleyen o değildi.
Tyler’ın dikkatini çekmek için nasıl rekabet edebilirdim?
Ben Joe’nun Öfkelenmiş, Alev Almış Reddetme Duygusuyum.
En kötüsü de, bunun benim hatam olması. Ben dün gece uykuya daldıktan sonra, Tyler garson olarak çalıştığı vardiyadan gelmiş ve Marla Regent Otelinden tekrar aramış. “İşte bu” demiş Marla. Tünel, ona tünelde yol gösteren ışık. Ölüm tecrübesi öyle güzeldi ki, ruhu bedeninden kalkıp, havada asılı kaldığı sırada Marla bunu bana telefonda anlatmak istemişti.
Marla ruhunun telefon açıp açamayacağını bilmiyordu ama en azından birinin onun son nefes alışını duymasını istiyordu.
Ama maalesef telefonu Tyler açmıştı ve bütün olayı yanlış anlamıştı.
Hiç karşılaşmadıkları için Tyler, Marla’nın ölmek üzere olmasını kötü bir şey sanmıştı.
Olacak iş değil.
Hiç Tyler’a göre olmamasına rağmen, polisi arayıp, hemen Regent oteline doğru yola çıkmıştı.
Bu durumda, hepimizin televizyondan bildiği eski Çin geleneğine göre, Tyler sonsuza kadar Marla’dan sorumlu olacak, çünkü Tyler Marla’nın hayatını kurtardı.
Eğer sadece birkaç dakikamı ziyan edip, Marla’nın ölümünü izlemeye gitmiş olsaydım, bunların hiçbiri olmayacaktı.
Tyler, Marla’nın Regent Otelinin en üst katında, sekiz katlık merdiven ve kapılardan televizyon gürültüsünün taştığı uzun ve gürültülü bir koridorun sonunda, 8G numaralı odada yaşadığını söylüyor. Her iki saniyede bir, ya bir aktristin bağırdığı, ya da bir kurşun yağmurunda bir aktörün bağırarak can verdiği bir koridor. Tyler koridorun sonuna varıyor ve daha kapıya dokunmadan, incecik, beyaz bir kol 8G’nin kapısından sapan gibi çıkıp, Tyler’ı göğsünden yakalayıp, içeri çekiyor.
Bir Reader’s Digest dergisine gömülüyorum.
Marla Tyler’ı içeri çeker çekmez, Tyler Regent otelinin önündeki fren ve siren seslerini duyuyor. Sonra şifoniyerin üstünde, barbie bebeklerin yapıldığı yumuşak pembe plastikten yapılma bir vibratör dikkatini çekiyor, ve bir dakikalığına Tyler, milyonlarca bebeğin, barbie’nin ve vibratörün Tayvan’daki bir montaj fabrikasında eritilip, hazırlandığını gözünün önüne getiriyor.
Marla, Tyler’ın vibratörüne baktığını fark ediyor, ve “Korkma. Sana bir zararı olmaz.” diyor.
Marla Tyler’ı bu defada koridora sürüklüyor ve üzgün olduğunu ancak polisi aramaması gerektiğini, ve aşağıdan gelen seslerin muhtemelen polis olduğunu söylüyor.
8G’nin kapısını kilitliyor ve Tyler’a merdivenlere doğru yürümesini işaret ediyor. Merdivenlerde, Marla ve Tyler duvara yapışıyorlar çünkü polisler ve ellerinde oksijen maskeleri ile doktorlar yukarı koşuşturuyorlar. Bu arada 8G’nin hangi oda olduğunu soruyorlar.
Marla koridorun sonundaki oda olduğunu söylüyor.
Marla polise 8G’de yaşayan kızın bir zamanlar tatlı, çekici bir kız olduğunu ama artık bir canavara dönüştüğünü söylüyor. Kız bulaşıcı bir insan artığı ve kafası karışmış, yanlış şeyi yapmaya cesareti yok, o yüzden intihar falan etmiş olamaz.
“8G’deki kızın kendine inancı yok,” diye bağırıyor Marla, “ve yaşlandıkça, seçeneklerinin azalacağından korkuyor.”
“İyi şanslar” diye bağırıyor Marla polislerin arkasından.
Polisler 8G’nin kilitli kapısının önüne yığılıyorlar, Marla ve Tyler lobiye koşuşturuyorlar. Arkalarından bir polisin kapıya bağırışı geliyor:
“Bırakın size yardım edelim Bayan Singer! Yaşamak için bir sürü sebebiniz var! İçeri girmemize izin ver Marla, ki sana problemlerinde yardımcı olabilelim.”
Böylece Marla ve Tyler sokağa çıkmıştı. Tyler Marla’yı bir taksiye bindirirken, otelin sekizinci katında, Marla’nın odasının penceresinin önünde gölgelerin ileri geri hareket ettiklerini görmüştü.
Bir sürü ışık, araba ve ucu bucağı görünmeyen altı şeritlik trafiğin olduğu otobana çıktıklarında, Marla Tyler’dan kendisini sabaha kadar ayakta tutmasını istemişti. Çünkü Marla uyursa, ölecekti.
Marla bir sürü insanın kendisinin ölmesini istediğini söylemişti. Bu insanlar çoğu zaten ölmüş ve öte tarafa gitmişti ve geceleri ona telefon açıyorlardı. Marla barlara gidiyordu ve barmenin ismini seslendiğini duyuyordu. Ve telefona cevap verdiğinde, hattın kesilmiş olduğunu anlıyordu.
Tyler ve Marla, yanımdaki odada sabaha kadar uyanıktı. Tyler daha sonra uyandığında, Marla Regent Otelindeki odasına dönmüştü bile.
Tyler’a Marla’nın bir sevgiliye değil, bir sosyal danışmana ihtiyacı olduğunu söyledim.
Tyler “Buna aşk deme” dedi.
Uzun lafın kısası, Marla şimdide hayatımın başka bir parçasını mahvetmeye hazırlanıyordu. Üniversiteden beri arkadaşlar ediniyorum. Evleniyorlar. Onları kaybediyorum.
Pekala.
Temiz iş, diyorum.
Tyler bunun benim için problem olup olmayacağını soruyor.
Ben Joe’nun Birbirine Geçmiş Bağırsaklarıyım.
Hayır, diyorum, sorun yok.
Kafama bir silah dayayın ve duvarları beynimle boyayın.
Harika diyorum. Gerçekten harika.
8 Haz 2011
tıkanma
annecik bir eliyle haritayı direksiyonun üzerine yaydı, diğeriyle pencereyi açtı. direksiyonu dizleriyle kullanıyordu. gözleriyle bir haritaya bir yola baktı.
sonra da haritayı buruşturup pencereden dışarı fırlattı. bunlar olurken aptal çocuk orada öylece oturdu. annecik çocuğa kırmızı günlüğü almasını söyledi.
çocuk günlüğü anneciğe uzatmaya kalkınca annecik ''hayır. ilk sayfayı aç'' dedi. torpido gözünden bir kalem bulmasını ve çabuk olmasını çünkü nehre yaklaştıklarını söyledi.
yol bütün evleri, tarlaları, ağaçları, her şeyi yarıp geçiyordu ve bir dakika sonra otobüsün yanından sonsuza kadar uzanan bir nehrin üzerindeki köprüye geldiler. çabuk ol dedi annecik, nehri çiz.
sanki nehri oğlanın kendisi keşfetmiş gibi, sanki dünyayı daha yeni keşfetmiş gibi yeni bir harita çizmesini istedi annecik. sadece kendisi için bir dünya haritası çizmesini söyledi. kendi özel dünyasının haritasını.
''düyayı sana anlattıkları gibi kabul etmeni istemiyorum'' dedi.
''senin icat etmeni istiyorum. böyle bir yeteneğinin olmasını istiyorum. kendi gerçekliğini yaratabilmen için. kendi kanunlarını koyman için. bunu sana öğretmeyi denemek istiyorum'' dedi.
çocuk kalemi eline almıştı ve annecik nehri deftere çizmesini istedi. nehri ve önümüzdeki dağları çiz, sonra da onlara isim ver, dedi. bildiği kelimelerle değil de, halihazırda başka anlamları olmayan, onun üreteceği yeni kelimelerle isimlendirmesini istedi.kendi sembollerini yaratmasını için.
küçük çocuk, ağzında kalem, kucağında açık duran defter, bir süre düşündü, sonrada hepsini çizdi.
annecik dikiz aynasından çocuğun çizdiği haritaya baktı ve ''mükemmel'' dedi. saatine baktı ve gaza bastı; otobüs hızlandı ve annecik ''şimdi adlarını yaz. yeni haritamıza nehri çiz ve adını yaz. ve hazır ol, yeni isimler verilmesi gereken bir sürü şey daha çıkacak karşımıza'' dedi.
''çünkü öncülük yapılacak tek şey kaldı, o da elle tutulamayanların dünyası; fikirler, hikayeler, müzik ve sanat'' dedi.
''çünkü hiçbir şey hayalindeki kadar güzel olamaz'' dedi.
''çünkü sana hatalarını söylemek için sürekli yanında olamam'' dedi.
sonra da haritayı buruşturup pencereden dışarı fırlattı. bunlar olurken aptal çocuk orada öylece oturdu. annecik çocuğa kırmızı günlüğü almasını söyledi.
çocuk günlüğü anneciğe uzatmaya kalkınca annecik ''hayır. ilk sayfayı aç'' dedi. torpido gözünden bir kalem bulmasını ve çabuk olmasını çünkü nehre yaklaştıklarını söyledi.
yol bütün evleri, tarlaları, ağaçları, her şeyi yarıp geçiyordu ve bir dakika sonra otobüsün yanından sonsuza kadar uzanan bir nehrin üzerindeki köprüye geldiler. çabuk ol dedi annecik, nehri çiz.
sanki nehri oğlanın kendisi keşfetmiş gibi, sanki dünyayı daha yeni keşfetmiş gibi yeni bir harita çizmesini istedi annecik. sadece kendisi için bir dünya haritası çizmesini söyledi. kendi özel dünyasının haritasını.
''düyayı sana anlattıkları gibi kabul etmeni istemiyorum'' dedi.
''senin icat etmeni istiyorum. böyle bir yeteneğinin olmasını istiyorum. kendi gerçekliğini yaratabilmen için. kendi kanunlarını koyman için. bunu sana öğretmeyi denemek istiyorum'' dedi.
çocuk kalemi eline almıştı ve annecik nehri deftere çizmesini istedi. nehri ve önümüzdeki dağları çiz, sonra da onlara isim ver, dedi. bildiği kelimelerle değil de, halihazırda başka anlamları olmayan, onun üreteceği yeni kelimelerle isimlendirmesini istedi.kendi sembollerini yaratmasını için.
küçük çocuk, ağzında kalem, kucağında açık duran defter, bir süre düşündü, sonrada hepsini çizdi.
annecik dikiz aynasından çocuğun çizdiği haritaya baktı ve ''mükemmel'' dedi. saatine baktı ve gaza bastı; otobüs hızlandı ve annecik ''şimdi adlarını yaz. yeni haritamıza nehri çiz ve adını yaz. ve hazır ol, yeni isimler verilmesi gereken bir sürü şey daha çıkacak karşımıza'' dedi.
''çünkü öncülük yapılacak tek şey kaldı, o da elle tutulamayanların dünyası; fikirler, hikayeler, müzik ve sanat'' dedi.
''çünkü hiçbir şey hayalindeki kadar güzel olamaz'' dedi.
''çünkü sana hatalarını söylemek için sürekli yanında olamam'' dedi.
7 Nis 2011
Tıkanma
İnsanlar dünyanın güvenli ve düzenli bir yer olması için yıllarca çalışırlardı. Ama hiç kimse bunun ne kadar sıkıcı olabileceğinin farkında değildi. Bütün dünyanın parsellendiğini, hız limitleri konduğunu, bölümlere ayrıldığını, vergilendirildiğini ve düzenlendiğini, bütün insanların sınavlardan geçirildiğini, fişlendiğini, nerede oturduğunun ne yaptığının kaydının yapıldığını düşünün. Hiç kimseye macera yaşayacak bir alan kalmadı, satın alınabilenler hariç. Lunaparka gitmek, film izlemek gibi. Ama yine de bunlar sahte heyecanlardı. Dinozorların çocukları yemeyeceğini bilirsiniz. Büyük bir sahte afetin olma şansı bile oy çoğunluğuyla ortadan kaldırıldı. Gerçek afet veya risk ihtimali olmadığından, gerçek kurtuluş şansı da ortadan kalkmış oldu. Gerçek mutluluk yok. Gerçek heyecan yok. Eğlence, keşif, buluş yok. Bizi koruyan kanunlar aslında bizi can sıkıntısına mahkum etmekten başka bir işe yaramazlar.Gerçek karmaşaya ulaşamadığımız sürece, asla gerçekten huzurlu olamayacağız. Her şey berbat bir hal almadığı sürece yoluna da girmeyecek. Keşfedilmemiş tek alan, elle tutulamayanların dünyasıdır. Bunu dışındaki her şey çok sıkı örülmüştür. Çok fazla kanunun içinde hapsolmuş durumdayız.
Elle tutulamayanlar derken interneti, filmleri, müziği, hikayeleri, sanatı, dedikoduları, bilgisayar programlarını, yani gerçek olmayan her şeyi kastediyordu. Sanal gerçeklikten bahsediyordu. Yalandan inanılan şeyler. Kültür. Gerçek dışı şeyler gerçeklikten daha güçlüdür. Çünkü hiçbir şey sizin hayalinizdeki kadar mükemmel olamaz. Çünkü sadece elle tutulamayan fikirler, mefhumlar, inanışlar ve fanteziler kalır. Taşlar ufalanır. Ağaçlar çürür. İnsanlar da maalesef ölürler. Fakat bir düşünce, bir rüya, bir efsane gibi aslında son derece kırılgan şeyler yaşarlar da yaşarlar.
Amacım insanlara anlatabilecekleri neşeli hikayeler sunmak. Beni mahkum etmeniz çok gereksizdi. Bürokrasiniz ve kanunlarımız dünyayı temiz ve güvenli bir toplama kampına çevirdi. Kölelerden oluşan bir jenerasyon yetiştiriyoruz. Çocuklarımıza çaresiz olmayı öğretiyoruz. Öyle planlanmış vaziyetteyiz ve ince ince yönetiliyoruz ki, burası artık dünya olmaktan çıktı. Burası lanet olası bir sahil güvenlik teknesi oldu.
Elle tutulamayanlar derken interneti, filmleri, müziği, hikayeleri, sanatı, dedikoduları, bilgisayar programlarını, yani gerçek olmayan her şeyi kastediyordu. Sanal gerçeklikten bahsediyordu. Yalandan inanılan şeyler. Kültür. Gerçek dışı şeyler gerçeklikten daha güçlüdür. Çünkü hiçbir şey sizin hayalinizdeki kadar mükemmel olamaz. Çünkü sadece elle tutulamayan fikirler, mefhumlar, inanışlar ve fanteziler kalır. Taşlar ufalanır. Ağaçlar çürür. İnsanlar da maalesef ölürler. Fakat bir düşünce, bir rüya, bir efsane gibi aslında son derece kırılgan şeyler yaşarlar da yaşarlar.
Amacım insanlara anlatabilecekleri neşeli hikayeler sunmak. Beni mahkum etmeniz çok gereksizdi. Bürokrasiniz ve kanunlarımız dünyayı temiz ve güvenli bir toplama kampına çevirdi. Kölelerden oluşan bir jenerasyon yetiştiriyoruz. Çocuklarımıza çaresiz olmayı öğretiyoruz. Öyle planlanmış vaziyetteyiz ve ince ince yönetiliyoruz ki, burası artık dünya olmaktan çıktı. Burası lanet olası bir sahil güvenlik teknesi oldu.
.
21 Oca 2011
Tıkanma
Bilgiyi tedavi etmek. Adem’le Havva’nın İncil’deki hikayesinden beri insanlık biraz fazla akıllı oldu. Şu elmayı yediklerinden beri. Şu beyin koreksi, yani cerebellum.
İşte sorun orda. İnsan eğer sadece beyin sapını kullanarak yaşayabilseymiş, sorun ortadan kalkarmış. Balıkların psikolojik olarak ıstırap çektiklerini göremezsiniz. Süngerler asla kötü bir gün geçirmezler. Amacım hayatımı basitleştirmeye çalışmak değil. Amacım kendimi basitleştirmek. Her bağımlılık aynı sorunu çözmek için bulunmuş bir yöntemdir. uyuşturucular, obezite, alkol veya seks, huzuru bulmak için kullanılan farklı yöntemlerdi. Bildiklerimizden kaçmak için, eğitimimizden, elmayı ısırmış olmaktan. Dil, dünyanın nimetlerini ve ihtişamını örtmek için bulduğumuz bir yöntemdir.İnsanlar dünyanın bu denli güzel olmasına katlanamıyorlar. Açıklanamaz ve anlaşılamaz olmasına. Biz artık gerçek dünyada yaşamıyoruz. Semboller dünyasında yaşıyoruz.
* 48 Bir dakika sonra kollar etrafıma dolanır.Polis dedektiflerinden biri beni sıkıca kavrıyor,göğüs kafesimin altını yumruklarken kulağıma “Nefes al! Lanet olası nefes al!” diye fısıldıyor.
Kulağıma soluyarak “Bir şeyin yok,” diyor.
İki kol bana sarılır,ayaklarımı yerden keser ve bir yabancı kulağıma “İyileşeceksin,”diye fısıldar.
Periabdominal basınç.
Doktorların yeni doğan bebeğe vurduğu gibi birileri sırtıma vurur ve şişe kapağı uçarak boğazımdan fırlar.Bağırsaklarımdaki plastik toplar,arkasına biriken bokla birlikte paçamdan aşağıya bir anda boşalır.
Bütün özel hayatım gözl
er önüne serilir.
Gizli hiçbir şey kalmaz.
Maymun ve kestaneler.
Bir saniye sonra yere yıkılıyorum.Hıçkırırken birileri her şeyin yoluna girdiğini söylüyor.Hayattayım.Beni kurtardılar.Neredeyse ölüyordum.Kafamı göğüslerine bastırıp kucaklarında sallarken “Rahatla,”diyorlar.
Dudaklarıma bir bardak su dayayıp “Ağlama,”derler.
Artık geçti,derler.
/
15 Oca 2011
Gösteri Peygamberi”
“Dışarıdaki dünyada televizyon denilen ruhlar insanları ziyaret ediyor. Ruhlar radyo tabir edilen şeyler vasıtasıyla insanlarla konuşuyormuş. Bir arada olmaktan nefret ettikleri ama yalnız kalmaktan da korktukları için insanlar telefon denilen bir alet kullanıyorlarmış.”
“O kadar çok şey öğrenmiştik ki, düşünecek zamanımız kalmamıştı.”
“Asıl hakikat, kimsenin gerçeği istemediğidir.”
“İnsanların olmaya korktukları şey olursanız, onların hayranlığını kazanırsınız.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









