.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay
John Fowles etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
John Fowles etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Tem 2011

boş, ümitsiz olsa da katlanılmalıydı hayata..




"Çağımızın sözde en büyük tasası, zaman kıtlığıdır: Toplumlarımızdaki zeka ve paranın son derece büyük bir bölümünü işleri daha hızlı yapmak için harcamamızın nedeni, bilime ve bilgeliğe karşı duyduğumuz çıkar tanımaz sevgi değil, budur; insanoğlunun nihai amacı mükemmel bir insanlığa değil de şimşek olup çakmaya, ışık hızına ulaşmaya çalışmaktır adeta." (s.16)

"Çevresindekileri kurgusal karakterler olarak görüyor, haklarında şiirsel yargılarda bulunuyordu." (s.54)

"Gözleri zekasını ve ruh bağımsızlığını gizleyemiyordu; ayrıca her türlü yakınlığı reddini ve kendisi olmaktaki kararlılığını da." (s.113)

"Tiyatroda trajedi gayet hoştu hoş olmasına da normal yaşamda sapkınlık gibi görünebilirdi." (s.117)

"İnsan yüreği insan beynini gaddarca bir süratle hükmü altına alır." (s.134)

"Koruyucu renk değiştirme, yani insanın çevresiyle uyum sağlamayı öğrenerek yaşamını sürdürmesi-yaşının ya da sosyal sınıfının gereklerini sorgulamaksızın, ya da bu şekilde resmiyete sığınışını sosyolojik olarak açıklayabiliriz. İnsan böyle kılıç üstünde yürürken -her yerde var olan ekonomik baskı, cinsellikten korku, mekanist bilim akımı- kendi saçma gerginliğine gözlerini kapayabilme becerisi çok gerekliydi." (s.135)

"Modaya karşı tümüyle kayıtsız gibi görünüyordu; buna rağmen hala hayattaydı, tıpkı yaban güllerinin sera çiçeklerine rağmen hayatlarını sürdürmeleri gibi." (s.156)

"Dünya bir genellikse benim hep bir istisna kalacağımı buyuran bir ferman vardı sanki." (s.159)

"Bir şeyi görmek, o şeyi kabul etmek demek değildir." (s.161)

"Homo sapiensin trajedisi, yaşama şansı en az olanların çok fazla üremeleridir." (s.208)

"Gizemi, güçlüğü, yasaklanmışlığın tadını yerle bir ederek, hazzı da yerle bir etmiş olduk." (s.249)

"Her çağda, tanıkların ve yazıp çizenlerin büyük çoğunluğu eğitim görmüş sınıflardan çıkar; bu da tarih boyunca gerçekliğin azınlık tarafından saptırılmasına neden olur." (s.249)

"İlerleme de huysuz bir ata benzer. Ya sen ona binersin, ya da o seni çiğner." (s.264)

"Kendisini tanıyan ve eğitilmiş herkes kendini kendi çölünde bulur." (s.271)

"Zamirler insanların uydurduğu korkunç maskelerdir." (s.304)

"Bebek bekleyen annelerin o ağır, telaşsız yürüyüşünde bir şeyler vardır; dünyanın en yumuşak kibiri olsa bile bir kibir." (s.384)

"Yalnızlığında sahip çıkabileceği bir şeyler vardı; toplum dışı biriydi o, diğerleri gibi olmayandı, ister aptalca olsun ister akıllıca pek az insanın alabileceği bir kararın sonucuydu." (s.392)

"Hayatın bir simge olmadığını, tek bir bilmece ve onu bilememekten ibaret olmadığını, tek bir yüzü olmadığını ya da zarlar bir kere kötü gelmişse hemen bırakılamayacağını anlamaya başlamıştı; her ne kadar yetersiz, boş, ümitsiz olsa da katlanılmalıydı hayata..." (s.425)

John Fowles - Fransız Teğmenin Kadını (Ayrıntı Yayınları)

16 Haz 2011

Büyücü




"Ölümü göze alma arzusu son büyük sapkınlığımız. Karanlıktan gelip karanlığa gidiyoruz. Niye karanlıkta yaşayalım ki?" (s.129)

"Toplumun şansı kontrol altına almak için kullandığı yollardan biri de-kölelerinin seçme özgürlüğünü önlemek adına-geçmişin şimdiden daha asil olduğunu söylemektir." (s.130)

"İnsan zihni, evrenin kendisinden çok daha fazla evrendir." (s.134)

"İnsan soyu önemsizdir. İhanet edilmemesi gereken insanın kendisidir." (s.135)

"Esas trajedi buydu. Bir adamın kötü olmaya cesaret etmesi değil, milyonlarca insanın iyi olmaya cesaret edememesiydi." (s.135)

"Ayrıcalıklı bilgi sahiplerinin yüzlerine yerleşen o dramatik alaycılığın gülümsemesi." (s.151)

"Kendimizi olduğumuz gibi kabullenmek, daima ne olmamız gerektiğinin önüne geçmelidir; işte bu yüzden, bu bir adım öne gitmek demekti - ve de yukarı." (s.168)

"Yaşamak, sonu gelmez bir biçimde daha fazlasını istemektir, en kaba saba bakkalından en yüce mistiğine kadar böyleydi bu." (s.319)

"Bazı deneyimler seni öyle ele geçirir ki, tek katlanamadığın şey bunların sonsuza dek var olamayacağı düşüncesidir." (s.319)

"Erkekler savaşı sever çünkü bu onlara ciddi görünme imkanı verir. Çünkü bunun, kadınların kendilerine gülmesini engelleyen tek şey olduğunu sanırlar. Böyle bir durumda kadınları nesne konumuna indirgeyebilirler. İki cins arasındaki büyük fark da budur. Erkekler nesneleri, kadınlar nesneler arasındaki ilişkiyi görür." (s.425)

"Savaş, ilişkileri görmedeki bozukluktan kaynaklanan bir psikozdur. Birbirimizle kurduğumuz ilişkileri . Ekonomik ve tarihi durumumuzla ilişkilerimizi. Ve en çok da hiçlikle ilişkimizi. Ölümle." (s.425)

"Tüm korkuların, tüm dehşetin, asıl kötülüğün sonsuz kaynağı, insanın bizzat kendisidir." (s.512)

"Aşk aslında, diğer insanın içinde var olan bir şeyi sevmekten çok, kendi içimizde yer alan sevme kapasitesidir." (s.616)

"Güzel olmak bir ekstradır yalnızca. Hediyeyi saran bir kağıt gibi. Hediyenin kendisi değildir." (s.658)

"Özgürlük bir seçim yapıp o yolda devam etmekti; insanın içgüdü ve iradesinin, kendini tek başına yeni bir duruma fırlatıp atmasına izin vermesiydi. Şansımı denemem gerekiyordu. İçinde bulunduğum bu bekleme odasından kurtulmalıydım." (s.659)