.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

12/24/2011

düşünmek, hayatı ne karmaşık bir duruma sokuyor.



"neden birlikte yaşıyoruz? bir anlam aramamalı. anlam kadar insanın hayatını zehir eden bir kavram yoktur. insan akıllı bir görünüşle, en saçma sözleri bırakabilir çevresindeki insanların yarattığı boşluğa. çok da fazla üzülmüyordu. duyuların zayıflıyor mu oğlum turgut? içindeki o tarifsiz, kuvvetli duygu, başka duyguları körleştiriyor mu? insanlar! neden kaybolup gitmeme seyirci kalıyorsunuz? benden ne kötülük gördünüz? insanlar, duygusuz bir telaşla kaçışıyordu. çok zayıfladım insanlar! belki de kaçmak istediğim bir işe farkına varmadan sürüklüyorsunuz beni. oysa ne kadar korkuyordum beni tutmanızdan. ne kadar tutucu görünüyordunuz. ne hileleriniz vardı. ne kadar zayıf bağlarla bir arada tutuyormuşsunuz toplumu. benim ayrılmama seyirci kalmanız ne kadar dehşet verici. sonra, durum artık saklanamayacak bir şiddet kazanınca, şaşırmış görüneceksiniz. sahte bir şaşkınlık göstereceksiniz. sizi hesaba katıp yola çıkanları büyük hayal kırıklığına uğratıyorsunuz. ne diyeyim? siz beni tanımıyorsanız, ben de sizi hiç bilmiyorum. buna da üzülmüyorsunuz. daha beter olun!"

onların kahramanı sensin. bir kahraman bekliyorlardı yüz yıllardır. kendileri gibi olmayan, gene de onları anlayan bir masal kahramanı. gir içeri, bekletme zavallıları canım kardeşim!... seni milletvekili seçtiler oybirliğiyle. onları temsil etme yetkisini aldın artık. düşün, önüne ne fırsat çıkıyor: istediğin gibi oynayabilirsin artık...

+ belki ben öyle esaslı bir adamım ki her şeyimi bilsen aşkın da korkunç olacak ben dayanamayacağım sonra birden suratını asardı bunların doğru olmadığını içimde bir yerde biliyorum belki tanıdıkça benden uzaklaşacaksın belki ben tanıdığın kadar bir şeyim geride bir şey yoktur bende kurcalamak istemiyorum altından bir yokluk hiçlik çıkarsa sen belki dayanırsın buna fakat ben dayanamam yaşayamam

+ turgut başını önüne eğdi kızararak. "şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim," dedi: "gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda."

+ kadın bildi; yalnız benim yoluma çıkarsa "işin" olacağını bildi. gökçin, elinin tersiyle itiverirdi kadını. ben itemedim; oysa, ellerimiz, dış görünüşüyle, birbirine çok benziyor. nasıl anladı kadın?

+ her yeni tanıştığım insandan tanışır tanışmaz neler bekledim o daha adımı öğrenmeden ben onunla ilgili hayaller kurdum ümit etmeye başladım hemen ve o insan yanımdan bir dakika bile ayrılınca ben öyle yerlere varmıştım ki hayalimde bu ayrılmayı bir ihanet saydım gücendim

+ "akıl hocası makyavel'in bir köprüyü geçişi sırasında, karşısına birdenbire çıkan ayıyı, annesinin erkek kardeşi sıfatıyla selamlaması gibi, turgut da, kuvvetli olduğu yerlerde ayıya ayı dediği halde, işine gelmeyince onunla akrabalık kurması..."

+ kadınlarla konuşurlar. bir bara giderler, konsomatrislere içki ısmarlarlar: bir daha, bir daha. hep konuşmak için. insan olduğumuzu, kendimize ispatlamak için. köpeklerden farklı olduğumuzu göstermek için. kadınlar da köpeklerden farklı olduklarını göstermek için, utanırlar. utanmış gibi yaparlar. işte yanımdaki kadın da on dakikada bir kollarımdan sıyrılıyor, arada bir elimi itiyor.

+ selim: "... amerikalıların dediği gibi, ciddiyet kediyi öldürür. türkçeye çevirirken, yaptığım kelime oyunu kayboluyor tabii."
turgut: "yapamadığın şeyler için sözümü kesme bir daha..."

+denizin rengi değişiyor; ayrılırken denizi bu renk bırakmak istemiyorum olric. damlalar vapurun kenarına çarpıyor. ıslak demir kadar içime sıkıntı veren bir şey yoktur. vapuru ıslak bir demir yığını olarak hatırlamak istemiyorum. denizi külrengi bir sıvı olarak bırakmak istemiyorum. sonra, hep bu renkte hatırlarım diye korkuyorum.

"ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? hangi kusurunu düzeltmeye fırsat verdiler? son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? birdenbire; buraya kadar-dediler. oysa bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. bütün sularda gölgeni seyrederdin. üstelik daha önce haber vermiştik derler onlar. her şeyin bir sonu olduğunu genel olarak belirtmiştik......... onlarla başa çıkılmaz.........rüyadan gerçeğe geçmenin acılarını yaşama....ne olur uyanma...."

"işte böyleydik biz canım selim! şimdi ne durumlara düştük ikimiz de. sen öldün; ben de koridorlarda, anlamsız bekleyişlerin içinde ölüyorum. gerçekten öldün mü selim? bu yalnızlık dolu koca dünyada bütün tutunamayanları öksüz bırakıp gittin mi? bat dünya bat! talih! iki gözün kör olsun da piyango bileti sat! midem yanıyor: içkiden kurtarılacak ilk mide. yangından kurtarılacak ilk mide. benim midem. benim kalbim."





Tutunamayanlar.