.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

5/24/2013

hikayem paramparça



babamın öldüğü gün birine âşık olmuştum. bazen böyle olur, her şey üst üste gelir. metrodaydım, boş yerler vardı ama en köşede ayakta duruyordum. onu düşünüyordum, romantik şeyler değil, bir buluşma ayarlayabilmek gibi pratik şeyler ve kaç istasyon sonra inmem gerektiğini de düşünüyordum diğer yandan. yirmi bir yaşındaydım o zaman, ama çarklar hep döner, her yaşta döner. büyük bir kentteysen bir sürü gereksiz şey bilmen lazım yoksa kendini salak gibi hissedersin. sonuçta inmem gereken istasyonda indim. eve gittim. herkesin yüzünde aynı ifade. ölüm haberi vermek zorunda kalanların yaşamaktan duydukları tatlı utanç. bunlar çehrelere asılı açık kanıtlardır. ilk insanlardan bu yana incele incele bu hale gelmişlerdir. bir gün öyle bir dil gelişecek ki tek laf etmeye gerek kalmayacak. herkesin yüzünden anlaşılacak ne demek istediği. neden diye sordum, ölüm sebebi yani. söylediler. gerçek yaşama sevincini görmek istiyorsanız mezarlıklara gidin, orada gezen insanların yüzlerine bakın.

ihtiyar gassali hatırlıyorum babamı yıkadığı mermerin önünde. beyaz sakallıydı. ama rüyalara giren aksakallı dedeler gibi değil, hemingway gibi. işini seviyordu ve çok konuşuyordu. bu tarz işleri yapan adamların fazla konuşmaması gerekir. ama o bunu takmıyordu. bir sürü şey sordu. cevap vermedim. cevap alamadığı her sorudan sonra ayrı ayrı şaşırıyordu. büyük bir samimiyetle şaşırıyordu. konuşulmaması gereken yerler vardır. çocuklara ve ihtiyarlara anlatamazsın bunu. hepsi doğal anarşist.

cenaze günü çok soğuktu. sonra hep uyumak istedim. doğal sakinleştirici. sevdiğiniz biri öldükten sonra yaşama tekrar devam etmek bisiklet kullanmayı öğrenmeye benziyor. ama yokuş aşağı giden bir bisiklet oluyor bu. dengeyi sağlamanın tuhaf coşkusundan bahsetmiyorum burada ya da sadece bundan bahsetmiyorum. kafayı gözü yarmak üzere olmanın korkusundan da bahsediyorum. ne demek istediğimi sahiden anlıyor musunuz?

sonra zaman geçti. zaman hiçbir şeyi düzeltmez. daha beter de etmez. zamandan bağımsız şeyler bunlar. karanlıkta uzanıp bir sigara daha yakmaktan başka bir şey gelmiyordu elimden. babam öldüğü için değil. âşık olduğum için değil. 21 yaşında olduğum için değil. öyle olması gerektiği için.

sonra biraz içtim ve telefona sarıldım. bu adil bir şey değil. iki taraf için de. insanlar sizin alkollü olduğunuzu anlar ama bellekleri bunu böyle kaydetmez. çünkü gelen sadece sestir. o sesin üstüne en ayık halinizi yerleştirir bellek. bellek böyle namussuz bir orospu çocuğudur işte. sizi üçkâğıda getirmek için elinden gelen her şeyi yapar. hepimiz yanlış hatıralara sahibiz. öyle yaşanmadı onlar. hatıralarını yazan ihtiyarları düşünün, kitabı bitirdikleri zaman öleceklerini bilirler, o yüzden bitiremezler bir türlü, yaşamak için sallamayı sürdürmeleri gerekir.

onu aradım ve seni seviyorum dedim. çarklar durdu, yargılama bitti. hayatımda ilk kez çekip gitmek istemiyorum. şimdi bile utanıyorum söylediklerimden. herkesin kalbinin çizildiği bir yer var. orada görünmez bir duvara çarpıyorsun. daha öteye gidemiyorsun. bütün dünyan o çakıldığın yerden uzanabildiğin yere kadar oluyor artık. benim çakıldığım yer de o günlerde bir yerde işte. ama tam nerede bilemiyorum. hiçbir zaman da bilemeyeceğim bunu. orası beni daha iyi bilecek.

sonra konuşalım dedi. sonra konuştuk. hastanenin karşısındaki otoparkta. otoparkın bir köşesini oto yıkamacıya çevirmişlerdi diğer köşesini çay bahçesine. çok amaçlı grotesk bir yer. ne konuştuğumuzu yazmayacağım. o kadar da değil. çünkü bunlar özel şeyler. zaten ben hayatımı anlatmak istemiyorum ki. yaşadıklarımı düşünerek oradan bir sonuca varmak istiyorum sadece. sanırım demode bir yazarım. genellemeleri seviyorum ve noktayı koyduktan sonra ardımda iyi kötü bir anlam bırakmak istiyorum. artık bunun bir anlamı kalmadığını düşünsem bile böyle yapıyorum. lanet olsun, öyle alıştım çünkü, nasıl başlarsa öyle gider.

sonra yine zaman geçti. zaman geçmesi önemli değildir. sanırım bundan bahsetmiştik. “o zamanlar bir şeyleri reddetmeye ihtiyacım vardı ve sen tam bunun üstüne geldin,” dedi. “o kadar iyiydin ki o zaman. annem sanki bu yüzden yedi ay daha yaşadı. ne demek istediğimi sahiden anlıyor musun?” anlıyordum. iki karışlık mesafede, birbirimizi göremeden uzanmıştık. kaç kişi olduğumuzu bilemeden uzanmıştık o karanlıkta, yanımızdaki ölülerle beraber uzanmıştık. karanlıkta nüfus sayımı şöyle yapılır. yaşayanlar bir sigara yakar.

Hadi, tek bir hikaye..

 
"Elleri tutuştuğunda onların, bir iblis gibi güleceğim. Onlara kıçımı göstereceğim. Kıçımın yarısıyla güleceğim. Beni yarım bırakanlara. Taksim parkında beş parasız ve çıplak bırakanlara ve beni düzen kravatlı adamlara, pezevenklere; benim yüzüm yarım ama kalbim iki tane diyeceğim. Geliyorlar. Her şafak vakti rüyama saldırıyorlar. Başka hayatım yok ki benim. Çekilin üstümden, nefes alamıyorum. Birazcık acınız yok mu hayvanlar, ne faydası var ki bana saldırmanın itoğluitler. Kocaman bir kabusun orta yerinde çıkıp geldiler. Hey sokak orospusu dediler, senin diğer yarın da biziz. Yalan bu... İnanma. Benim sevgilim her gün güller getirir bana. Aşkım der, ne güzel gülüyorsun. Cep telefonu bile var. Korkarım diye gidemiyor yanımdan. Korkarım. Ona şarkı söylüyorum.

Doğrum yok benim. Her yarım şey gibi. Ne kederli, ne de mutlu. Hiç hikayen yok mu senin. Ama dinliyorum. Biliyorum ki, yarısı ölen bir kadının son isteğini yerine getirirsin. Hadi, tek bir hikaye... Ama sen de bir bok değilsin işte. Bana ancak bir pislik gerekir. Bütün, pis bir adam."

  (Orospu Kırmızı - sayfa 10)

5/11/2013

Tanrı'nın Soytarıları



Benimle en dibe gelebilir misin?
Ne kadar ileri gidebilirsin? Kendinden kaçabilir misin? Hayatını feda edebilir misin? Sönüp giden bedenine katlanabilir misin? Binlerce ses arasından ufacık fısıltıyı duyabilir misin? Bana hissedebileceğin en yoğun duygulardan bahset. Yeni bir başlangıç yok yeni bir yol yok bir kaçış yok. Yitip gidiyor her şey. Hiç varolmamış bir yaşamda yavaş yavaş çürüyeceksin. Yaşadığın hayatı silip at. Benimle en dibe gelebilir misin? Nereye vardığını, neye dönüştüğünü, dönüştüğün şeyden memnun kalıp kalmayacağını bilemeyeceksin. Moraran gözler, kanayan dudaklar, pıhtılaşan kan, göz yaşları. Kan basıncı aklı tüketiyor. Yoğun, ekşi hava. Beynindeki geçmişe dair görüntüleri sil..

Benimle ölümcül bir oyuna var mısın.?

Geri dönüşü olmayan bir oyunun içindeyiz..!

~ Eva İskandarov



 Gökdelenden aşağı düşen adamın hikayesini duydun mu? Aşağı düşerken geçtiği her katta kendini telkin etmeye çalışmaktadır: “Buraya kadar her şey yolunda… Buraya kadar her şey yolunda.” Nasıl düştüğün önemli değildir. Önemli olan indiğin andır ...

~ La Haine



 Her şeyin bir nedeni olduğuna inanırım. İnsanlar değişir ve siz de umursamamayı öğrenirsiniz, bir şeyler ters gider ve böylelikle her şey yolundayken bunun kıymetini anlayabilirsiniz, yalanlara inanırsınız ve sonunda kendinizden başka kimseye güvenmemeniz gerektiğini anlarsınız; ve bazen iyi şeyler biter ki daha iyileri başlayabilsin...

~ Marilyn Monroe


 Ben özgür bir adamım ve özgürlüğüme ihtiyacım var. Yalnız kalmaya ihtiyacım var. Yalnız kalıp utancımı ve umutsuzluğumu sorgulamaya ihtiyacım var. Güneş ışığına ve kaldırım taşlarına yanımda kimse olmaksızın ihtiyacım var; konuşmaksızın, kendimle yüz yüzeyken yüreğimin müziği bana eşlik etsin yeter.

Ne istiyorsunuz benden? Söyleyecek bir şeyim olduğu zaman yazıp yayımlatıyorum zaten. Verecek bir şeyim olduğunda veriyorum. Gözetleme merakınızdan iğreniyorum! Övgüleriniz beni aşağılıyor. Çayınız beni zehirliyor! Kimseye borcum yok. Sadece Tanrı'ya karşı sorumluyum ben, o da varsa şayet.!

~ Henry Miller



 Fakat ne kadar uzun yaşar, ne kadar çok şey görürseniz, bir şeylerin yanlış olduğunu o kadar fark ediyorsunuz. Savaş, salgın hastalık, ölüm, yıkım, açlık, fakirlik, işkence, suç, çürümüşlük, kokuşmuşluk vesaire. Bu tabloda kesinlikle yanlış olan bir şeyler var. Bu iş pek başarılı bir iş değil. Eğer bu Tanrı’nın yapabileceğinin en iyisiyse, pek etkilenmediğimi söylemeliyim. Her şeye kadir bir varlığın elinden bu tür sonuçlar çıkmamalı. Bu sonuçlar, daha çok işinden bezmiş, aksi bir devlet memurunun yapacağı türde bir işe benziyor. Ve aramızda kalsın, adilce yönetilen bir evrende bu herif çoktan işten atılmış olurdu...

~ George Carlin


 Küçükken komünisttim Amerika, özür/m'özür de dilemiyorum şimdi her fırsatta esrar çekiyorum. Günlerce evde oturup iş olsun diye kilerdeki gülleri seyrediyorum. Chinatown’a gittiğimde kafayı çekiyorum ölesiye, ama hiç kimselerle yatamıyorum. Bu işin içinde bir şamata olduğunu sanıyorum. Ah! Sen beni Karl Marx okurken görmeliydin Amerika..

Ruh doktorum hiçbir şeyin yok diyor. Hiçbir şeyim yok gerçekten, Tanrı’ ya yakarma dahil. Mistik görünümlerim ve kozmik titreşimlerim var yalnız. Amerika, daha sana Karl Marx Amcam Rusya’dan döndükten sonra ona yaptıklarından söz açmadım. Sana sesleniyorum Amerika...

Allen Ginsberg



eski püskü bavullarımız gene kaldırıma yığılmıştı; daha gidecek çok yol vardı önümüzde. ama önemli değildi, çünkü yol hayattır...

Jack Kerouac


  Bu ne benim kusurum ne de insanların. Sessizliğin en sessizine aidim, benim için doğrusu bu...

Franz Kafka


 Bana durmaksızın kaderden söz ediyorsun, peki, Tanrının; düzeni, dolayısıyla da erdemi sevdiğini sana kim kanıtlar? Hiç ara vermeksizin adaletsizlik ve düzensizliklerinin örneklerini gözlerinin önüne sermedi mi? Acaba insanların başına savaş, veba açlığı musallat ederek, her yanından kötülük akan bir dünya yaratarak mı erdeme karşı olan sınır tanımaz aşkını ortaya koyuyor senin gözünde? O bile yalnızca kötülüklerle hareket ettikten sonra, her şey kötülük ve ahlaksızlık olduktan sonra, irade ve yapıtlarındaki her şey cinayet ve düzensizlikten oluştuktan sonra neden kötü yola sapmış kişilerden hoşlanmamasını istiyorsun?

Marquis de Sade


 Hayır, sizin yaşamınızı onaylamıyorum. Hayır, sizin şeffaf giysili kadınlarınızdan biri olmak istemiyorum. Cumartesi gecesi, bir restorandaki masanızda budala ama bağıran müzikle küçük gülücükler, aptal tebessümlerle baştan çıkartan bir kadın olarak sunulmayı istemiyorum. Ve o mahzun ve göz süzen ve bazen deli, öngörüsüz ve aptal ve çocuksu ve ana ve orospu ve aniden sizin hiç eksik etmediğiniz banal bir fıkraya kibarca gülümsemeye kendimi zorlayan biri olmamalıyım...

Ulrike Marie Meinhof


 Katı değilim, içim boş.. Gözlerimin ardında uyuşmuş, felç olmuş bir mağara, bir cehennem kuyusu, alaycı bir hiçlik duyumsuyorum...

Sylvia Plath


 İnsanların gözünün açılacağını, herkese özgürlük sağlanacağını, zavallı kızların kaderinin unutulmayacağını umalım; ama onlar kendilerini unutturmayacak kadar şikayet ederlerse, kendilerini geleneğin ve önyargının üstüne yerleştirirlerse, onları köleleştirdiği varsayılan utanç verici prangaları ayakları altında cesurca çiğnerlerse; ancak o zaman, gelenek ve kamu karşısında zafer kazanırlar; daha özgür olacağı için daha akıllı olacak erkek, kadınları küçümseyişindeki adaletsizliği hissedecektir. tutsak bir halkın suç olarak gördüğü doğanın itkilerine kendini bırakma edimini özgür bir halk suç olarak görmez...

~ La Bonne Cuisine de Madame E. Saint-Ange
Marquis de Sade


 Kutsal gökdelen ve kaldırımların ıssızlığı.! Milyonlarla dolan kafeteryalar kutsal.!. Sokakların aşağısındaki, gizemli gözyaşı nehirleri kutsal..!
Doyumsuz yalnızlık kutsal.!..

Allen Ginsberg


İşte "beğendiğim" insanlar :
- lodosla başı ağrımayanlar,
- insan dramının bilincinde olmayanlar,
- her sanat yapıtını aynı biçim ve aynı ölçü ile algılayanlar,
- uçakta iştahla yemek yiyenler,
- görgüden söz edenler,
- herhangi bir gemidei herhangi bir yabancının ayakkabılarını modaya uygun bulup bu konuda konuşanlar,
- biriyle yatıp, ona iyilik ettiklerini sananlar,
- sabahları genel konular üzerine konuşabilenler,
- özel yaşamlarını gizli tutmaları gerektiğini sanıp, bu konuda hiç söz etmeyenler,
- yemekler ve mutfak üzerine konuşurken, sanki bir askeri darbeden söz eder gibi heyecanlananlar,
- aşık olunca, ömür boyu sürecek eşlerini bulduklarını sananlar,

  - Tezer Özlü




fotoğraflarda dahil olmak üzere hepicini bir facebook sayfasından alıntıladım, tavsiyemdir;

Tanrı'nın Soytarıları / The Clowns of God 

 

mailler için teşekkür ederim azcık zaman sıkıntısı çekiyorum bu ara ama bir ara tek tek cevaplayacağım.