Benim için anlamı herneydiyse / eninde sonunda / bir hatıra olacak / çokça çabaladığım..
.
Tutunamayanlar / Oğuz Atay
1 Nis 2022
11 Oca 2022
9 Kas 2021
mille piacer' non vagliono un tormento.
"gerçekte bizim medeni dünyamız büyük bir maskaralıktan başka bir şey değildir. (...) bu insanlar asla kendilerini tanıttıkları gibi değildir ve sadece maske takmış para spekülatörleridir. (...) dünyanın bir maskaralıktan başka bir şey olmadığını oldukça genç yaşlarda öğrenmek çok önemlidir, çünkü aksi durumda bazı olaylar kişi için tamamen anlamsız kalır. (...) her zaman alçaklık ve ihmal olacaktır ve bunlar her zaman başarının önüne geçecektir. (...) öyleyse yeni yetişen nesil ancak küçük yaştan itibaren elmanın balmumundan, çiçeğin kumaştan, balıkların kağıttan yapıldığını öğrenirse her şeyin esasında maskaralıktan başka bir şey olmadığının idrakine varır. (...) biz insanı sadece medeniyet dediğimiz evcilleştirilmiş ve terbiye edilmiş haliyle tanırız. bu yüzden insan tabiatının zaman zaman gerçek yüzünü gördüğümüzde dehşete kapılırız."
doğuştan gelen tek bir yanılgı vardır. o da mutlu olmak için burada olduğumuzu sanmamızdır.
10 Kas 2020
Benimle Oynar mısın?
5 Kas 2020
No Plan
Plan yok
Dizgin üzerinde el yok
Mack'in açıkladığı gibi, ... karanlık olacak
1 Kas 2020
Portishead - Roads
bir masal anlatıyor portishead. diyor ki:
“siz hepiniz, ben tek.”
28 Eki 2020
Uçları kırık
17 Eyl 2020
İnsan mıyım? Mahluk muyum* Ot muyum?
yıllarca aradım kendi kendimi
hiçbir türlü bulamadım ben beni
hayal miyim bir rüya mı bilinmez
hiçbir türlü bulamadım ben beni
insan mıyım? mahluk muyum? ot muyum?
ekilir biçilir bir nebat mıyım
mecnun muyum bir güzele kul muyum
hiçbir türlü bulamadım ben beni..
ismi ilk göründüğünde şüphe uyandıran, aşık veysel'in bulamadım türküsüne fikret kızılok coverı. tehlikeli madde grubuyla birlikte çalıp söylemiş bu şarkıyı. aşkın olmadığı yerde 45'liğinin b yüzü. bağıra çağıra söylenecek türden...
Illustration - Jeff Treves
Fikret Kızılok: Vocal
Turhan Yükseler: Keyboard
Ataman Hakman: Guitar
Siret Yurtsever: Guitar, flute
Sahir Kayıhan: Bass guitar
Eser Sayıner: Drums
Lyrics: Aşık Veysel
11 Eyl 2020
yengeç, suda yaşar ama yüzme bilmez. suyun içinde yürür.
.. insanlara nasıl tavır takınacağım ki hem kendi mahiyetime sadık kalayım ve hem de doğru davranış çizgisinde mesafe katedebileyim? bu sorunun cevabını yıllar sonra thomas szasz'ın bir affirmation'unda buldum: "akılsız adam ne affeder ne de unutur; saf yürekli adam önce affeder ve sonra da unutur; bilge ise affeder, ama hiçbir zaman unutmaz." sf.26
...yanlışın bir yanlış olduğunu unuttuktan sonra affediş değerini kaybeder. affettikten sonra unutursanız, ipleri elinizden kaçırırsınız. unutmamak sizin kazançlarınızdan biri olmalı. sf.28
akılsız adam affetmeyen ve unutmayan haliyle katıdır, serttir. kırar veya kırılır; parçalar veya parçalanır. saf yürekli adam affeden ve unutan tavrıyla yumuşak ve hafiftir. kırmaz ama kırılır; parçalayamaz ama kendisi parçalanır. bilge kişi ise affeden ve fakat unutmayan tavrıyla esnek ve diridir. ne kırar ne kırılır; ne parçalar ne parçalanır.
akılsız adam taş gibi: suya düşerse batar. saf yürekli adam şeker gibi: suya düşerse erir. bilge kişi yağ gibi: suya düşerse yüzer. sf29.
faydasız yazılar - ismet özel
doyum, diye düşündü shevek, zamanın bir işlevidir. zevk arayışı döngüseldir, yinelenir, zaman dışıdır. izleyicinin, heyecan arayanın, rastgele cinsel ilişkide bulunanların çeşitlilik arayışı hep aynı yerde son bulur. bir sonu vardır. sona erer ve yeniden başlamak zorunda kalır. bir yolculuk ve dönüş değildir, kapalı bir çevrimdir, kilitli bir odadır, bir hapishanedir.
kilitli odanın dışında zamanın manzarası vardır; şansın ve cesaretin yardımıyla ruh, bu manzara içinde, sadakatin kırılgan, geçici, umulmayan yollarını ve kentlerini kurabilir. insanların mekan tutabileceği bir manzaradır bu.
ursula kroeber le guin - mülksüzler
kırk yaşındayım artık, şaka değil; kırk yıllık koca bir ömür, ihtiyarlığın ta kendisi. kırk yaşından fazla yaşamak ayıptır; bayağılık, hatta ahlaksızlıktır! tüm samimiyetinizle, dürüstçe söyleyin, kırk yaşını kim geçer? ben söyleyeyim size: aptallarla namussuzlar.
dostoyevski / yeraltından notlar
"...insanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar. dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır"
.........
insan bazı olayları yaşamanın heyecanını kaybedince, aynı olayları tekrar yaşarken daha ustalaşıyor, yaşamın akışına kapılmadığı için daha üstün bir yaratıkmış gibi görünüyor başkalarına. oysa duyarlılık bitmiş
oğuz atay/ günlük
eğer etrafımızda sürünen sonsuz sayıdaki can çekişmeyi, birer gizli ölüm olan bütün hayatları sevip anlayabilseydik, acı çeken varlık sayısında kalp gerekirdi bize. ve geçmiş üzüntülerimizin tamamını mevcudunda bulunduran, mucizevi bir şekilde güncel bir hafızamız olsaydı, böyle bir yükün altında çökerdik.
hayat, ancak muhayyilemizin ve hafızamızın zayıflığı ile mümkündür.
...........
kaç kelime var dağarcığınızda? şimdi hangi kelimelerden medet umuyorsunuz bu mağaranın ağzında? hangi kelimelerle yıkanıyorsunuz tabiatta bir tek size armağan edilmiş dilin ırmağında? bereketiyle var olduğunuz şu yeryüzü toprağında, yüzünü bildiğiniz kaç ağacı, kaç çiçeği, kaç bitkiyi, kaç taşı sayabiliyorsunuz adlarıyla? gönül alacak kaç kelime biliyor, akıl açacak kaç kelime tanıyorsunuz duyduğunuz, okuduğunuz, konustugunuzla? ad vermek kıymet biçmektir dile, varlığa.
murathan mungan / dokuz anahtarlı kırk oda
ruth:
— yani, sen kendini bütün müzik otoritelerinden üstün mü tutuyorsun? diye itirazda bulundu.
martin:
— hayır. sadece bir birey olarak fikrimi söyleme hakkımı kullanıyorum, o kadar. madam tetralani'nin bir filinkini andıran sıçramalarının, benim gözümde neden orkestrayı berbat ettiğini açıklamak amacıyla ne düşündüğümü anlatıyordum. dünyadaki bütün müzik otoriteleri haklı olabilir. ama ben, kendi zevkimi insanlığın üzerinde ittifak ettiği yargıya uyduramam. eğer bir şeyi beğenmezsem, beğenmem, işte o kadar; üstelik herhangi bir şeyi insanların çoğu beğeniyor veya beğenmiş görünüyor diye benim de beğenir görünmeme hiçbir sebep bulamıyorum. hoşlandığım veya hoşlanmadığım şeylerde modayı takip edemem.
jack london/ martin eden
insanların her yerde çile çektiklerini ve yalnızca bir, iki kişiyle sınırlı insanların mutlu olduğunu binlerce kitaptan mı öğreneceğim?
dayanamıyorsan neden bizimle ortakliğa girişirsin? uçmak istiyorsun ama başın dönüyor.
faust- johann wolfgang von goethe
"rakı sofrası ister donanmış olsun, ister kibrit kutusu peynir, bir iki salatalıktan oluşsun, hep keyiflidir. yaşam vardır içinde. geceyi uzatır, insanları yaklaştırır. herkes biraz filozof kesilir rakıyla birlikte. (...) kim ne derse desin rakının toplumsal, ruhsal bir tarafı vardır. hatta tavrı vardır. içmeyi bilmeyenin kanına karışmaz, direnir. taşımasını bilmeyeni rezil eder. söyleşmeyi bilene yoldaş olur, sırdaş olur, bazen oynaş olur."
...
‘bu alemde ne varsa benim sıfatımdır. ben olmasam bir şey olmazdı. ben "hep"im, yahut "hiç"im; ben "hiç"im yahut, "hep"im. zaten "hiç" ile "hep" aynı şeydir, tek şeydir. lakin ikisinin farkını ayırt edemeyiş, bir şeyi iki adla çağırıyor.."
a'mak-ı hayal/ filibeli ahmed hilmi
insanlara, onları size nankörlük yapmaya mecbur bırakacak kadar büyük iyiliklerde bulunmayınız.
....
"birilerini affetmek budistlerin yapacağı bir şey.
- sen nesin peki?
-bir anarşist."
tarryn fisher, siyah damar
2 Eyl 2020
Karanlık bir vals
23 Ağu 2020
Janis Joplin - Kozmic Blues
boş zamanlarında güzel bir kafa ile canlı performanslar izlemeyi adet edinmiş birisi olarak az önce (şöyle ) bir performans izledim. abimiz ne kadar güzel söylemiş, ekrana çivilendim resmen. büyük alkışlar!
sonra aklıma janis'in (şu performansı ) geldi. ben ne zaman güzel bir performans izlesem aklıma bu geliyor zaten de neyse.
hissetmeyi öğrenip, iç yolculuğumda büyük yolculuklar yapabilmişssem, bunun oluşmasında pastadaki en büyük payı janis almıştır diye düşünüyorum. bir röportajında "şarkı söylerken ne düşünüyorsun?" diye sorarlar, "bir şey düşünmüyorum, sadece hissediyorum." der bu güzel kadın da. üstteki videosunu ilk izlediğim anda, bir insanın nasıl bu kadar hissederek şarkı söyleyebileceğini, kendisini çıkarttığı seslerle nasıl da bu kadar güzel ifade edebileceğini tahayyül bile edemezdim. modern zamanlarda her şeyi düşünerek yapmamız gerektiğinden dolayı hissetmeyi hepten unuttum sanırım diye düşündüm. hayatımdaki, düşünce yapımdaki kırılmalardan -burada kalp kırıklığından değil; bir dallanma, bir yol ayrımı, drastik bir karakter sapmasından bahsediyoruz- en sonuncusu ve harikasının başladığı dönem de bu kadını daha çok incelemeye ve dinlemeye başladığım dönemdir sanırım.
little girl blue dinliyorum ve bir yandan da janis joplin, elvis presley, otis redding gibi insanları artık kimsenin pek de takmadığını görüyorum. insanların en başta romantiklik ve naziklik olmak üzere, hiçbir değerlerine önem vermediğini izliyorum.
üzüldüğümde güzel müzikler dinliyorum, o iyi geliyor bak:)
lakin kozmıc blues başkadır..
21 Ağu 2020
Geçer
12 Kas 2016
Beni bir sardunya büyüttü belki de
12 Ağu 2016
Bir varmış bir yokmuş
"sevmeyi özledim biliyor musunuz? kayıtsız şartsız bir gülüşü. olur olmaz yerde ağzıma bir öpücüğün konmasını. bir doğruya sevinmekten çok bir saçmalığa gülümseyebilen hoşgörüyü. 'nerde kaldın' ayazını değil, 'hoş geldin' iyiliğini. hiçbir şeyle yatışmayan yürek telaşını. kapı zilleriyle telefonlar arasında tükenmeyi. geceyi bir hayal hazinesine çeviren uykusuzluğu. bir gövdenin önünde diz çökmeyi. kendimi severek yürümeyi kalabalıkta. 'göğe bakma duraklarını' özledim. yağmuru kirpiklerinden içmeyi. yumruk kadar bir yüreğe dünyayı sığdırma hünerini. 'sana sevinç verdiğim sürece ben buradayım' zenginliğini özledim. otel odalarının insanı bir yaprak gibi incelten kederini. başka kentlere vuran rengini güneşin. başka sokakların telaşıyla çoğalmayı. dünyayı yudum yudum aşka çeviren yalnızlığı..."
şükrü erbaş / insanın acısını insan alır
“doğru olan şeylere inanabilirim, doğru olmayan şeylere inanabilirim, doğru olup olmadığını kimsenin bilmediği şeylere inanabilirim. noel baba’ya, paskalya tavşanı’na, marilyn monroe’ya, beatles’a, elvis’e ve bay ed’e inanabilirim.
dinle; ben insanların kusursuzlaştırılabilir olduğuna, bilginin sınırsız olduğuna, dünyanın gizli bankacılık kartelleri tarafından yönetildiğine ve düzenli olarak uzaylılar tarafından ziyaret edildiğine, bu uzaylıların bazılarının kırışık lemurlara benzeyen iyi uzaylılar, diğerlerinin sığırları sakatlayan, suyumuzu ve kadınlarımızı isteyen kötü uzaylılar olduğuna inanıyorum.
geleceğin berbat olacağına inanıyorum, geleceğin süper olacağına inanıyorum, bir gün beyaz bizon kadın’ın geri döneceğine ve herkesin kıçını tekmeleyeceğine inanıyorum.
bütün erkeklerin yalnızca aşırı büyümüş, büyük iletişim sorunları olan oğlan çocukları olduğuna ve amerika’da seksin eskisi kadar harika olmayışının eyalet bazında arabalı sinema sayısındaki düşüşe paralel gittiğine inanıyorum.
bütün politikacıların ilkesiz sahtekârlar olduğuna inanıyorum ve yine de onların diğer seçenekten daha iyi olduğuna inanıyorum.
california’nın büyük deprem geldiğinde denize gömüleceğine, florida’nın deliliğe, timsahlara ve zehirli atıklara boğulup dağılacağına inanıyorum.
anti bakteriyel sabunun hastalığa ve kire karşı direncimizi yok ettiğine ve bu yüzden bir gün, dünyalar savaşı’ndaki marslılar gibi, sıradan bir nezle yüzünden türümüzün yok olacağına inanıyorum.
son yüzyılın en büyük şairlerinin edith sitwell ve don marquis olduğuna, yeşimin kurumuş ejderha spermi olduğuna ve binlerce sene önce, yaşamlarımdan birinde tek kollu sibiryalı bir şaman olduğuma inanıyorum.
insanoğlunun kaderinin yıldızlarda olduğuna inanıyorum.
şekerin gerçekten de çocukken daha lezzetli olduğuna, bir yaban arısının uçmasının aerodinamik açıdan imkansız olduğuna, ışığın hem dalga, hem parçacık olduğuna, bir yerlerde bir kutunun içinde canlı ve aynı zamanda ölü olan bir kedi bulunduğuna (ama kediyi beslemek için kutuyu açmazlarsa sonunda yalnızca iki ayrı biçimde ölü olacağına) ve evrende, evrenden milyarlarca sene daha yaşlı olan yıldızlar bulunduğuna inanıyorum.
benimle ilgilenen, benim için endişelenen, yaptığım her şeye göz kulak olan kişisel bir tanrı olduğuna inanıyorum.
evreni harekete geçirdikten sonra kız arkadaşlarıyla takılmaya giden ve benim yaşayıp yaşamadığımı bile bilmeyen aldırışsız bir tanrı olduğuna inanıyorum.
nedenleri olan kaosla, arka plan gürültüsüyle ve salt kör talihle dolu boş ve tanrısız bir evrene inanıyorum.
cinselliğe aşırı değer verildiğini söyleyen herkesin, o işi doğru düzgün yapmamış olduğuna inanıyorum.
neler olup bittiğini bildiğini iddia eden herkesin, önemsiz konularda da yalan söyleyeceğine inanıyorum.
mutlak dürüstlüğe ve sağduyulu sosyal yalanlara inanıyorum.
kadınların seçme hakkında, bir bebeğin yaşama hakkında, insan hayatı kutsal olsa da, yasal sisteme kesin olarak güvenilebildiği sürece ölüm cezasında yanlış bir taraf olmadığına ve ancak bir budalanın yasal sisteme inanacağına inanıyorum.
hayatın bir oyun olduğuna, hayatın zalim bir şaka olduğuna, hayatın sen yaşarken olanlar olduğuna, bu yüzden arkana yaslanıp zevkini çıkarman gerektiğine inanıyorum.” nefes nefese durdu…
neil gaiman // american gods
ben, ölüme dair yemin etmeyenlerden, tehdit savurmayanlardan,
dinini ve ırkını aklının yerine koymayanlardanım.
ben hâlâ şiir okuyanlardanım.
ben ölürken vatanını yahut dinini değil, “sevgiliyi” düşünecek olanlardanım.
18 Tem 2016
27 Haz 2016
Fleurie - Breathe
olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasinda bir boşluğum..
2 May 2016
Akrebin Şarkısı
9 Nis 2016
29 Kas 2015
Beni olduğum gibi kabul edecek bir Tanrı'ya tabi ki inanabilirim!
belki de yüreksizlerin asıl cezası budur: gerçeği, iş işten geçtikten sonra, artık yapılabilecek hiçbir şey kalmadığında görmek, anlamak..
her şey, unsurlar ve fiiller, seni yaralama da elbirliği ederler. burun kıvırmanın zırhına mı bürünmelisin? kendini bir tiksinti kalesinde tecrit mi etmelisin? insanüstü kayıtsızlıklar mı düşlemelisin? zamanın yankıları seni son yokluklarının içinde de mağdur edeceklerdir.. kanamanın önüne hiçbiri geçemediğinde, fikirler bile kırmızıya boyanır, ya da tümörler gibi birbirinin üzerine tırmanır… eczanelerde varoluşa karşı hiçbir özel ilaç yoktur – yalnızca palavracılar için küçük ilaçlar… peki, berrak, alabildiğine eklemlenmiş, vakur ve kendinden emin ümitsizliğin panzehiri nerededir? bütün varlıklar mutsuzdur; ama ne kadarı bunu bilir?
düşün ki, milyonlarca yıl önce her şey yaratılırken, bu masalın eşiğinde dursaydın ve senin günün birinde bu gezegendeki bir hayata doğmak isteyip istememeyi seçme şansın olsaydı... ne zaman doğacağını bilmeyecektin, ama ne olursa olsun kısa bir süreden bahsedilecekti. eğer günün birinde dünyaya gelmeyi seçecek olursan, onu ve üzerindeki her şeyi tekrar terk etmek zorunda kalacağını bilecektin. neye karar verirdin?
28 May 2015
Gomez - Pg.Lost
belki de yarındır benim ruhumu özgür bırakmak ve senin aklını karıştırmak için en uygun zaman, çünkü bir inanışa göre nasıl öteki dünyada-eğer gerçekse,varsa-bedensiz ruhlar huzurluysa, bu dünyada da ruhsuz bedenler olmalıyız galiba... ( Benim adım kırmızı )








