.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..
Tutunamayanlar / Oğuz Atay
Tutunamayanlar / Oğuz Atay
anahtarsizkapilar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anahtarsizkapilar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Nis 2012
9.kapı- anahtar
Kaçıyorum herkesten. Oldum olası yaparım bunu tabi , ama son günlerde daha farklı durum. O turuncu kızı gördüğümden beri, o benim kahramanım olduğundan beri, içimde bi güneş var, sıcak, yakıyor. Kış günü sobaya dokunmak gibi. Acı veriyor, ama elimi çekmiyorum.
Herkesten kaçtıkça kendime yaklaşıyorum.
Yalnızlık Allah'a mahsus derler ya, hadi ordan diyorum, öyle olsaydı bizi yaratmazdı, eğlenceliklerini...
Neden var olduğumu düşünmekle geçti ömrüm, ama turuncudan sonra bu zamana kadar aslında hiç düşünmediğimi fark ettim. Başkalarının neden var olduğunu anlamaya paralel gidiyor kendini anlamak. turuncunun bakışlarını izledikçe kendimi izlediğimi gördüm.
Bir köpek mesela... Durup bir an dik dik bakar hani suratına. Korkutmaz da, bir şey de istemez... Neden yapar bunu? Aklından ne geçer? Anlamadan biterse ömrün, ne anlamı vardır hayatına bir şekilde girmiş olmasının? Figüranlarla mı dolu hayatın? Başrolde sadece sen mi varsın?
Buna kafa yormanın "delilik" olduğunu söyleyenler var. Çok var onlardan. Her yanda onlar var.
Sırtımı döndüm onlara. Anlamaya çalışmaya değmezler gibi. Gözlerinde anlam yok, sanal yaşıyorlar. Reklamlardaki yaşamları satın almak için çalışıyorlar. Aynada kendi gözlerine bakmıyorlar. Aslında yoklar. Bilim kurgu filmlerdeki klonlar gibiler, köle olarak kullanılmak için insanlar tarafından "yapılmış", yapanların izin verdiği ölçüde hayatları var...
Ben böyle konuştukça deli diyorlar.
Hiç tanımadığım bir turuncuyu hastanede ziyarete gittiğim için de "sapık" dediler, "aşık" dediler...
O öyle demezdi, biliyordum. Beni görünce şaşırmazdı bile. O oyuncu değildi, kendi senaryosunu yazıyordu.
Annesi şaşırdı sadece. Korkuyla baktı yüzüme, kendimi tanıtırken. "Bir gün taksme binmiştiniz, sonra sizin evin oralardaydım, kazanızı gördüm. O an koşamadım, dondum kaldım...." Sapık sandı beni kadın, ama O hiç garipsemedi. Annesinden rahatsız oldu, dışarı çıkmasını istedi. Konuştuk saatlerce. Yüzündeki yara izinin yakıştığını söyleyen ilk kişi benmişim. Neden kahramanım olduğunu sormadı. Biliyormuş gibiydi. Hiç şaşırtmadık birbirimizi.
Bazı şeyleri konuşmaya gerek yoktur. İçini dinlemeyi bilirsen, dışını da daha iyi anlarsın.
Anahtarlı Kilitler
17 Mar 2012
Kapı - Anahtar
Hatırlamak istemiyorum o günleri aslında. Yine de o zamanı anlatmazsam anlamam, biliyorum.
Zuhalolcaylar, ahmetkayalar, düşsokakları, ezgigünlükleri arasında, en yok edici müziklerde kayboluyordum Parisin kendini beğenmiş sokaklarında. Para bulduğum an şarap alıyordum. Hiçbi şey yemeden.
Yalnızdım, yeni aldatılmıştım, çok sevmiştim, özür bile dilememişti, umrunda değildim. saftım. İlk kez sevmiştim. Bi daha sevmemeye yemin etmedim. En yakın zamanda öleceğimi düşünüyordum. İçerek hızlandırıyordum ölümü. En sarhoş halimde en işlek caddelerden geçmeye kalkıyordum.
En kolay yok olma yolu buydu o zaman o kafayla aklımın erdiği. (Hiçbir zaman doğru şeye ermedi aklım zaten.)
Gözümü açarken "ölsem de bir kalsam da bir" yankılanıyordu kafamda:
Tanımadığım bir yerdeyim (yine). Günlerden ne, kaç yaşımdayım, yeni mi doğmuşum, adım ne, hangi ülkedeyim, nece konuşurum....Ben kimim? Hepsi şarkıyla birlikte kafamda dönüyor.
Bulanık görüntüler.
Bir adam bir tuvalin önünde bana bakıyor. Kim bilir ne görüyor (beni görmediği kesin). Gözleri korkunç, anlaşılmaz, dudağında garip bir gülümseme. Saçları dağılmış, üstü başı boya...
"Sen kimsin" demeye mecalim yok.
Kendime bakıyorum. Bi battaniye üstümde, altında çıplağım..
Küfrediyorum (içimden). Yine ne geldi başıma kim bilir...
Başım ağrıyor. İçmem lazım.
Su getiriyor manyak herif. Şarap yok mu, diyebiliyorum, anlamamış gibi bakıyor yüzüme. Fransızca bi şeyler söylüyor, o zaman hatırlıyorum nerde olduğumu...
Şarap istiyorum en sarhoş Fransızcamla. Gülümsüyor.. Sarhoş kadın görmekten ilham alan sıçtığımın sanatçı ruhu! (O an tiksindim O'ndan, ama uzunca bi süre beni görmeyişine aldırmıyormuş gibi yaşadım, zaman öyle gerektiriyordu)
Ağrı kesici olduğunu tahmin ettiğim bi ilaç getiriyor. Sorgulamadan içiyorum. Kimseye güvenmiyorum artık, ama yaşamımı da umursamıyorum, hiçbişey önemli değil. Dipteyim, sondayım (feridun da giriyor Parise)...
Yanıma oturuyor.
Yavaş seslerle anlatıyor beni nasıl bulduğunu. neden bu halde olduğumu... güvenmemi istiyor belli ki. Kıçımın kenarı.. neyine güveneceksem, macera arayan hippi işte...
Zerre kadar saygı duymuyorum ona o an. İsmini söylüyor, anında unutuyorum. Ama bana "anlat" diyor.
Başımın ağrısının izin verdiği miktarda anlatıyorum, hiç nazlanmadan.. uzun zamandır bu anı bekliyormuşum gibi.
Yüzüne bakmadan.
Moda tasarımı öğrencisi olarak Paris'e geldiğimi, tasarımcı bi piçe aşık olduğumu, sonra bi daha Türkiye'ye dönmediğimi, hiç özlemediğimi, yepyeni bi hayata burda başlamaya karar verdiğimi... O eski güçlü, ayakları üstünde dimdik durmayı kendine amaç edinmiş Esin'in nasıl yok olduğunu, tüm hayallerimde O piçin yer aldığını....O'nun da benim için aynı şeyleri düşündüğünü sandığımı...
Aşkın hayatın tüm amaçların modanın paranın hayallerin boktan oluşunu, tek gerçeğin ölüm olduğunu.... anlattım. Bana göre saatlerce anlattım. Hiç esnemedi. Kim bilir neler düşünerek kimi dinledi, beni dinlemediği o kadar belliydi ki! (Sonrasında geçen aylarda da hiç beni dinlemedi, hep başka dünyalar...)
Sonunda konuşmaktan yoruluyorum. Kafamı koyuyorum yastığa, uyuyorum battaniyeyi üstüme çekip.
Günlerce bana bakıyor. Sıcak çaylar, kahveler getiriyor.
Zamanla yanında mutlu oluyorum.
Zamanla yanında sarhoş oluyorum.
Zamanla yanında kendimi daha çok kaybediyorum.
O resimlerimi yapıyor, dediğine göre kendini daha çok buluyor.
Bakıyorum tuvaldeki bana, ben değilim o.
yine de onunla kalıyorum. Arada bir dışarı çıkıp para bulup geliyor, ot bulup geliyor, alkol bulup geliyor....Sürekli uyuşuğum bir oda içinde. dışarı çıkınca huzursuz oluyorum.
Ve o yangını çıkartıyor.
Aklımı başımdan alıyor. (belki de aklım başıma geliyor demek daha doğru olur)
bırakıp kaçıyorum.
Ve bu gün yaşıyorum o yangın sayesinde.
Hayatta hiçbir erkek güldürmedi beni.
Kaçtım tüm üzenlerden, ama şimdi tekrar karşımda! Neden?
Anahtarlı Kilitler
4 Mar 2012
Yangın
ben bu kadına aşık oldum
ve işte sırf bundan dolayı ondan kaçtı ruhum.
şaşırmamalı aslında
sanatçılar böyledir, haklıydı.
hep.
ilhamlar için insanları kullanan sıçtığımın ruhuna sahibim ben de
hayat pezevenginin orospu ruhlu duluyum
kim ne verirse, hatta daha çok verirse;
canım ne isterse, istetirse.
kadınları severim, sevişirim, her zerresine dokunurum şefkatle ve sonra canım istediği diye, anlıyor musunuz sırf canım istediği diye çeker giderim
hiç bir gerekçeye gerek yoktur
öylece gitme hakkını kendimde görürüm
ama haksızlık etmeyin bana
ben kartları hep açık oynarım
fırça ile tuvali tatmin ederken, ruhum ile ruhunu tatmin ederim kadınların
ve onlar
en başından beri bilirler gelip gideceğimi.
bir gel git malzemesi kılındıklarını da bilirler elbet.
severler ama beni
çılgın gibi hem de.
bir sanatçının gözünde yaşamayı
bir sanatçı ile sevişmeyi
fırça ile orgazm olmayı
ruh ile öpüşmeyi
şarap ile soyunmayı
sırtıma tırnaklarını geçire geçire kendinden geçmeyi de severler
alış-veriş azizim.
alan var veren var. Adalet!
Ticaret basittir:
Mesela ben özgürümdür
ve onlara da özgürlüklerini veririm.
Kendimi tutsaklaştırsam bile bu katran yaşama,
bir izmarit yakar üzerine tükürürüm kelepçelerimin
dedim ya,
O da,
evime getirdiğim o kadın da biliyordu beni.
ta ilk baştan anlamıştı gözlerimi
gözlerimden ruhumu
hatta en çabuk anlayanı olmuştu tanıdıklarımdan!
O gece,
sıcak battaniyenin altında uyanıp çıplaklığından utanmadan küfürvari bir şeyleri havaya soluduğunda anlamıştım içindeki o vahşiliği
O, hiç anlamadığım dilde kendi kendine küfürler ederken,
ben aşık oldum o'na
Yo, sanatçının aşık olması gibi değil,
bir insanın
hatta bir hayvanın aşık olması gibi
doğal
olağan
sıradan.
o anda
küfürvari hıçkırırken
aslında ne dediğini hiç sormadım O'na.
ama ben o kelimeleri haykıran, acı sümküren kadına baktım
baktım.
Baktım.
şarap istedi benden
ölümü arzular gibi ..
titremeden sesi..
yayık harflerle ıslatıyordu fransızcayı
fransız değildi
asla değil!
ya da en az ben kadar fransız O da.
nereli tahmin edemiyorum,
belki diyorum benim gibi biraz oradan biraz buradan almış
biraz ötede biraz beride yaşamış
Sinirleniyorum o anda.
Her şey berraklaşıyor zihnimde
gidip ilaç alıyorum dolaptan,
sıçtğımın salağı komaya girecek!
titriyor deli gibi
İlacı veriyorum,
bir tane daha
en etkilisinden
ağzına ne versem alacak, o kadar yumuşak bedeni
o kadar salmış kendini!
.
rahatlıyor
gevşiyor
zamanı bir pastil gibi odamda eritiyor
anlatmaya başlıyor
her sarhoş gibi
tüm bilinç altını en müstehcen, en rahat, en uç kelimelerle sıralıyor bana
sadece bedeni değil, ruhu çırılçıplak karşımda!Bir sanatçının en sevdiği şeyi yapıyor. Soyunuyor ruhuyla.
Ayağa kalkıyor, hiçkırıyor, elleriyle kollarıyla çırpınıyor adeta anlatırken
bir erkek mi!!
yani
tüm bunların sebebi bu mu?
Siz kadınlar,
sizi algılamak bile başlı başına bir başarı
bu ruhları titretecek kadar asil duran kadını
hıçkırarak titreten çulsuz, sapsız, gerizekalı bir erkek ha!
Acıyorum ona
acınası acılar bunlar
çaresizlikler
mazoşizm!
eline jilet versen zaman adında, doğrar kendini acısıyla bu tip kadınlar!
Kıvrımlı hatlarıyla karşımda huzursuzluktan danslar yaparken üşüyor,
yerde kıyafetlerini görüyor, üzerine geçiriveriyor hırkasını
Şaşırıyorum
bana hiç bir şey sormuyor
ama bir fahişe gibi de kokmuyor!
Neden her şeyi bu kadar olağan karşıladığını anlayamıyor, sadece alkole veriyorum bu rahatlığı
derken,
aradan saatler geçmiş, dudakları konuşmaktan uyuşmuşken öpüyorum onu
o anda
sırf istedi canım diye.
dudaklarıma ekşi şarap tadı geliyor
kekremsi
ağlayarak öpüyor beni, dudakları nemleniyor zevkten
üzerini çıkarıyor bilinçsizce ve ben içine giriyorum bilinçle.
İnlemiyor, konuşmuyor neredeyse nefes bile almıyor.
SAdece yapışıyor,
ruhuma hiç ayrılmamak üzere
Bir parçam olmak için benimle bütünleşek garip bir ben gibi!
Kendimle mastürbasyon yapmak gibi onla sevişmek
Güçlü ve buruk
Ki ben,
bu kadınla
sadece iki kez sevişiyorum koca iki ayda
ilki ilk karşılaştığımızda beni parçalayarak, inleterek dağıtıp, kendini içime soktuğu o günde.
Diğeri
yani sonuncusu ise,
yangının çıktığı gece.
YA da yangını çıkardığım gece.
Onla sevişmemizin ertesinde, taşıyamayacağımı anlayınca bu sevgiyi bedenimde,
sırf gitsin düşüncesiyle.
ve canım öyle istedi diye!
benden uzaklara, benden nefret ederek, beni taşımadan, bana alışmadan, beni anlamadan gitsin diye
yaktım evimi
Kendimi
Ellerimi ruhumu bedenimi
sonra
Yanına yattım usulca,
bedeni ılıktı
Aşıktım ben bu kadına
anlıyor musunuz
hücrelerimi çalmıştı benden
beni bana borçlu kılmıştı!
farkında bile değildi
ve ben, sırf aşık olduğum için istemiyordum onu hayatımda
beni mahvederdi aşk!
ben aşkı yöneten, aşka aşık olan, aşkla oynayan
aşkı yaşatan, aşkı resmeden,
aşkın tüm renklerini hazda, anda, mekansızlıkta, zamansızlıkta, pervasızlıkta gören adam istemedim o kadını!
AŞık olduğum kadını
tek kadını!
Omuzundan
sağ omuzundan öptüm onu
.
duman odaya dolmaya başladı ve
O,huzursuzca kıpırdanmaya başlayınca kalktım yataktan
koştum
resimlerimi toparlamaya başladım,
çocuklarım gibi titrer göründüm onların üzerine
ARadan bir kaç dakika geçmedi ki,
yanıma geldi
BAkışları buz gibiydi,
alevler arkasını kaplamıştı
donuk bakıyordu
anlatılmaz bir donukluk
RENGİ olmayan bir donukluk!
en kaliteli ottan çekmiş gibi
Duygusuz ve zevksiz
O anda,
burnuma değecak kadar yaklaştı tenime
Elini yanağıma koydu
Buz gibiydi elleri!
üşüdüm.
Yangından ötürü ben bile heycanlanmışken,
o hiç bir şey demeden ve hissetmeden gözlerime baktı
baktı
baktı..
Ruhuma geçirdi sessizlik bıçağını ve neredeyse fısıldadı yarama kan niyetine:
Beni niye uyandırmıyorsun manyak herif?
O kadar sakindi ki.
O kadar..
İçindeki yıkımları duyuyordum,
ve o neredeyse delirmiş bir halde bana bakıyordu
Sonra dudakklarını büzerek,
iğrenç bir şey görmüş gibi
bana baktı
baktı
baktı
Ve yürüdü o büzülmüş dudağı ile,
evden kaçtı.
Anahtarlı Kilitler
21 Şub 2012
Şöför ve Şair
tutmadım ama ellerini
şarap iyi çarpmıştı seni. Gözlerinden kayıyordu yaşlar. Dayanamadım.Kalktım yataktan. Banyona geçtim. Yüzüme soğuk sular vurdum. ayıltmaya çalıştım ruhumu. RAhattım aslında sen ardımda kalmışken elin boş.
Döndüğümde sızacağını biliyordum.
Utanmanı istemiyordum.
Çünkü Seni hiç bu kadar zayıf görmemiştim.
İçim garip oldu. kaçtım senden. Hatırlamıyorum diyebilmek için.
Güneş doğacaktı.
Isırıyordu kulaklarımı ışıklar
Aynaya baktım uzun uzun.
Gözlerimin altındaki morlukları silmeye çalıştım ellerimle. Ama hayır, onca sigara onca alkol nereye gidecekti ki!.
Hani demiştin ya bana içli içli bir umursamazlıkla: Kişinin ruhu gözlerindedir şoför. Yaşlanma tendeki kırışıktan değil gözdeki ışıktan anlaşılır.
Haklısın. Gözlerimde görüyorum işte tüm dağılmışlıkları, anıları, geçmişi.Bedenim değil.Asıl ben.şuan. Ben! Ne kadar da çıplağım bu gözlerle. Çırılçıplak hem de!
Ayaklarımın ucuna basa basa giriyorum odaya. sen kokan odana.
Sızmışsın. Mışıl mışıl kokuyorsun. İnsan uyurken gerçek halinde mi olur cidden.. İşte sen, masumsun. Onca insanı sen öldürmüş olamazsın, onca sert sözler senden çıkmış olamaz, bir kelam uğruna bunca yürekten mürekkep almış olamazsın.
Hem bak, evin ne kadar soğumuş. Üstünü örtüp çıkayım. Gerçi birazdan uyanırsın, gülümsersin gittiğime. Dersin ki:
iki kelam tanrısı gece sevişir gündüz ayrılır. Kelamların efendileri arzuyla sevişirler ama sevemez biribirlerini.
Hani o gün yazdığın gibi:
kelime getirdi seni bana
ve o götürecek yine
Benden daha şair kadın! Benim sığındığım soğuk liman. Hayvansılığımın boşaldığı beden. Dizinde ağladığım, tokatlayarak uyuttuğum kadın. Kalbi pezevenk kadın! Bir insan kendini ne kadar severse seni o denli sevdim seni, biliyorsun değil mi? bilmez miain. Hem de nasıl bilirsin.
Ama şimdi gitmeliyim yine.
O kızın yanına gitmeliyim.
Hani ' nasıl ya? ilk senle mi beraber oldu.' diye kahkaha attığın kızın yanına gitmeliyim.
Gizli gizli izlediğin, hatta bir şekilde tanıştığın kızın yanına.Nasıl oyuncusundur sen! Bilmez miyim..
Kıskanmadın biliyorum o nu. sadece merak ettin.
VE gittin, izledin o yerde. Konuştun. Ne konuştuğunu bilemediğim kızın yanına gideceğim işte.
Ne söyledin o na? Niye güldüğünü söyledin mi mesela? Ya da benim tüm defterlerimi dolduran kalbini anlattın mı O'na? Bir bilsen katil kadın. KAtil ve şair kadın. Sen 'elimi tut' derken ne kadar samimiyken, o ' git.sevmedim seni' derken o kadar yalancıydı işte. O kızı sevdim ben. CEsurdu. Senden daha cesurdu. SEnden bile daha cesurdu!
Söylesene
Öptün mü o kızı sırf benim tadımı almak için?
Söylesene cesaret ettin mi O'nun ruhuna girmeye.
Hayır
Öldürme O'nu da.
Gel
beni öldür
Bir ben ölümsüzüm senin dünyanda
ve bundan
bir ben gelebiliyorum istediğim zaman sana..
Anahtarlı Kilitler
son zamanlarda okuduğum en güzel hikayeler bu blogda tavsiye ederim cidden.
11 Şub 2012
Ressamın Parmakları
'Bugünlük yeter, giyinip gidebilirsiniz' derken,
izmariti ağzının kenarında umursamaz bir sarhoşlukla duruyordu. Turuncuya kaçan sarı ışığın gölgelere boğduğu çalışma odası dumanaltı ve O, karşısındaki genç kadın giyinirken umarsızca mutfağa doğru gidiyor.
Klasik: Kahve yapacak yine.
Gerçi dün gece çayın Britanya'daki tarihi üzerine bir araştırma yazısı okurken canı müthiş çay çekmişti. Damağında o özüt özlemi alevlenmişti ama evinde hiç kalmamıştı. Bir yaprak bile!
Hay aksi diye mırıldanmıştı o an. gecenin ortasındaydı.Neyse artık, yarın alırdı.
Henry Fielding mi demişti, en iyi çay tatlandırıcıları aşk ve skandaldır diye.Halt etmiş.
Hem her neyse, O zaten şeker kullanmıyor. Dolayısıyla Aşkı da, skandalı da. Yoksa kullanmak fiilini başka bir amaçla mı kullanıyor?
Umursamazlığı üzerinde adımlarını sıklaştırmadan mutfağa geçip,kendine sert bir kahve hazırladı bile.
Boynu feci yorulmuştu. Bir kaç esneme hareket ile omuzlarını ve boynunu kıtlattı.
Bu sırada genç kadın çoktan giyinmiş, çantasını son bir kez kontrol ediyordu.'PAra?' anlamına geliyordu bu son hareketler ve kadına karşılık olarak 'Bir dahakine bu haftadakileri toplu olarak vereceğim. Perşembe günü görüştüğümüzde yani.' dedi bir anda.Sigarasını söndürürken musluk altında.
KAdın gülümseyerek teşekkür etti,saçlarını aynada kabaca düzelttikten sonra, kabanını giyip hızlıca evden ayrıldı.
İçindeki duygu neydi belli olmadan kapıyı yumuşak bir dokunuşla çarptı ve içeriyi derin bir sessizlik kapladı.
KAhvenin ilk yudumu alınıp, eski emektar radyo açılana kadar da bu sinir bozucu sessizlik katransı bir zafer edasıyla varlığını sürdürecekti.
Kahvesini bitirdikten sonra, yenisi yakıp, hatta neredeyse bitirip kül tablasına bıraktığı izmaritten bir fırt daha alıp (sonunda) sadece filtresi kalan sigarayı söndürdü. Tüm bu şeyleri o kadar yavaş ve zevkini çıkara çıkara yapıyordu ki, zamanı kontrol edilebilir ve bu akışı da zevkle birleştirebilir olduğunuza kanaat getiriyordunuz.
Sonra mutfağın hemen solundaki, küçük banyoya girdi. Güzelce ellerini sabunladı. Banyonun içindeki eski kova ve metal çantayı alıp odaya getirdi. Biraz önce kadının uzandığı yatağın kenarına koydu, gözlerindeki mutluluğun demlenmesini beklemeden küçük taburesine oturdu. Çantasını açtı,içinden ucu tüylü o büyüleyici aleti çıkardı. Önüne metal tüpten bir şeyler fışkırttı ve bu gösteriyi başlatan dokunuşları hareketlendirdi.
Müzik gibi ritimlenecekti birazdan devinimleri ve O,
Kiraladığı mankenin tuvalin üzerindeki yansımasına ilk yağlı dokunuşu yapacaktı fırçasıyla.
ve Nİhayet..
Ressam tarafından seçilen ilk renk kırmızı olacaktı,
kadının kurdelesinin kırmızısı..
Anahtarlı Kilitler
17 Oca 2012
1.kapı-anahtar
"Götü kalkık piç..." dedi kapıyı kapatır kapatmaz.
Kendini beğenmiş entel tiplerden biriydi bu da. Saçma sapan kitaplar okuyup hayatın anlamını kavramaya çalışırlardı, yaşamadan.
Fahişeye pislik gözüyle bakarak üstünde gidip gelirken kendinden geçen, kim bilir ne saçma sapan -asla gerçek olmayacak- hayaller kuran bu adamlar, fahişeden bir de rol yapmasını, zevk alıyormuş gibi haykırmasını beklerler.
"Halbuki bir kadın duygusuzken zevk alamaz, hele nefret ederken hiç zevk alamaz. Alıyorsa tamamen kendi yeteneğidir, adamın hiç katkısı yoktur. Bunu gerçekten bilmez mi bu entel tipler? O kadar kitap okurlar da, bu gerçekler yazmaz mı hiç içlerinde?" diye şaşırıyordu kimbilir kaç bininci kez... Kandırılmayı seviyordu işte insanlar, anlayamadığı huylarından biri daha...
Sinirden ayağı takılıp sendeleyince durdu, "neyse" dedi, "hiç olmazsa sürekli müşteri olacak, belli".
"Aslında bi de telif hakkı istemeliyim" diye güldü kendine, "sayemde ilhamını bulup resim yapacak!"
Sandviç aldı 7-24 açık olan sandviççi amcadan... Ne iş yaptığımı anlıyor mu acaba, diye düşündü. Çünkü mesleğini belli edecek kıyafetler giymezdi asla. Öncelikle kıyafete saygı duyulan bu garip dünyada, mesleğini öğrenen insanların yüzündeki şaşkınlığı görmeye bayılıyordu. Bu adam da büyük ihtimalle arkadaşlarıyla eğlenmekten dönen modern iş kadını olarak görüyordu O'nu. Gülümsedi edeplice.
Sandvici alıp uzaklaşırdı belki, ama adamın sıcacık gözlerini sevdi. Muhabbet ederiz belki konuşmadan, diye umarak yanındaki banka oturdu. Çok acıkmış gibi hızlıca yedi. Adamın O'nu süzdüğünü hissediyordu. Oturdu, oturdu, birden kalkıp "çok güzel olmuş, elinize sağlık, iyi geceler" deyip, gelen taksiyi çevirdi.
Günlük baba sevgisi ihtiyacını da karşıladıktan sonra, huzurla uyuyabilirdi. Bugün de seviyordu yaşamayı be! daha ne olsun...
anahtarlı kilitler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





