.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

3/08/2013

günlerden deniz, sulardan salı, yürürden vatos, yüzerden kedi.



ağzımın kenarı bükük… ama, boşuna arıyorum değişik bir tarafını. yüzü, sesi, kalbi, eskisi gibi. kitaplardan bile, bir an olsun uzaklaşmamış olacak. dalgın, şimdi eskisi kadar dalgın, kapkaranlık kumrallığında…

....

yaşamın, sana, bilmediğin anlamadığın bir dilde;
yabancı, tanımadığın bir üslupta, şarkı söyleyen biri gibi gelecek:
söylenen şarkı seninle ilgiliymiş, senden söz ediyormuş, sana söyleniyormuş gibi bir duygu duyacaksın hep;
ama hep de, bilmediğin, anlayamadığın bir dilde, sana yabancı, tanımadığın bir üslupta olacak duyduğun…
“can you hear me major tom?”

Uzak

Ona bakıyorum. Susuyor. Önüne bakıyor. Çocukluğundan beri bu oyunu oynar:Gözetlenme oyununu.
Önceleri belki bir suçluluk duygusuydu bu: Kendisine dikilen göz Tanrının, anasının, büyüklerden birinin, sevmediği birinin gözü olur, kınardı o anda yaptığını. Adı konmadan yaşanırdı bu suçluluk. Şimdi ise gerçekten bir oyun:kimi dakikayı, ‘bakan, gören varmış gibi yaşamak’…

Ne kitapsız Ne Kedisiz

Sabahın ikisi. sıçanlar çöp tenekelerinde ölü günün artıklarını kemiriyorlar: Şehir hayaletlere, katillere, uyurgezerlere ait. Neredesin, hangi yatakta, hangi rüyada? Sana rastlasam beni görmeden geçerdin, çünkü rüyalarımız tarafından görülmeyiz. Aç değilim: Bu akşam hayatımı bir türlü hazmedemiyorum. Yorgunum: Hatırandan yakanı sıyırmak için bütün gece yürüdüm. Uykum yok: Ölüm için bile iştahım yok. Bir sıraya oturmuş, sabahın yaklaşmasıyla kendime rağmen sersemlemiş, seni unutmaya çalıştığımı kendime hatırlatmaktan vazgeçiyorum.

marguerite yourcenar,

uyuyamayan, uykusuzluk hastalığı çeken kişiler, karanlığın getirdiği sınırsız özgürlük ve gerçeklikle baş edemeyen kişilerdir aynı zamanda. bu insanlar, gün boyunca, her şeyi izlemekle oyalanırlar. oysa gece artık izlenecek bir şey yoktur. sadece, yaşamın o belirgin sesi duyulur içten içe. gündüzden soyutlanıp, kurtulmuş olan anlamsızlık, artık saklı değildir. hayatta olma bilinci kendini daha güçlü bir şekilde hissettirir geceleri, ölümün varlığı da öyle. "yaşamın anlamı" gece duyumsanır ve sorgulanır. kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. yaşam, gecenin konusudur.

cehenneme övgü

"nakarat birazdan başlayacak, bu nakaratı ve dik kayalıkların denize uzanışı gibi ansızın ortaya çıkışını seviyorum. henüz sıra cazın; melodi yok, notalar var yalnız; binlerce küçük titreyiş. durup dinlenmiyorlar, eğilip bükülmez bir düzen onları ortaya çıkarıyor ve yok ediyor. koşuyor,acele ediyor, yanımdan geçerken bana sertçe çarpıyor ve yok olup gidiyorlar.

onları durdurmak isterdim.ama birini durdursam elimde yavşak ve kötü bir sesten başka bir şey kalmayacağını biliyorum. ölümlerine katlanmam gerek, hatta istemem gerekiyor bunu.

edindiğim izlenimlerden pek azı bu kadar acı ve güçlüdür."

 bulantı

realist olmak hiç de hakikati olduğu gibi görmek değildir.belki onunla en faydali münasebetimizi tayin etmektir.hakikati görmüşsün ne çıkar? kendi başına hiçbir manası ve kıymeti olmayan bir yığın hüküm vermekten başka neye yarar? istediğin kadar uzatabileceğin bir eksikler ve ihtiyaçlar listesinden başka ne yapabilirsin? bir şeyi değiştirir mi bu? bilakis yolundan alıkor seni.kötümser olursun, apışır kalırsın,ezilirsin.hakikati olduğu gibi görmek. yani bozguncu olmak. evet bozgunculuk denen şey budur, bundan doğar.siz kelimelerle zehirlenen adamsınız, onun için size eskisiniz dedim.yeni adamın realizmi başkadır."

saatleri ayarlama enstitüsü

"insan, tek bir insanda tüm dünyanın mutsuzluğunu yakalayabilir ve o insandan vazgeçmediği sürece hiçbir şeyden vazgeçilmiş değildir ve o insan soluk aldığı sürece dünya da soluk alır."

elias canetti

''.....kendini öldürenlerin yaşamayı aşırı sevenler olduğunu düşünürdüm. sonra birgün 'yarın' diyebildim. denizde olacaktı. yanımdaki sığlığın yosunlu, sinsi sokulganlığında değil, ötelerin derinliğinde diyordum. ötekilere benzer bir gündü; ama ben iskeleye yaklaşıktıkça değişir gibiydim. insanları gerçekten görüyordum. eskiden, vapurda biletini uzatırken bile başını pencereden çevirmeyen adam sanki ben değildim. boyuna onlara bakıyordum. belki giderayak umutsuz bir çağrıydı; ama kimsenin aldırdığı yoktu. direnerek baktığım biri gözlerini kaçırırken kaşlarını çattı. yoksa artık aralarında olmadığımın farkında mıydılar ? ertesi sabah ayakkaplarımı giyerken gene duraksamam, kapı gıcırdıyacak diye çekinmem tuhaftı. son günümde bile kurtulamıyordum. kapıyı çarpmadan kapadım. daha orada 'öyleyse yarın' dedim. ertesi gün çıkarken kapıyı çarpacaktım. ''

: bodur minareden öte

“korktuğun her olaydan, başına gelmesinden ürktüğün her kötü rastlantıdan kaçınmak için onu ayrıntılarıyla düşünürsün hemen. ayrıntılarıyla düşünmek şart. yoksa bir noktayı bile düşünmeyi unutsan o nokta başına gelir. yalnız yaşayanlar her şeyi hesaba katmak zorundadır. başka türlü korunamazlar. başka türlü yaşayamazlar. allahım neler düşünüyorum! düşün oğlum hikmet. düşün ki bunlar başına gelmesin. iyi şeyleri düşünmekten kaçın sadece. onlar başına gelsin. mesele bu kadar basit işte.”

tehlikeli oyunlar

"açık büfe masasının üzerine, içi prezervatif dolu plastik kaplarla içi çubuk kraker dolu plastik kapları yan yana koymuşlar. küçük boy atıştırmalık şekerleri. ballı fıstıkları. yerde ise şekerlemelerin ve prezervatiflerin ısırılarak açılmış, hatta çiğnenmiş plastik paketleri var. m&m marka şekerlemelere dalan aynı eller, yarı sertleşmiş yaraklarını sıvazlamak üzere baksırlarının düğmeli bölümüne veya bel lastiğine uzanıyor. şekerleme renklerindeki parmaklar. acılı soslu ereksiyonlar."

 ölüm pornosu

"bir yere varmak, farklı ve ayrıcalıklı bir şeyler yapmak, ilginç biri olmak isteyen herkesten bıktım usandım. tam bir hiçkimse olacak cesaretim olmamasından usandım. kendimden de, bir çeşit ses getirmek isteyen herkesten de usandım."

franny and zooey

"bazen, kendimi küçülmüş, bunalmış hissettiğimde, düşlemin gücü bile yaprak döküp kuruduğunda ve elimde düşlerimi düşünmekten başka düş kalmadığında, eski düşlerimi rasgele karıştırdığım olur, ister istemez hep aynı kelimelerle karşılaşsak da tekrar tekrar karıştırdığımız kitaplar gibi."

  huzursuzluğun kitabı

''eğer mümkün olanı hesaba katmadan düşünürsen geriye kalan imkansız gibi görünse de gerçektir.''

sherlock holmes

hiç olmamış ne varsa o şekillendirir gölge geçmişi. göze görünmeksizin, yağmurun karstı eritmesi gibi eritir şimdiyi. bir özlem yaşam öyküsü. bizi manyetizma gibi, ruhsal bir döndürme gücü gibi yönlendirir. bir koku, bir sözcük, bir yer, bir ayakkabı yığınını gösteren resim böyle allak bullak eder insanı. bir adı çağırmadan ağzını kapayan sevgi.

yaşamımdaki en önemli olaylara tanık olmadım. en derin öykümü kör bir adam, bir ses tutsağı anlatmak zorunda. bir duvarın arkasından, yeraltından. denizin derisinden bir kemik gibi uç veren küçük bir adadaki küçük bir evin köşesinden.

bölük pörçük yaşamlar


Sen yine de çek perdeleri , Odana tümüyle dolsun bensizlik.

Bejan Matur