.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

3/08/2013

Seni birine tarif etmeye çalışıyordum.



“Birkaç gün önce seni birine tarif etmeye çalışıyordum. Daha önce gördüğüm hiçbir kıza benzemiyorsun.

Şunu diyemezdim: “Şey, o tıpkı Jane Fonda’ya benziyor, kızıl saçlarını saymazsak. Ve ağzı da biraz daha farklı ve bir de, o elbette bir film yıldızı değil.”

Bunu söyleyemezdim, çünkü sen Jane Fonda’ya hiç mi hiç benzemiyordun.

Sonunda seni çocukken Tacoma Washington’da izlediğim bir film ile tanımlayabildim. Sanırım filmi 1941 veya 42’de izlemiştim: o arada bir yerde. Sanırım 7 veya 8 veya 6 yaşındaydım. Film, bir köye elektriğin gelmesiyle ilgiliydi ve 1930’ların Yeniden Yapılaşma ahlakıyla ilgili çocuklara gösterilebilecek bir filmdi.

Film, elektrik olmayan bir kasabada yaşayan çiftçilerle ilgiliydi. Geceleri dikiş dikmek veya bir şeyler okumak için fener kullanmak zorunda kalıyorlardı. Üstelik tost makinesi, çamaşır makinesi gibi aletleri yoktu ve radyo bile dinleyemiyorlardı.

Daha sonra buraya büyük elektrik dinamolarının olduğu bir set inşa ettiler ve direklerini kasabanın çevresi boyunca konumlandırıp, tellerini de tarla ve çayırlardan geçirdiler.

Orada, tüm çevreyi saran telleri tutan direklerin basitçe konumlandırılmasından doğan inanılmaz, kahramanca bir boyut vardı. Aynı zamanda hem antika hem de modern gözüküyorlardı.

Daha sonra film “Elektriği”, çiftçiyi hayatının tüm karanlığından kurtarmak için gelen genç bir Yunan Tanrısı gibi tasvir etti.

Ve birden bire, dini olarak, kara kışın sabah erken saatlerinde ineklerini sağarken önünü görebilmek için, çiftçi, düğmeye basarak ışıkları açtı.

Çiftçinin ailesinin radyo dinlemeye ve tost makinesine ve elbiseleri dikip gazeteleri okuyabilmek için daha parlak ışıklara ihtiyacı vardı.

Bu, gerçekten fantastik bir filmdi ve beni “Star-Spangled Banner”ı dinlemek, Başkan Roosvelt’in fotoğraflarını görmek veya radyoda sesini duymak kadar heyecanlandırıyordu.

“… Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanı…”

Ben, dünyadaki her yere gidebilmek adına elektriğin varlığını hep istedim. Ben, dünyadaki tüm çiftçilerin Başkan Roosvelt’i radyoda dinleyebilmesini istedim.

İşte sen de bana böyle görünüyorsun.”