.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay
Ingeborg Bachmann etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ingeborg Bachmann etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eki 2011

Nasıl Adlandırmalıyım Kendimi...



Ağaçtım bir zamanlar, yerimden ayrılamazdım,
Sonra bir kuş olup, kanat çırptım özgürlüğe
Bir hendekte bulunduğumda, bağlanmış her yanım
Kirli bir yumurta çatlayıp saldı beni enginlere.

Nelere dayanmıştım, unuttum epeydir
Nereden geldiğimi ve gittiğim yeri
Eski efendilerim acaba hangi bedenlerdir
Sert bir diken ya da kaçan bir ceylan belki.

İsfendiyar dallarının dostuyum şimdi
Oysa yarın bir günahı paylaşabilirim gövdeyle
Ne zaman başlamıştı suçluların valsi
Beni yüzdüren, bir tohumdan ötekine?..

Oysa hala bir şarkı sanki içimde, başlamak
-ya da tükenmek- ve kaçışımı engellemekte
İstediğim bu günahın okuna hedef olmamak
Saklanmışçasına vahşi ördeklerde ve kum tanelerinde

Belki tanıyabilirim günün birinde suretimi
Bir güvercinde, yuvarlanan bir taşta…
Bir kelime eksik!.. Nasıl adlandırmalıyım kendimi,
Mecbur kalmadan bir başka dile sığınmaya…

19 Eyl 2011

Molina..

 
 
 
- şimdi ben herhangi bir nedenle, bundan iki yıl önce Macar Sokağı’na taşınmamış olsaydım, üniversite yıllarımdaki gibi Beatrix Sokağı’nda otursaydım, ya da daha sonra çok yaptığım gibi yurtdışında yaşasaydım, o zaman hayatım rasgele bir akışı izleyecekti, ve ben, dünyanın en önemli gerçeğini hiçbir zaman öğrenemeyecektim: Yani erişebileceğim her şeyin, telefonun, ahizenin ve kordonun, ekmeğin, tereyağının ve Ivan yemeye bayıldığı için pazartesi akşamına sakladığım füme ringa balıklarının, ya da benim en severek yediğim şey olan sucuğun, bunların tümünün Ivan marka olduğunu ve Ivan firmasından geldiğini. Önceleri dayanılmaz gürültü çıkaran yazı makinesiyle elektrikli süpürge de herhalde bu iyi ve güçlü firma tarafından satın alınıp uysallaştırılmış olmalı, otomobllerin kapıları artık pencerelerimin altında sert çarpışlarla kapanmıyor, ve doğa bile ansızın Ivan’ın gözetimi altına girmiş olmalı, çünkü kuşlar sabahları daha hafif sesle ötüyor ve kısa süreli, ikinci bir uykuya izin veriyor.

-  onu duyduğum, onun da beni duyduğunu bildiğim sürece hayattayım.

- Ivan gözkapaklarının dörtte üçünü indirdiğinde, bir çizgiye dönüşen gözleriyle, bu durumda bile beni yeterince görebilecek kadar koyu, sıcak bakışlı ve iri gözleriyle baktığında (…)

'İvan gülerek, ama yalnızca bir kez şöyle diyor: beni yerleştirdiğin yerde soluk alamam, lütfen o denli yükseklere koyma beni, kimseyi havanın inceldiği yerlere taşıma, benden sana bir öğüt olsun bu, sonrası için bundan ders al! şöyle demedim: ama senden sonra kimi yücelteceğim ki? herhalde senden sonra... düşünmüyorsundur? ben hala her şeyi senin için öğrenmeyi yeğliyorum. başka hiç kimse için değil!''

-  yaşamak için gereksindiğim atmosferin doğmasını sağlıyoruz, işte o zaman hayat, daha az tutku oluyor.

- Parfüm sürmüş olarak geri döner; güzel, uzun boylu, ince yapılı bir kadındır ve dolayısıyla da nişanlıdır, poliklinikte asistan olarak çalışan bir doktorla ve o uzun, güzel parmaklarıyla daktiloda en derin saygılar, arada sırada da dostça ya da içten bir selam yazar.

-  çünkü bugün, Ivan’ı sevdiğimden bu yana yirmi yıl, bu ayın 31’inde ise, onu tanıdığımdan bu yana bir yıl üç ay ve otuz bir gün geçmiş oluyor (…)

ivan'ı dusunuyorum.
aşki dusunuyorum
damardan verilen gerçegi.
ve bunun etkisinin ne kadar kisa sürdügünü
bir sonraki, daha yüksek dozu.
sessizligin içinde düşünüyorum.
vaktin geç oldugunu düşünüyorum.
ve düşünüyorum ki,
gelen ivan olmayacak.
ne gelirse gelsin, farkli olacak.
ben, ivan'da yaşiyorum.
ivan'dan sonrasini degil...

- Düşünmemi öngördükleri şeyleri de düşünebilmekten tümüyle acizim, bir tarihi, bir işi, bir randevuyu; sabahın altısında mutsuzluğumun sınırsızlığından daha açık ve seçik algıladığım bir şey yok, çünkü asla kesilmek bilmeyen bir acı, hak edilmiş, tüm benliğimi saran bir acı, tüm sinir uçlarına eşit oranda dağılmakta, her zaman. Çok yorgunum, evet, size söyleyebilirim, çok yorgunum…

-  malina hala aldatmaka kendini; sanki başka hiç kimse ve hiçbir şey yokmuş, sanki yalnız o ve ben varmışız gibi. Sanki onu düşünüyormuşum – her zaman olduğu gibi.

-  rica ederim hoşgörülü davranın bana, çünkü sorduklarınızın çoğunu, genelde de bana sorulanların çoğunu ben kendime henüz hiç sormadım.  Bugünün gençliği mi? Ama o zaman bugünün yaşlıları ve bugün artık genç olmayan, ama daha yaşlı da olmayan insanlar üzerine de düşünmem gerekir, (…) çocukların çevrelerindeki bunca çocuğa nasıl dayanabildiklerini de anlayabilmiş değilim.

-  çevremdeki bu koşuşturmanın ortasında kendimi herhangi bir işle oyalamam kesinlikle olanaksız, eminim siz de görüyorsunuzdur dünyadaki bu delice koşuşturmayı, ve ondan kaynaklanan cehennemi gürültüyü duyuyorsunuzdur. Yapabilseydim eğer işlerle uğraşılmasını yasaklardım, ama onları yalnız kendime yasaklayabilirdim, (…)

- aslında kötü bir alışkanlıktır okumak, öteki bütün kötü alışkanlıkların yerini tutabilecek ya da onların yerine herkesi daha bir yoğun biçimde yaşamaya itebilecek bir alışkanlıktır, delicesine bir yaşam biçimidir, insanı yiyip bitiren bir tutkudur.

- çünkü ülke demek, bende çok büyükmüş, çok genişmiş ve çok rahatsız bir şeymiş izlenimini bırakıyor, ülke diye yalnızca daha küçük birimleri adlandırıyorum. Trenin penceresinden baktığımda , burada ülke güzel, diye düşünüyorum.

- Çok sayın başkan, mektubunuz bana, sizin ve herkesin adına yaş günüm için mutluluk dilekleri iletiyor. Bunu tuhaf karşılamamdan ötürü sizden özür dilerim. Çünkü bugün bana, annemle babamdan ötürü, iki insanın mahremiyetinin bir parçasıymış gibi geliyor. Ben bile ana rahmine düşüşümü ve doğumumu kafamda canlandırma cüretini asla göstermiş değilim.  

- ne yaşlı, ne de genç, tam unutulmak için yaratılmış bir yüzü var ..

- bir gün gelecek, insanların siyah ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar, güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yüksleecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. Bir gün gelecek, insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür olacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu, daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz olacak, bütün bir yaşam boyunca sürecek…

Bir gün gelecek, insanlar savanları ve bozkırları yeniden keşfedecekler, uçsuz bucaksıza açılıp köleliklerine bir son verecekler, hayvanlar yükseklerdeki güneşin altında insanlara, artık özgür olan insanlara yaklaşacaklar, ve dev kaplumbağalar, filler, bizonlar birlik içersinde yaşayacaklar, ormanların ve çöllerin kralları, özgürlüklerine kavuşmuş insanlarla birleşecekler, aynı kaynaktan su içecekler, arınmış havayı soluyacaklar, birbirlerini parçalamayacaklar, bu, başlangıç olacak; bütün bir yaşamın başlangıcı…

- bir gün gelecek, binalarımız çökecek, otomobiller hurdaya dönmüş olacak, uçaklardan ve roketlerden kurtulmuş olacağız, tekerleğin ve atomun parçalanmasını bulmuş olmaktan vazgeçeceğiz, mavi tepelerden taze bir rüzgar esecek ve ciğerlerimizi alabildiğine dolduracak, ölmüş olacağız ve soluk alacağız; bu, hayatın ta kendisi olacak.

Çöllerde sular tükenecek, biz yeniden çöllere dönebileceğiz ve vahiylere kulak vereceğiz, savanlar, göller ve akarsular artıklarıyla bizi çağıracak, elmaslar, kayaların içinde kalacak ve parıltıları hepimizi aydınlatacak, balta girmemiş ormanlar, bizi düşüncelerimizin karanlık ormanından çekip alacak, düşünmeye ve acı çekmeye son vereceğiz, bu, kurtuluşun ta kendisi olacak.

-  kendimde değilim, kendim burada değil, nedir bu, kendimin olmaması? Burada olmadığında, nerede oluyor bu kendim?

- hayret ederek yaşamak (…) hayret ederek yazmak

-  yalnızca matematik milyarların güzel olmasına izin verir, oysa bir milyar elmadan tat alabilmek olanaksızdır, bir ton kahve sayısız cinayetleri çağrıştırır (…)

- yaşayacak bir niçin’i bulunan, hemen her nasıla dayanabilir.

7 Ağu 2011

Lezzetsiz...






Hiçbir şey hoşuma gitmiyor artık ... Yapmam gereken
Bir eğretilemeyi mi süslemek
Badem çevirmek ? ..
Söz dizimini
Bir ışık huzmesinde çarmıha mı germek? ..
Kim kafa patlatacak
Böylesine şeyler gereksiz üzerine

Bir anlayışa vardım
Var olan
Sözcükler kullanma
(en alt sınıflar için)

Açlık
Utanç
Göz yaşları
Ve
Karanlık…

Temizlenmemiş hıçkırıklarla,
Çaresizlikle
(ve çaresizlikten önce bile umarsız)
Onca sefalet,
Hastalık ve pahalık yüzünden,
İdare etmek zorundayım.

Yazıyı değil,
Kendimi ihmal etmekteyim.
Başkaları becerebiliyorlar,
Tanrı bilir ya
Sözcüklerden yardım almayı.
Ben, kendimin desteği değilim.

Yapmam gereken
Bir düşünceyi mi tutuklamak
Ve götürmek aydınlatılmamış bir cümlenin hücresine? ..
Gözleri ve kulakları mı ihya etmek
Birinci sınıf sözcük lokmalarıyla? ..
Bir halkın libidosunu araştırmak
Sessiz harflerimizin sevgi mi saptamak? ...

Yapmam gereken
Doluya tutulmuş bir kafayla,
Şu elin yazmaktan katılmışlığıyla,
Üç yüz gecenin rapor altında,
Cüzdanı mı yırtıp atmak,
Ve örgütlenmiş sözcük operalarını silip atmak
Bir çırpıda, yıkarak: ben sen o

Biz siz? ..

(Öyle yapılsın. Öyle yapsınlar başkaları.)

Benim payıma gelince, yitip gitsin…

Ingeborg Bachmann

Çv: Ahmet Cemal