.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay
Shakespeare etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Shakespeare etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kas 2013

Öğret bana , nasıl unutulur düşünmek?



Benvolio ve Romeo arasında 

- Günaydın kuzenim
-Gün erken mi o kadar?
- Dokuzu henüz vurdu.
- Amma da uzun geliyor bu kederli saatler.
Çabucak uzaklaşan babam mıydı buradan?
- Evet.Nedir Romeo'nun saatlerini uzatan keder?
- Saatleri kısaltacak şeyin bende olmaması.
- Aşık mısın yoksa?
- Dışarısında kaldım...
- Aşkın mı?
- sevgisinden oldum sevgilimin.
- Ah,uzaktan nazik görünen aşk. Nasıl da acımasız ve kaba denendiğinde!

- Ah, sevgi gözleri bağlıyken bile
 Nasılda görür , yolunu seçer dilediğince!
 Nerede yiyelim? yine kavga mı oldu burada?
 Hayır anlatma , duydum olanları.
 Neler doğuyor nefretten , ama daha çoktur sevgiden doğan.
 Ey kavgacı sevgi! Sevilen nefret!
 Ey ağır hafiflik! Ağırbaşlı uçarılık!
 Ey hiçten yaratılan herşey!
 Uyumlu biçimlerin , biçimsiz kargaşası,
 Kurşun tüy , parlak duman , soğuk ateş , sayrılı sağlık!
 Hep uyanık uyku...Bunların hiç biri değil.
 Bu sevgiyi duyarım , ama haz duymam ondan.
 Gülmeyecek misin?

- Hayır kuzenim , yeğ tutarım ağlamayı.
- Ne diye canım?
 - O canını sıkan derdine.

- Ne yaparsın böyledir çilesi aşkın , 
  Taş gibi oturmuş bağrıma acılarım.
 Benimkine katılınca seninde üzüntülerin
 Büsbütün artıyor derdim , kararıyor gönlüm.
 İç çekişlerin buğusuyla yükselen bir dumandır sevgi
 Duman dağılınca , tutuşan bir ateş olur aşıkların gözlerinde
 Keder indi mi bir kere aşıkların gözyaşlarıyla beslenen bir deniz oluverir.
 Başka ne olabilir? En akıllıca çılgınlık , 
 Soluk kesen bir zehir ve bir panzehir ölümden kurtaran.
 Hoşçakal kuzenim!

- Dur bende geliyorum.
 Kırarsın beni , bırakıp gidersen. 
- Yitirdim kendimi ; burada değilim ben
  Bu Romeo değil , o başka bir yerde.
- Hadi söyle bana : Kimi seviyorsun sen? 
- Acı duymamı istersen söyliyeyim.
- Acı çekme , ama söyle bana kim?
- Hasta adama vasiyetname yazdırmak
 Ölümü hızlandıran bir şey olur ancak.
 Açıkcası kuzenim , bir kadını seviyorum.
- Hedeften vurmuşum , aşıksın derken.
- Yaman nişancısın! sevdiğim de çok güzel!
- Güzel hedef tez vurulur , kuzenim.
- İşte şimdi ıskaladın ama!

 Aşk tanrıcığı Cupidon'un oku işlemez ona , 
 Bakire Tanrıça Diana'nın zekasıyla donanmış
 Ve iffetten bir zırh ile korunup silahlandığından
Etkilenmiyor aşkın çocukça oklarından , 
Yılmıyor sevgi sözcükleriyle kuşatılmaktan , 
 Saldırgan gözlerin bakışlarından yok hiç çekinmesi , 
 Ermişleri baştann çıkaracan bir kucak altına yumuyor gözlerini
 Güzellikte zengin , ama yoksul sayılır
 Ölünce çünkü güzelliğiyle birlikte gidecek varı yoğu.

- Kız kalmaya and içmiş desene.
- Öyle ,  bu tutumluluğu sürüklüyor onu israfa
 Onun zorbalığından aç kalan güzellik çünkü
 Süremez oluyor gelecek kuşaklara.
 Çok güzel , çok akıllı , çok akıllıca güzel.
 Sevaba girmek için kırıyor umudumu , 
 And içmiş sevmemeye ; bu andla yaşıyan ölüye döndüm ,
 Yaşıyorsam eğer bu andı bildirmek için.

- Beni dinle ve onu düşünme , unut!
 - Öğret bana , nasıl unutulur düşünmek?
- Özgür kıl gözlerini , başka güzellere bak!
- Güzelliği o zaman daha çok çıkar ortaya
 Güzellerin yüzünü örten mutlu maskeler
 Kara olduğu için gizlediği kişiler
 Bakana güzelmiş gibi gelirler.,
 Sonradan kör olan aşık unutamaz
 Daha önce gördüğü değerli bir hazineyi.
 Eşsiz güzellikte bir kadın göter bana , 
 Ancak vesile olur anımsatmaya
 Kimin ondan da güzel olduğunu. 
 Öğretemezsin bana unutmayı.

William Shakespeare

7 Tem 2011

Romeo ve Juliet'ten



ROMEO: 

Konuşuyor. 
Ey parlak melek, konuş yine! 
Sen göz kamaştıran bir parlaklık veriyorsun geceye; 
Cennetin kanatlı ulağısın başımın üstünde, 
Tıpkı ölümlülerin hayretle açılan gözlerine göründüğün gibi. 
Tembel bulutlara binip uçarken o havanın kucağında, 
Onu seyreden insanlar gibi hayranlıkla, 
Öylece bakıyorum ben sana. 

JULIET: 

Ah, Romeo, Romeo! 
Neden Romeo'sun sen? 
İnkar et babanı, adını yadsı! 
Yapamazsan, yemin et sevdiğine, 
Vazgeçeyim Capulet olmaktan ben. 

ROMEO: 

(Kendi kendine) Daha dinleyeyim mi, yoksa açılayım mı ona? 

JULIET: 
Benim düşmanım olan adındır yalnızca 
Sen sensin, Montague olmasan da. 
Hem Montague nedir ki? 
Ne eli bir erkeğin, 
Ne ayağı ne kolu, ne yüzü ne de başka bir parçası. 
N'olur başka bir ad bul kendine. 
Adın ne değeri var? Şu gülün adı değişse bile 
Kokmaz mı aynı güzellikte? 
Romeo'nun da adı Romeo olmasaydı, 
Kusursuzluğundan hiç bir şey kaybolmazdı. 
Romeo, bırak, at bu adı! Senin parçan olmayan 
Bu ada karşılık al bütün varlığımı. 

ROMEO: 

Alıyorum öyleyse sözünü dinleyerek. 
"Sevgilim" de ki, vaftiz olayım yeniden; 
Romeo değilim bundan böyle ben. 

JULIET: 

Kimsin sen? Böyle geceye gizlenerek 
Sırrımı öğrenmeye gelen kim? 

ROMEO: 

Bilmem nasıl söylemeli kim olduğumu 
Bir ad kullanarak! Ey güzel ermiş, 
Nefret ediyorum adımdan ben de 
Sana düşmandır diye. 
Ben yazmış olsaydım, şimdi yırtar atardım onu. 

JULIET: 

Daha yüz söz bile içmedi ağzından kulaklarım, 
Ama bu sesi tanıyorum: 
Sen Romeo değil misin, Montague'lerden hem de. 

ROMEO: 

Ne oyum, ne de öbürü güzel ermiş, 
Hoşlanmıyorsan eğer. 

JULIET: 

Nasıl geldin buraya söyle, hem niye? 
Bahçenin duvarları yüksek, zor aşılması, 
Kim olduğunu düşün bir de, 
Mezar olur sana bu yer, bizden görürlerse. 

ROMEO: 

Aşkın hafif kanatlarıyla aştım bu duvarları, 
Durduramaz sevgiyi çünkü taştan sınırlar; 
Hem aşkın isteyip de başaramadığı ne var! 
Engel olamaz bana bu yüzden akrabalar. 

JULIET: 

Bir görürlerse, sana kıyarlar. 



ROMEO: 

Hayır, daha çok tehlike saklıdır senin gözlerinde 
Onların yirmi kılıcından! Tatlı bak yeter; 
Korur beni onların düşmanlığına karşı. 

JULIET: 

Dünyada istemem senin burada görülmeni. 

ROMEO: 

Saklar beni onlardan gecenin pelerini; 
Beni bulsunlar ne çıkar, yeter ki sen sev beni: 
Geç ölmektense senin sevginden yoksun 
Yaşamıma son versin kinleri daha iyi. 

JULIET: 

Kim yardım etti sana, burayı bulman için? 

ROMEO: 

Aşk yardım etti, aramamı fısıldayarak; 
O bana akıl verdi, ona göz oldum ben de. 
Denizci değilim, ama uzak denizlerde yıkanan 
Uçsuz bucaksız kıyılar kadar uzak olsan da sen 
Sana ulaşmak için açılırdım denizlere. 

JULIET: 

Biliyorum, gecenin maskesi var yüzümde, 
Olmasaydı eğer, duyduğun için demin söylediklerimi 
Nasıl kızardığını görürdün yanaklarımın. 
Çok isterdim ah bir güzel uyup göreneklere 
Demin söylediklerimin tümünü inkar etmeyi! 
Ama uğurlar olsun görgü kurallarına. 
Seviyor musun beni? "Evet" diyeceksin, biliyorum, 
Sözüne güveneceğim ben de; ama yemin edeyim deme, 
Belki de tutamazsın; Zeus alay edermiş, derler 
Sözünü tutamayan aşıklarla. 
Romeo, beni seviyorsan, söyle bana açıkça. 
Kolayca elde edilmiş sanıyorsan beni eğer, 
Çatayım kaşlarımı, naz yapıp "hayır" diyeyim sana, 
Ta ki sen kapanasın ayaklarıma. 
Yoksa dünyada yapmam öyle bir şey. 
Doğrusunu istersen güzel Montgue, 
Çılgınca seviyorum seni; belki de bu yüzden 
Hoppaca buluyorsundur benim hareketlerimi; 
Ama inan sevgilim, daha bağlı olacağım sana 
Daha kurnaz olup da çekingen duranlardan. 
İtiraf edeyim ki, daha çekingen davranmalıydım, 
Ama farkına varmadan ben, seni sevdiğimi, 
Ağzımdan işitmişsin. N'olur bağışla beni, 
Hafifliğe yorma sakın 
Karanlık gecenin açığa vurduğu çaresizliğimi. 

ROMEO: 

Sevgilim, şu meyve ağaçlarının tepelerini gümüşleyen 
Kutsal ay üzerine yemin ederim ki... 

JULIET: 

Yemin etme kararsız ay üstüne sakın; 
Yörüngesinde her gece yön değiştiren ay gibi, 
Değişken olur sonra senin de aşkın. 

ROMEO: 

Ne üstüne yemin edeyim? 

JULIET: 

Hiç yemin etme; ama ille de edeceksen, 
O tanrı bilip tapındığım 
Sevimli varlığın üstüne et yeminini. 

ROMEO:

Eğer yüreğimdeki sevgi... 

JULIET: 

Dur, yemin etme yine. 
Senin varlığın bana sevinç veriyorsa da, 
Sevinç duyamıyorum bu geceki anlaşmadan; 
Pek acele, birden oldu, düşünüp taşınmadan; 
Daha "çaktı" diyemeden çakıp ta kaybolan 
Yıldırıma benziyor. Tatlım, iyi geceler! 
Bu sevgi tomurcuğu, öbür görüşmemizde, 
Yazın olgunlaştıran soluğuyla dönüşebilir güzel bir çiçeğe. 
İyi geceler! İyi geceler! Yüreğimdeki dinginlik ve huzur 
Dolsun senin gönlüne de! 

ROMEO: 

Ah, sana doymadan mı bırakacaksın beni böyle? 

JULIET: 

Nasıl bir doygunluk bekliyorsun ki bu gece? 

ROMEO: 
Aşkının katışıksız yeminini benimkine karşılık. 

JULIET: 

Onu sana verdim bile, sen daha istemeden, 
Olsa da keşke bir kez daha versem. 

ROMEO:

Geri mi alacaksın yine? Peki, neden sevgilim? 

JULIET: 

İçtenlikle geri vermek için sana. 
Elimde olan bir şeyi istiyorum hem, 
Cömertliğim uçsuz bucaksız denizler gibi, 
Denizler gibi derin sana olan sevgim. 
Sana ne kadar verirsem, o kadar çoğalıyor bende kalan, 
Sonsuz çünkü ikisi de. 

Seslendiler içerden, hoşçakal, canım sevgilim! 
Geliyorum dadıcığım! Unutma beni, tatlı Montague! 
Biraz bekle, şimdi gelirim. 

ROMEO: 

Ey kutsanmış mutlu gece! Korkuyorum gecedir diye, 
Bütün bu inanılmayacak tatlı şeylerin bir düş olmasından 

JULIET:

İki kelimecik daha, sevgili Romeo, 
Sonra da gerçekten iyi geceler sana! 
Saygıdeğerse aşkının eğilimi, 
Amacın evlenmekse, bildir göndereceğim adamla, 
Nerede, saat kaçta yapmak istiyorsan töreni; 
O zaman tüm varlığımı sana adar, 
Ardın sıra gelirim ta ölünceye kadar. 

Ama kötüyse niyetin sana yalvarırım... 

Vazgeç bundan, başbaşa bırak beni kederimle. 
Yarın birini yollarım. 

ROMEO: 

Ancak seninle yaşar ruhum. 

JULIET: 

Binlerce kez iyi geceler sana! 

ROMEO: 

Binlerce kez beter olsun gece, senin ışığın yoksa. 
Öğrenciler nasıl ayrılırlarsa ders kitaplarından 
Öyle koşar seven sevdiğine giderken; 
Okula nasıl canı sıkkın giderse öğrenciler, 
Öyle ayrılır seven sevdiğinden.