.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

7/25/2012

"Keşke bu işlere hiç bulaşmasaydın..."



Yüzünden bir gölge gelip geçti. Bu işlere gönüllü bulaşmadığı besbelliydi. Biz, otuz beş yıl öncesinin yakınlığını, anında yakalayabilmiş olduğumuz için, rahat rahat anlatıyordu yüreğin-dekileri ama, her şeyin de bir sının vardı elbette. Dikildi kaykıldığı sandalyede Zelha,

"Bu işler dediğin, bizim davamız Nevo. Mevlam bana da bir rol biçmiş bu davada. On dördüme basar basmaz Karançilere gelin gidip, dokuz-on çocuk da doğurabilirdim. Alişan'ın evinde, yüreğim yana yana kumamın bebelerini büyütüyor olabilirdim. Sarıcadam'da analarımla birlikte yufka açıyor da olabilirdim. Nereden baksan, kurtuluşum yoktu benim. Hiç olmazsa kendi insanlarım için onurlu bir kavgam var şimdi. Bırak beni de, sen kendini anlat gayrı. Evli misin? Çocukların var mı?"
"Evliydim. Boşandım. Bir oğlum var."
"Allah bağışlasın. Neden boşandın Nevo? Senin üzerine de kuma gelmedi ya!"

Konuşamadım hemen. Neden boşandığımı tam olarak ben bilemiyorum ki, ona anlatabileyim. Tahta iskemlenin üzerinde ellerimi bacaklarımın arasına sokmuş, omuzlarım düşük, başöğretmen karşısında oturan suçlu çocuk gibi duruyorum. Hikâyemi dinledikten sonra, beni suçlayacak olursa arkadaşım, kendimi savunmak için söylenecek tek sözüm yok. Suçluyum çünkü. Suçum, şımarık ve savurgan olmak. Payıma düşen sevgilerin değerini bilemediğim için şımarık, önüme serilen fırsatları har vurup harman savurduğum için savurganım. Aynı ülkenin sınırlan içinde doğup, arkadaşımın hayalini dahi kuramayacağı tüm nimetlerden yararlanarak büyüyen ve evliliğinden sıkılınca, gönlü bir başkasına kayar gibi oldu diye yuvasını yıkan ben, kaderini törelerin çizdiği, üstüne kuma geldiği için aşkından vazgeçmek zorunda kalan, karşımdaki onurlu kadına ne cevap vereyim.

"Sen mi istedin aynlmayı?" diye soruyor.
Evet anlamına başımı sallıyorum.
"Neden? Aldattı mı seni?"
Evet deyip kurtulmak geçiyor içimden ama, dokuz yaşındayken küt uçlu bir çiviyle kan kardeşi olduğum insana nasıl yalan söylerim?
"Hayır."
"Dövüyor muydu?"
"Hayır, asla!"
"Eee, niye aynldın o zaman?"
"Kocam gitti..."
"Başka kadına?"
"Hayır dedim ya! Anlaşamadığımız için gitti."

Aldatılmanın dışında boşanma nedeni düşünemeyen Zelha'ya, kocam bir mutfak robotu yüzünden gitti desem, inanır mı? Kendimi suçlamamak, kendimle yüzleşmemek için bunca yıldır ben inanabilmişsem buna, belki o da inanır. Ama bir süredir gayet iyi biliyorum, gidenin aslında Murat değil, ben olduğumu. Üstelik pişmanım da biraz. Karşımda oturan ve doğulu bir kadın olmanın tüm ezilişlerini ve zorluklannı yaşamış olan arkadaşıma, kendi hikâyemi aktarmaya dilim varmıyor. Kocamın evden gidişini hızlandıran son yirmi dört saat, film şeridi gibi akarken gözlerimin önünden, yüzüm kızanyor, boğazım kuruyor. Sıkıyorum kendimi, gözyaşlanm sel gibi boşalmasın diye.

Bir Gün / Ayşe Kulin