.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay
ismet özel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ismet özel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şub 2012

Bakanlar ve Görenler



Eğer dil denilen araç sadece dışta kalan unsurları nakletmeye müsait ise insanlar dil vasıtasıyla sahici bir anlaşmaya ulaşamıyorlar demektir. Buna rağmen birbirini anlayan, birbiriyle anlaşan insanların bulunması nasıl açıklanabilir?.Diyebiliriz ki anlaşma her zaman "sessiz"dir. Gerçek sözler, söylenmemiş sözlerdir. İnsanlar kendi dışlarında bazı işaretler sunarlar, bu işaretleri alabilenler yani o işareti veren kişi ile müşterek bir tecrübe sahibi olanlar onun ne demek istediğini anlar. Tecrübe ise bizim ruhumuza ait bir değerdir. Dış dünyada te-kabül ettiği hiçbir karşılığı yoktur. Biz onu dil vası-tasıyla ne kadar anlatmaya çalışırsak o kadar onun anlamından uzaklaşırız, çünkü ruhumuzda yer tutan değerlere hangi ismi verirsek verelim, o isim sahip olduğumuz değerin yerini tutamayacaktır. Bu yüzden bir insan diğerine çok şey anlatmak istese bile, "sana söyleyeceğim hiç bir söz yok" diyebilir.

Acıkanlar yemek yer ve uykusu gelenler uyur. Hiç kimse bir diğerinin yerine karnını doyuramaz, hiç kimse bir başkasının uykusunu uyuyamaz. Bilgi de böyledir. Hiç kimse bir başkasının bildiğini bi-lemez. Ama iki insan aynı bilgiye sahip olabilirler. Böyle bir olayın gerçekleşmesi için her iki insanın aynı tecrübeyi geçirmiş olmaları zorunludur. Bu durumda bir soru çıkıyor karşımıza: Bilgi bir insandan diğerine aktarılamaz mı?

8 Ara 2011

Olur ya..





Balkonunuza iki yavru bırakan güvercinlerden biri (belki de anne olanı) bizzat onlar o yavruları oraya bırakamasın diye ger-eme-diğiniz fileye gagasını kaptırıp, hatta kurtulamayıp da azrailinden, gözleri filenin ardındaki gökyüzüne kitlenerek soğur. Ölür. Olur ya..

Bağçede yüzünü öteye çeviren nazlı yârine içerlerken şair, sevdiceğinin elindeki, onun en sevdiği çiçeğin saksısı kayıp düşer. Çiçek kurur. Olur ya..

Müzmin bir bahtiyar olması beklenirken, geçerken hayat şartlarına uğrayıp yatıya kalan hakikatli polis Musa, altmışından sonra gönül yaylarının kopmasına müteakip evladı emsaline aşık oluverir. Yanar. Olur ya..

Hayatta olası bütün dertlerin şiddete meyliyet kazandırdığını öğrenen bedbaht, meyili sıfırlayıp düz yolda parende atmayı dilerken beyninde bir ura konaklık ettiğini öğrenir. Yavaşça oturur. Olur ya..

Bir intiharın bütün ecellere yaptığı naniği fark eden Şevket, obsesifliğin aşkı evliliğin aksine yücelttiğinin de bir örneği olarak, alnına her Allahın sabahı rulet kisvesinde bir silah dayar. O silah bir sabah patlar. Olur ya..

Bütün beklentileri bir kenara bırakamaz Aydın, çünkü o bütün beklentiler olmadan saçları bukleli bir kızın iki dakika miskali yanında kalmama ihtimali kendisini de bukleli kızı da öldürür. Aydın Allah'a inanmayabilir. Olur ya..

Hayat biz plan yaparken başımızdan geçenlermişmiş meğersem der bir gün, hayatı altmış yaşına bastığında anlayabildiğini sanan bir ayağını boşluğa salmış yarı ak sakallı dede. İki lafından birini otomatiğe bağlayarak: "Hayat boş" der, o'yu da mümkün mertebe uzatır. Hayat bazen çok boş olabilir. Özellikle boş zamanlarda kitap okunmazsa. Olur ya..

İntihar etmek çok garip gelir belki Funda'ya, fakat bir gün intihar edenleri çok iyi anlayıp da intihar edememek asıl garabettir. Nihayetinde bireysel ölümsüzlük yoktur, sivil itaatsizlik vardır. Ölüm sivilleştirir insanı. Olur ya..

Her insan koşulsuz şartsız aşık olabilir. En bedava kazanım.. Bir zaman kaybedim olabilir. Olmaz mı? Olur ya..

Vaktiyle dilinize konduramadığınız gevrek boşvermişlik içinize siner, gün gelir hayatın en vurdumduymaz cümlesi olarak dökülür dudaktan:


"Olur ya.."



.."biz bahtiyarız artık. bahtiyarlığın ilk vazifesi acımaktır."..

25 Haz 2011

Yıldızların Uzaklığına Övgü




Kargaşa. Anılacak günlerim olmadı mı benim? Ayaklarımın korkusuzca çiçeklendiği, silâhıma yapışıp sabahın serinliğini beklediğim, kuzey gemileriyle sağır olduğum günler, sepet örmeyi unuttuğum günler olmadı mı? Ey geceyi ve kahverengi bir düzeni taşıyan ellerim! Yüzümün uğultusuyla şaşırtın beni. O karanlık ormanı yangına vurun. Çünkü ben de kaçarken ardımda kalanları yakıyorum. Ama iyi biliyorum yıldızları, ama yıldızların tanrıların da üstünde parladıklarını, anılacak günlerimin gitgide yok olduğunu biliyorum.

Kargaşa. Ve kolayca yıkılan inançlarım benim, benim en sağlam, en dağınık ellerim. Sabahı nasıl tetikte bekliyorum. Şafakla damar damara nasıl seviştiğini görmek için bilgeliğin. Ve onarıyorum nasıl hızla kendi gücümü. Nasıl bir soylu boşluğa çılgınca kanayorum. Ey yangınlar artığı! Her yangından arta kalan bir şey, her yangından arta kalan gerçek şey

çoğalt beni.

14 Oca 2011

Yalnızlık...




"Binlerce yıllık sevda geleneğinin menfi tezahürüdür yalnızlık; ki bir o kadarımız terkedilmişliği tatmıştır. Acı çekmenin en iyi, muhasebenin en kolay yoludur.

Şairliğe ilk adım ve arabesk bir mazohizm, kuvvetle muhtemel gidenin ardından ve hemen başlar.Yıllarca sürebilecek bir yalnızlık devresinin en sürükleyici, en en etkileyici zamanları ise beraber yaşanılan son dakikalardır."


İsmet Özel