.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nis 2022

In the End

 Benim için anlamı herneydiyse / eninde sonunda / bir hatıra olacak / çokça çabaladığım..

11 Oca 2022

9 Kas 2021

mille piacer' non vagliono un tormento.

              

 "gerçekte bizim medeni dünyamız büyük bir maskaralıktan başka bir şey değildir. (...) bu insanlar asla kendilerini tanıttıkları gibi değildir ve sadece maske takmış para spekülatörleridir. (...) dünyanın bir maskaralıktan başka bir şey olmadığını oldukça genç yaşlarda öğrenmek çok önemlidir, çünkü aksi durumda bazı olaylar kişi için tamamen anlamsız kalır. (...) her zaman alçaklık ve ihmal olacaktır ve bunlar her zaman başarının önüne geçecektir. (...) öyleyse yeni yetişen nesil ancak küçük yaştan itibaren elmanın balmumundan, çiçeğin kumaştan, balıkların kağıttan yapıldığını öğrenirse her şeyin esasında maskaralıktan başka bir şey olmadığının idrakine varır. (...) biz insanı sadece medeniyet dediğimiz evcilleştirilmiş ve terbiye edilmiş haliyle tanırız. bu yüzden insan tabiatının zaman zaman gerçek yüzünü gördüğümüzde dehşete kapılırız."


doğuştan gelen tek bir yanılgı vardır. o da mutlu olmak için burada olduğumuzu sanmamızdır.

10 Kas 2020

Benimle Oynar mısın?


             


 Ama bil ki

ben bazen içimde çok derinlere daldığında seni boğacak deniz, bazen çöllerde kaldığında susuzluğunu dindiren bir bardak su olurum,
bazen bana dokunduğunda seni yakan kor, bazen soğuk kuytularda kaldığında seni ısıtacak ateş olurum,
bazen senin gökyüzünde batan bir güneş, bazen gününü ayan bir güneş ışığı olurum,
ben bazen kendimi dile getirir çok konuşurum, bazen taş gibi buz kesilirim konuşamam anlatamam hiç bir şey ...

yine de oynar mısın benimle?

benim kusurlarım, günahlarım çoktur bu hayatta kabahatlerim yüzüme vuruldukça sus pus kalırım,
eyvallahım yoktur kimseye hayata karşı küfür olur çıkarım kendi ağzımdan,
ben kendi içimde esirimdir; kendime vurduğum zincirlerin anahtarını pandoranı kutusunda sakladığım esaretle yaşarım

yine de oynar mısın benimle?

saklanırım bu hayatta; sayılayım istemem gidesim vardır hep uzaklara kaç olasım gelir,
toprak olurum bazen sorgulanmadan kabullenmeyi sunan, reddetmeden gücüne güç katan,
aptallığım çoktur başkasının gözünde suç olan; benim kendi dünyamdır aptallık..sebebi değişen kişiliğim olsa da, aşk olsa da, bahar depresyonu olsa da

yine de oynar mısın benimle?

5 Kas 2020

No Plan

 Plan yok

Dizgin üzerinde el yok

Mack'in açıkladığı gibi, ... karanlık olacak

             


canım Hozier'ın  albümü wasteland. İlhamını Charles Bukowski'nin bluebird şiirinden ve astrofizikçi Katie Mack'in bir konuşmasından almış ki kadın da çok şaşırmış ve sevinmiş bir şarkıda isminin bu şekilde geçmesine. gitar rifflerine ve ritmine aşık oldum.Kolay kolay bir şarkıya aşık olmam ama abi büyülü.. ne varsa irlandalılarda var..

1 Kas 2020

Portishead - Roads

   bir masal anlatıyor portishead. diyor ki:

“siz hepiniz, ben tek.”


             

dünyada herşey birlikte var olur.siyah beyaz hayatlara; hayatının en tatlı renginden karıştırmalısın ve senin fırçana da onun acıları bulaşmalı.yoksa sen de var olamazsın...
kulağımda her çalışında yolları kaybettirir ardından derine giden yollar buldurur.



( portishead'in massive attack ile bristol'da verdiği bir konserde beth gibbons'ın söylerken sesinin çok fazla çatallandığı, detone olduğu ve canlı olarak söylerken sıkıntı çektiği şarkıdır.
ama portishead'in ve beth gibbons'ın güzelliği de budur ki bu olaylar şarkıyı daha da güzel daha da hisli hale getirir. )

28 Eki 2020

Uçları kırık

 

 

yakan güneşin "soğuttuğu" yerlerde, başka vücutlarla sevişirken akla gelir. yağmurlar yağar, yıldırımlar düşer, hortumlar çıkar. ama hiçbir zaman kar yağmaz. kimsenin yanağı üşümez, kimsenin yanağı kızarmaz, kimse kimseyi özlemez, kimse kimseyi istemez, kimse kimseyi beklemez. die eier von satan mekanikliğindeki hatır hatır bir hayatın lubrike edilme çabasıdır. sarfedilen çaba yatak sarmasın diyedir.


17 Eyl 2020

İnsan mıyım? Mahluk muyum* Ot muyum?

  

yıllarca aradım kendi kendimi

hiçbir türlü bulamadım ben beni

hayal miyim bir rüya mı bilinmez

hiçbir türlü bulamadım ben beni


insan mıyım? mahluk muyum? ot muyum?

ekilir biçilir bir nebat mıyım

mecnun muyum bir güzele kul muyum

hiçbir türlü bulamadım ben beni..


 ismi ilk göründüğünde şüphe uyandıran, aşık veysel'in bulamadım türküsüne fikret kızılok coverı. tehlikeli madde grubuyla birlikte çalıp söylemiş bu şarkıyı. aşkın olmadığı yerde 45'liğinin b yüzü. bağıra çağıra söylenecek türden...


Illustration - Jeff Treves

Fikret Kızılok: Vocal

Turhan Yükseler: Keyboard

Ataman Hakman: Guitar

Siret Yurtsever: Guitar, flute

Sahir Kayıhan: Bass guitar

Eser Sayıner: Drums


Lyrics: Aşık Veysel

11 Eyl 2020

yengeç, suda yaşar ama yüzme bilmez. suyun içinde yürür.

.. insanlara nasıl tavır takınacağım ki hem kendi mahiyetime sadık kalayım ve hem de doğru davranış çizgisinde mesafe katedebileyim? bu sorunun cevabını yıllar sonra thomas szasz'ın bir affirmation'unda buldum: "akılsız adam ne affeder ne de unutur; saf yürekli adam önce affeder ve sonra da unutur; bilge ise affeder, ama hiçbir zaman unutmaz." sf.26

...yanlışın bir yanlış olduğunu unuttuktan sonra affediş değerini kaybeder. affettikten sonra unutursanız, ipleri elinizden kaçırırsınız. unutmamak sizin kazançlarınızdan biri olmalı. sf.28

akılsız adam affetmeyen ve unutmayan haliyle katıdır, serttir. kırar veya kırılır; parçalar veya parçalanır. saf yürekli adam affeden ve unutan tavrıyla yumuşak ve hafiftir. kırmaz ama kırılır; parçalayamaz ama kendisi parçalanır. bilge kişi ise affeden ve fakat unutmayan tavrıyla esnek ve diridir. ne kırar ne kırılır; ne parçalar ne parçalanır.

akılsız adam taş gibi: suya düşerse batar. saf yürekli adam şeker gibi: suya düşerse erir. bilge kişi yağ gibi: suya düşerse yüzer. sf29.

faydasız yazılar - ismet özel

doyum, diye düşündü shevek, zamanın bir işlevidir. zevk arayışı döngüseldir, yinelenir, zaman dışıdır. izleyicinin, heyecan arayanın, rastgele cinsel ilişkide bulunanların çeşitlilik arayışı hep aynı yerde son bulur. bir sonu vardır. sona erer ve yeniden başlamak zorunda kalır. bir yolculuk ve dönüş değildir, kapalı bir çevrimdir, kilitli bir odadır, bir hapishanedir.

kilitli odanın dışında zamanın manzarası vardır; şansın ve cesaretin yardımıyla ruh, bu manzara içinde, sadakatin kırılgan, geçici, umulmayan yollarını ve kentlerini kurabilir. insanların mekan tutabileceği bir manzaradır bu.

ursula kroeber le guin - mülksüzler


kırk yaşındayım artık, şaka değil; kırk yıllık koca bir ömür, ihtiyarlığın ta kendisi. kırk yaşından fazla yaşamak ayıptır; bayağılık, hatta ahlaksızlıktır! tüm samimiyetinizle, dürüstçe söyleyin, kırk yaşını kim geçer? ben söyleyeyim size: aptallarla namussuzlar.

dostoyevski / yeraltından notlar


"...insanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar. dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır"

.........

insan bazı olayları yaşamanın heyecanını kaybedince, aynı olayları tekrar yaşarken daha ustalaşıyor, yaşamın akışına kapılmadığı için daha üstün bir yaratıkmış gibi görünüyor başkalarına. oysa duyarlılık bitmiş

oğuz atay/ günlük


eğer etrafımızda sürünen sonsuz sayıdaki can çekişmeyi, birer gizli ölüm olan bütün hayatları sevip anlayabilseydik, acı çeken varlık sayısında kalp gerekirdi bize. ve geçmiş üzüntülerimizin tamamını mevcudunda bulunduran, mucizevi bir şekilde güncel bir hafızamız olsaydı, böyle bir yükün altında çökerdik.

hayat, ancak muhayyilemizin ve hafızamızın zayıflığı ile mümkündür.

...........

kaç kelime var dağarcığınızda? şimdi hangi kelimelerden medet umuyorsunuz bu mağaranın ağzında? hangi kelimelerle yıkanıyorsunuz tabiatta bir tek size armağan edilmiş dilin ırmağında? bereketiyle var olduğunuz şu yeryüzü toprağında, yüzünü bildiğiniz kaç ağacı, kaç çiçeği, kaç bitkiyi, kaç taşı sayabiliyorsunuz adlarıyla? gönül alacak kaç kelime biliyor, akıl açacak kaç kelime tanıyorsunuz duyduğunuz, okuduğunuz, konustugunuzla? ad vermek kıymet biçmektir dile, varlığa.

 murathan mungan / dokuz anahtarlı kırk oda


ruth:

— yani, sen kendini bütün müzik otoritelerinden üstün mü tutuyorsun? diye itirazda bulundu.

martin:

— hayır. sadece bir birey olarak fikrimi söyleme hakkımı kullanıyorum, o kadar. madam tetralani'nin bir filinkini andıran sıçramalarının, benim gözümde neden orkestrayı berbat ettiğini açıklamak amacıyla ne düşündüğümü anlatıyordum. dünyadaki bütün müzik otoriteleri haklı olabilir. ama ben, kendi zevkimi insanlığın üzerinde ittifak ettiği yargıya uyduramam. eğer bir şeyi beğenmezsem, beğenmem, işte o kadar; üstelik herhangi bir şeyi insanların çoğu beğeniyor veya beğenmiş görünüyor diye benim de beğenir görünmeme hiçbir sebep bulamıyorum. hoşlandığım veya hoşlanmadığım şeylerde modayı takip edemem.

 jack london/ martin eden


insanların her yerde çile çektiklerini ve yalnızca bir, iki kişiyle sınırlı insanların mutlu olduğunu binlerce kitaptan mı öğreneceğim?

dayanamıyorsan neden bizimle ortakliğa girişirsin? uçmak istiyorsun ama başın dönüyor.

faust- johann wolfgang von goethe

"rakı sofrası ister donanmış olsun, ister kibrit kutusu peynir, bir iki salatalıktan oluşsun, hep keyiflidir. yaşam vardır içinde. geceyi uzatır, insanları yaklaştırır. herkes biraz filozof kesilir rakıyla birlikte. (...) kim ne derse desin rakının toplumsal, ruhsal bir tarafı vardır. hatta tavrı vardır. içmeyi bilmeyenin kanına karışmaz, direnir. taşımasını bilmeyeni rezil eder. söyleşmeyi bilene yoldaş olur, sırdaş olur, bazen oynaş olur."

...

‘bu alemde ne varsa benim sıfatımdır. ben olmasam bir şey olmazdı. ben "hep"im, yahut "hiç"im; ben "hiç"im yahut, "hep"im. zaten "hiç" ile "hep" aynı şeydir, tek şeydir. lakin ikisinin farkını ayırt edemeyiş, bir şeyi iki adla çağırıyor.."

 a'mak-ı hayal/ filibeli ahmed hilmi

insanlara, onları size nankörlük yapmaya mecbur bırakacak kadar büyük iyiliklerde bulunmayınız.

....

"birilerini affetmek budistlerin yapacağı bir şey.

- sen nesin peki?

-bir anarşist."

tarryn fisher, siyah damar

2 Eyl 2020

Karanlık bir vals

 

  

bütün dünyayı sevmeye hazırdım, değerlendiren çıkmadı; böylelikle de nefret etmeyi öğrendim. renksiz gençliğimi, kendime ve dünyaya karşı giriştiğim savaşta tükettim. alaya alınmaktan korktuğum için en iyi duygularımı yüreğimin derinlerine gömdüm, orada silinip gittiler. hep doğru söyledim, inanılmadım. o zaman kandırmaya başladım.

 kibarların dünyasını, toplumun işleyişini iyiden iyiye kavrayınca, hayat biliminde ustalık kazandım; başkalarının bu ustalığı kazanmadan mutluluğa nasıl ulaştıklarını gördüm; benim hiç yılmadan erişmeye çalıştığım önceliklerin tadını, onlar kendilerini hiç yormadan çıkarıyorlardı. 
o zaman içimi bir karamsarlık kapladı; tabanca kurşunuyla giderilecek türden bir karamsarlık değildi bu: soğuk, çaresiz, sevimliliğin, iyi niyetli bir gülümsemenin altına gizlenen bir umutsuzluktu. ruh yönünden sakat olmuştum. ruhumun yarısı yoktu; solmuştu, uçmuştu, ölmüştü.

 ben de o yarıyı kestim attım.

mihail yuryeviç lermontov, zamanımızın bir kahramanı

( 10 yıldır bu şarkı benimle,sanırım bir 10 yıl daha benimle kalacak)

23 Ağu 2020

Janis Joplin - Kozmic Blues


 boş zamanlarında güzel bir kafa ile canlı performanslar izlemeyi adet edinmiş birisi olarak az önce (şöyle ) bir performans izledim. abimiz ne kadar güzel söylemiş, ekrana çivilendim resmen. büyük alkışlar!

sonra aklıma janis'in (şu performansı ) geldi. ben ne zaman güzel bir performans izlesem aklıma bu geliyor zaten de neyse.

hissetmeyi öğrenip, iç yolculuğumda büyük yolculuklar yapabilmişssem, bunun oluşmasında pastadaki en büyük payı janis almıştır diye düşünüyorum. bir röportajında "şarkı söylerken ne düşünüyorsun?" diye sorarlar, "bir şey düşünmüyorum, sadece hissediyorum." der bu güzel kadın da. üstteki videosunu ilk izlediğim anda, bir insanın nasıl bu kadar hissederek şarkı söyleyebileceğini, kendisini çıkarttığı seslerle nasıl da bu kadar güzel ifade edebileceğini tahayyül bile edemezdim. modern zamanlarda her şeyi düşünerek yapmamız gerektiğinden dolayı hissetmeyi hepten unuttum sanırım diye düşündüm. hayatımdaki, düşünce yapımdaki kırılmalardan -burada kalp kırıklığından değil; bir dallanma, bir yol ayrımı, drastik bir karakter sapmasından bahsediyoruz- en sonuncusu ve harikasının başladığı dönem de bu kadını daha çok incelemeye ve dinlemeye başladığım dönemdir sanırım.

little girl blue dinliyorum ve bir yandan da janis joplin, elvis presley, otis redding gibi insanları artık kimsenin pek de takmadığını görüyorum. insanların en başta romantiklik ve naziklik olmak üzere, hiçbir değerlerine önem vermediğini izliyorum.

üzüldüğümde güzel müzikler dinliyorum, o iyi geliyor bak:)

lakin kozmıc blues başkadır.. 

21 Ağu 2020

Geçer

 

  

Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer,
Ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer,
Gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer,
Gece gündüz yok olur, an-ı dem adem de geçer,
Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer,

Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi,
Çevrilir dest-i kaderle bu şu'unun fili mi,
Çağlıyan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi?
İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi?
Niyyet-i hilkatı bul aşk-ı cihan aradan,
Ney susar, mey dökülür, gulgule-i Cem de geçer,

İbret aldın, okudunsa şu yaman dünyadan,
Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre
Nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan.
Önü yoktan, sonu boktan, bu kuru da'vadan
Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer.

Ne şeriat, ne tarikat, ne hakikat, ne türe,
Girmemiştir bu avalim, bu bedyi' gözüne.
Cahilin korku kokan defterini Tanrı düre!
Ma'rifet mahkemesinde verilen hükme göre,
Cennet iflas eder, efsane-i Adem de geçer.
Serseri Neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne,
Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.
Pir olur saki-i gûl çehre bakılmaz yüzüne,
Hakk olur pir-i mugan, sohbet-i hemdem de geçer.


(ömr-i fani: ölümlü hayat) (dem: vakit) (ram: boyun eğen) (hande-i hurrem: sevinçli gülüş) (devr-i şadi: mutluluk devri) (gussa-i matem: matem kederi) (an-ı dem adem: insanın devri)(tecelli-i hayat: hayatın cilvesi) (hicran:ayrılık) (saz-ı kaza:kaderin sazı) (dest-i kader:kaderin eli) (şuun:olaylar) (gulgule-i cem: topluluğun velvelesi yada hz.süleyman'ın (Cem) sesi)(avalim: alemler, cihanlar), (bedyi:güzellikler) (Cehl:cehalet) (sakiy-i gül çehre: gül gibi yüzünü sunan) (pir: ihtiyar) (pir-i mugan: meyhaneci) (sohbet-i hemdem: dost muhabbeti)


Söz : Neyzen Tevfik
Müzik : M. Rasim Mutlu


12 Kas 2016

Beni bir sardunya büyüttü belki de



''tut ki bir fransız bayrağı bulmuşsun
bleu blanc rouge
ya da bir olimpiyat meşalesi
kim barıştırır seni dünyayla
hangi sulh hukuk
hangi uyuşmazlık mahkemesi
'derin dereleri derin mi sandın'
diyor birisi radyoda.''


Turgut Uyar



Ayıcılar geçti, affedilmemiş insanlar geçti
Şehirler taş yürekliydi şarkısı-beyaz
İnsanların büyük rüyaları vardı
İnsanlar bir ölümle öldüler ki
Sevgiler arasında şaşırıp
Bir unuttular ki deme gitsin
Ben olanca kuvvetimle halatlara asılıyorum nafile
Ben ayrı düşmüştüm bir kere
Ayrı düşmüştüm insanlardan
Bu yıldız tutmaz mavilikte
Ne deniz ne köpük kâr eder bana
Arada bir ağlamak için
Onu kocaman ellerimle sevdim
Ölüm daha saçlarına gelmemişti şarkısı-beyaz
Saçlarını kestim ,şarapla ıslattım
Saçlarını koynumda saklıyorum
Arada bir ağlamak için
Ve suların altında mavileyin
Küstah bir çalparaydı ayağını uzatmış
Mesut hatırasına balıkların
Ve kocaman küfürleriyle sarhoş
Yatardı yavaşlamış tüyleriyle
Gemicilerin öldürdüğü kuş
Siraküzaya uğrayamadık
Torbadaki çakıllara baktım şarkısı -beyaz
Sonra dalgalar geldi dile
Sonra bir mavilik aldı her yerimizi;
Nasıl hatırlıyorsan dünyayı
Öyle..

Cemal süreya

Bana bir şeyler söylediniz, anlamadım
Bir cümle, bir iyi söz, gene anlamadım
Doğrusu hiç anlamadım, siz ne demiştiniz?
Ben ne demiştim, ve çekip gitmiştim sonra
Öyle ya, niye hiç değişmedi bakışlarınız?


Edıp Cansever



Neruda ne iyi diyor: 'Yalnız Kedi, baştanberi kusursuz biçimdeydi' diye. Yere düşen bir gazete, yeni ütülenmiş bir çamaşır, yeni alınan bir eşya, hep Kedi içindir. Evin en rahat, en yüksek, en alımlı köşesini bulur ve kendine ayırır. Kedi, evi sever. O yüzden denizi bile aşıp bulur evini de sahibini pek aramaz. Sahipsizdir. Yemek vererek gönlünü kazanamazsınız. Sizi o seçer, görmeyince de unutur. Bir daha gördüğünde, aradan hiç zaman geçmemiş gibi sürdürür ilişkiyi. (...) Kedi, kendi varoluşunun başlıbaşına bir mutluluk kaynağı olduğu inancındadır, ödün vermez. Nankör sayılması bu yüzdendir sanırım. Almaktan çok paylaşmayı sevenlerin hayvanıdır Kedi. Uyudu mu kinini de unutur..

Tomris Uyar 

          

12 Ağu 2016

Bir varmış bir yokmuş



"sevmeyi özledim biliyor musunuz? kayıtsız şartsız bir gülüşü. olur olmaz yerde ağzıma bir öpücüğün konmasını. bir doğruya sevinmekten çok bir saçmalığa gülümseyebilen hoşgörüyü. 'nerde kaldın' ayazını değil, 'hoş geldin' iyiliğini. hiçbir şeyle yatışmayan yürek telaşını. kapı zilleriyle telefonlar arasında tükenmeyi. geceyi bir hayal hazinesine çeviren uykusuzluğu. bir gövdenin önünde diz çökmeyi. kendimi severek yürümeyi kalabalıkta. 'göğe bakma duraklarını' özledim. yağmuru kirpiklerinden içmeyi. yumruk kadar bir yüreğe dünyayı sığdırma hünerini. 'sana sevinç verdiğim sürece ben buradayım' zenginliğini özledim. otel odalarının insanı bir yaprak gibi incelten kederini. başka kentlere vuran rengini güneşin. başka sokakların telaşıyla çoğalmayı. dünyayı yudum yudum aşka çeviren yalnızlığı..."

şükrü erbaş / insanın acısını insan alır



          

“ben,” dedi kız ona, “her şeye inanabilirim. nelere inanabileceğimi tahmin bile edemezsin.”

“doğru olan şeylere inanabilirim, doğru olmayan şeylere inanabilirim, doğru olup olmadığını kimsenin bilmediği şeylere inanabilirim. noel baba’ya, paskalya tavşanı’na, marilyn monroe’ya, beatles’a, elvis’e ve bay ed’e inanabilirim.

dinle; ben insanların kusursuzlaştırılabilir olduğuna, bilginin sınırsız olduğuna, dünyanın gizli bankacılık kartelleri tarafından yönetildiğine ve düzenli olarak uzaylılar tarafından ziyaret edildiğine, bu uzaylıların bazılarının kırışık lemurlara benzeyen iyi uzaylılar, diğerlerinin sığırları sakatlayan, suyumuzu ve kadınlarımızı isteyen kötü uzaylılar olduğuna inanıyorum.

geleceğin berbat olacağına inanıyorum, geleceğin süper olacağına inanıyorum, bir gün beyaz bizon kadın’ın geri döneceğine ve herkesin kıçını tekmeleyeceğine inanıyorum.

bütün erkeklerin yalnızca aşırı büyümüş, büyük iletişim sorunları olan oğlan çocukları olduğuna ve amerika’da seksin eskisi kadar harika olmayışının eyalet bazında arabalı sinema sayısındaki düşüşe paralel gittiğine inanıyorum.

bütün politikacıların ilkesiz sahtekârlar olduğuna inanıyorum ve yine de onların diğer seçenekten daha iyi olduğuna inanıyorum.

california’nın büyük deprem geldiğinde denize gömüleceğine, florida’nın deliliğe, timsahlara ve zehirli atıklara boğulup dağılacağına inanıyorum.

anti bakteriyel sabunun hastalığa ve kire karşı direncimizi yok ettiğine ve bu yüzden bir gün, dünyalar savaşı’ndaki marslılar gibi, sıradan bir nezle yüzünden türümüzün yok olacağına inanıyorum.

son yüzyılın en büyük şairlerinin edith sitwell ve don marquis olduğuna, yeşimin kurumuş ejderha spermi olduğuna ve binlerce sene önce, yaşamlarımdan birinde tek kollu sibiryalı bir şaman olduğuma inanıyorum.

insanoğlunun kaderinin yıldızlarda olduğuna inanıyorum.

şekerin gerçekten de çocukken daha lezzetli olduğuna, bir yaban arısının uçmasının aerodinamik açıdan imkansız olduğuna, ışığın hem dalga, hem parçacık olduğuna, bir yerlerde bir kutunun içinde canlı ve aynı zamanda ölü olan bir kedi bulunduğuna (ama kediyi beslemek için kutuyu açmazlarsa sonunda yalnızca iki ayrı biçimde ölü olacağına) ve evrende, evrenden milyarlarca sene daha yaşlı olan yıldızlar bulunduğuna inanıyorum.

benimle ilgilenen, benim için endişelenen, yaptığım her şeye göz kulak olan kişisel bir tanrı olduğuna inanıyorum.

evreni harekete geçirdikten sonra kız arkadaşlarıyla takılmaya giden ve benim yaşayıp yaşamadığımı bile bilmeyen aldırışsız bir tanrı olduğuna inanıyorum.

nedenleri olan kaosla, arka plan gürültüsüyle ve salt kör talihle dolu boş ve tanrısız bir evrene inanıyorum.

cinselliğe aşırı değer verildiğini söyleyen herkesin, o işi doğru düzgün yapmamış olduğuna inanıyorum.

neler olup bittiğini bildiğini iddia eden herkesin, önemsiz konularda da yalan söyleyeceğine inanıyorum.

mutlak dürüstlüğe ve sağduyulu sosyal yalanlara inanıyorum.

kadınların seçme hakkında, bir bebeğin yaşama hakkında, insan hayatı kutsal olsa da, yasal sisteme kesin olarak güvenilebildiği sürece ölüm cezasında yanlış bir taraf olmadığına ve ancak bir budalanın yasal sisteme inanacağına inanıyorum.

hayatın bir oyun olduğuna, hayatın zalim bir şaka olduğuna, hayatın sen yaşarken olanlar olduğuna, bu yüzden arkana yaslanıp zevkini çıkarman gerektiğine inanıyorum.” nefes nefese durdu…

neil gaiman // american gods



           


" acaba sinüsü mü yoksa kosinüsü mü daha çok seviyorum diye öyle bir açmaza düştüm ki, sonunda ikisinin de karesini aldım; gene bir neticeye varamadım. bir de 'hayatın koordinatları' meselesi beni çok yoruyor ..."

tutunamayanlar / oğuz atay

                         


ben sizden de değilim, diğerlerinden de;
ben, ölüme dair yemin etmeyenlerden, tehdit savurmayanlardan,
dinini ve ırkını aklının yerine koymayanlardanım.
ben hâlâ şiir okuyanlardanım.
ben ölürken vatanını yahut dinini değil, “sevgiliyi” düşünecek olanlardanım.

27 Haz 2016

Fleurie - Breathe


''herkes güzel bir hikâyenin konusu olabilir" demişti bir seferinde dedem. ama bu, mutlu olacağı anlamına gelmez..

                              

olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasinda bir boşluğum..

2 May 2016

Akrebin Şarkısı

                           

ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.



( ne ayıp youtube , yine videomu silmişsin )

9 Nis 2016

SPOIWO - Salute Solitude






üzerinden ordular geçse bile, kılı kıpırdamayan cümleleri severim.

29 Kas 2015

Beni olduğum gibi kabul edecek bir Tanrı'ya tabi ki inanabilirim!




belki de yüreksizlerin asıl cezası budur: gerçeği, iş işten geçtikten sonra, artık yapılabilecek hiçbir şey kalmadığında görmek, anlamak..


her şey, unsurlar ve fiiller, seni yaralama da elbirliği ederler. burun kıvırmanın zırhına mı bürünmelisin? kendini bir tiksinti kalesinde tecrit mi etmelisin? insanüstü kayıtsızlıklar mı düşlemelisin? zamanın yankıları seni son yokluklarının içinde de mağdur edeceklerdir.. kanamanıönüne hiçbiri geçemediğinde, fikirler bile kırmızıya boyanır, ya da tümörler gibi birbirinin üzerine tırmanır eczanelerde varoluşa karşı hiçbir özel ilaç yoktur  yalnızca palavracılar için küçük ilaçlar peki, berrak, alabildiğine eklemlenmiş, vakur ve kendinden emin ümitsizliğin panzehiri nerededir? bütün varlıklar mutsuzdur; ama ne kadarı bunu bilir? 



kök sözcüğünü sevmem, imgesinden daha da az hoşlanırım. kökler toprağa gömülür, çamurun içinde kıvrılıp bükülür, karanlıklarda dal budak salar; daha doğumundan başlayarak ağacı tutsak eder ve gözünü korkutarak beslerler: “özgür kalırsan ölürsün!

ağaçlar, boyun eğmek zorundadır; kökleri onlara gereklidir; insanlara değildir oysa. bir ışığı soluruz, gözümüz göklerdedir ve toprağın altına girdiğimizde, çürüyüp gitmek içindir bu. doğduğumuz toprağın cansuyu, ayaklarımızdan başımıza doğru yükselmez; ayaklar yalnızca yürümeye yarar. bizim için, yalnızca yollar önemlidir. bize göz diken, bizi isteyen onlardı yoksulluktan zenginliğe ya da başka bir yoksulluğa, kölelikten özgürlüğe ya da kanlı bir ölüme giderken. ve o zaman, tıpkı doğduğumuz gibi, kendi seçmediğimiz bir yolun kıyısında ölüp gideriz.

dünyadaki çoğu insan kanıtlanabilir gerçeğin peşine falan düşmez. gerçek denilen, çoğu durumda söylediğin gibi güçlü bir acıyı da beraberinde getirir. dahası çoğu insan acıyı beraberinde getiren gerçeği falan aramaz. insanların gereksinim duyduğu, kendi varlıklarının biraz daha derin bir anlamı olduğunu hissettirebilecek hoş, rahatlatıcı öykülerdir. işte o yüzden din dediğin şey var olabiliyor.

hayatını değiştiremeyecekse, bir insana neden asık olasın ki?


akşam olmaktadır albayım. 
bütün güzel oyunlarda, heyecanı arttırmak için akşam olur albayım: ışıklar yavaş yavaş söner. güneş demek istiyorum albayım. parantez içine yazılır 'hava kararmaktadır' diye. aynı parantezin içine italik yazılır albayım. uzatma hikmet, denir ona gerçek hayatta. 
oyunda ise denmez..


yaza unutma mevsimi, diyorum ben... kışa anımsama; 


sen olduğun gibi yaşamak istiyorsun kafamda:bir varlık kavram olarak çıkıyorsun karşıma.yaşanırken düşünülmesi ve düşünürken yaşanması gereken bir mesele olmak istiyorsun.

her canlı türünün kendine en büyük kusurunun adını verdiğini hayal et. biz kendi türümüze kibir diyebilirdik.

dünya sahtekarlarla doludur azizim. insanlar samimi değildir; herkes birbirini kırar, incitir. bizim o koca koca kitapları devirmemiz, iki satır samimiyet bulabilmek içindir...

iki insan arasındaki aşk ölür, derler. bu doğru değil. aşölmez. eğer ona layık değilsen seni bırakır gider. o ölmez; ölen sen olursun. aşk deniz gibidir. sen işe yaramaz biriysen, sularda kötü bir koku çıkarmaya başlarsan, o zaman deniz, dışarıda bir yerde ölmen için kusar atar seni.

kenarlarım törpülendi. denizdeki cam kırığıyım ben. dikkatli bakarsanız içimi görebilirsiniz.

unutma ki, sevgili dostum, ölümlüdür görüntüler dünyası, ölümlü, son derece ölümlüdür giysilerimiz, saçlarımız, vücudumuzun kendisi ayrıca.


çoğunluğunun bir işte çalıştığı, aynı dükkânlardan alışveriş yapıp aynı yöntemlerle yediği, aynı şeyleri konuştuğu, çocuklar doğurduğu, sonra onların hep birlikte okula gittikleri, aynı renk giysilerle sınıflarını geçip mezun oldukları, ardından tabur tabur askeri birlikler oluşturdukları, aynı marşları aynı biçimde söyleyerek aynı koğuşlarda aynı kıvrılışlarla yattıkları ve bu edimlerle beraberlik ruhunu yakaladıklarını sandıkları, sonra bir bavul dolusu anıyla terhis olup eve döndükleri, anne babalarına hiç değişmeyen ve toplumun hazırladığı reddedilmez duygularla sarıldıkları, aynı yasalara uyarak evlendikleri, babalarından devraldıkları yöntemlerle seviştikleri ve babalarından boşalan iş kadrolarına kapılanınca dünyanın yarısını ele geçirmişcesine sevindikleri, sevinçlerini aynı yüz ışıltısıyla yansıttıkları ve tıpkı kendilerinden öncekiler gibi, gene çocuk doğurdukları ve onları besleyip büyütmeye başladıkları ve bütün bu olup bitenlere dönüp duran paslı bir çember diyecekken akıp giden yaşam adım verdikleri uyumsuz bir toplumda, yelken kulaklı bir uyumsuzdum ben.


.      

düşün ki, milyonlarca yıl önce her şey yaratılırken, bu masalın eşiğinde dursaydın ve senin günün birinde bu gezegendeki bir hayata doğmak isteyip istememeyi seçme şansın olsaydı... ne zaman doğacağını bilmeyecektin, ama ne olursa olsun kısa bir süreden bahsedilecekti. eğer günün birinde dünyaya gelmeyi seçecek olursan, onu ve üzerindeki her şeyi tekrar terk etmek zorunda kalacağını bilecektin. neye karar verirdin?

28 May 2015

Gomez - Pg.Lost



belki de yarındır benim ruhumu özgür bırakmak ve senin aklını karıştırmak için en uygun zaman, çünkü bir inanışa göre nasıl öteki dünyada-eğer gerçekse,varsa-bedensiz ruhlar huzurluysa, bu dünyada da ruhsuz bedenler olmalıyız galiba... ( Benim adım kırmızı )