I) Biraz Rimbaud’yu düşünün. En büyük Fransız şairi, yirmi yaşında, yok, yirmi bir yaşında yazmayı bıraktı. Yirmi bir yaşında düpedüz sıfırı tüketmişti. Bir dâhi dehadan vazgeçme kararı alıyor, hiçbir ilginçliği olmayan zavallı biri haline geliyor. İnsan Rimbaud’nun başına gelenin tehdidi altındadır. Sınırlı bir zamanda şaşılacak bir taşma, benzersiz bir olaydır; ama çok kısa sürmüştür. Bugün insan, artık söyleyecek hiçbir şeyi kalmamış bir yazar; çizecek hiçbir şeyi kalmamış ve hiçbir şeyi ilginç bulmayan bir ressam gibi geliyor bana. Ruhu henüz tükenmemiştir, ama kendisi, kuvvetlerini bütünüyle yitirmeye çok yakındır. Hâlâ gerçeklik üretebilir, kuşkusuz aletler üretebilir, hatta belki birkaç şaheser der yaratabilir, ama manevi açıdan mecali kalmamıştır. Mesela bence, yeni ve derin bir din üretemez. Üretebilir, ama artçı ya da taklitçi olarak. sf.184
II) Yaptığımız her şey gerçeklikten yoksun. Kitaplar okuyoruz elbette; her halükarda ben çok okuyorum, belki de haddinden fazla okuyorum. Ama bunun hiçbir anlamı yok. Hayat benim için bir anlam kazanırsa, bu daha ziyade yatakta olduğum zaman ve düşüncelerimin hedefsiz avareliklerine izin verdiğim zaman oluyor. O zaman hakikaten çalıştığım izlenimine kapılıyorum. Ama pratik olarak çalışmaya koyulduğum zaman, hemen bir yanılsamanın peşinden gittiğimden emin olarak yıkılıyorum. Benim için insan ancak hiçbir şey yapmadığı zaman varoluyor. Harekete geçer geçmez, bir şey yapmaya hazırlanır hazırlanmaz, acınacak bir yaratık haline geliyor. sf.185
Emil Michel Cioran, Ezeli Mağlup -Söyleşiler-
Metis yayınları, 2005. (Çeviri; Haldun Bayrı)