.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

7/23/2012

Gündelik Hayatın Faşizmine Karşı Yaşama Kılavuzu



Kurumları, ilişkileri, parçalı bütünlüğü, saat çizelgeleri, sürati, döngüsel ve bitimsiz karakteri, aynılığı...ile gündelik hayat, insanı aşağılar, gayri insanidir. Ve, insanda biriken tek his şiddettir (öfke, nefret, lanet). Her şeyi yok etme ya da tüm faşistleri öldürme isteği duymak, –ne yazık ki– “fazla” varlıklarıyla yer işgal edenlere yönelik bir küfür, burada ve şimdi yaşıyor olmanın kaderi... İnsanlığa laneti ve huzursuzluğu miras bırakmak, yüz yüze ve mahrem bir ilişki imkânını miras bırakmak: Aleniliği ve yasadışılığı birlikte düşünmek; alenilik mahremiyette, yasadışılık topluluk içinde...

Yasadışılık, toplumsal kurum ve ilişkilerde yasaktır: Hapishane, kışla, hastahane, tımarhane, okul, yatakhane, yemekhane, işyeri... toplum. Ne onaylanma arzusunun ne de onaylanmama korkusunun olduğu yerde başlar yasadışılık; kitlenin ve kurumun gündelik hayata müdahalesinin reddiyle sürer; görünür ve şeffaf olmayı reddetmekle sürer.

Yasadışılık mutlak bir anlam içermeyebilir, aralıklı, arada, kaçış noktalarında yaşanabileceği gibi iktidarın tanımladığı bir dışlamanın ve imhanın hedefi olarak da yaşanabilir. Yüz yüze, dolaysız ilişkinin var olduğu yerlerde –yoklukta, faciada, aşkta, dostlukta...–, gündelik hayatın akışını yavaşlatan, ciddiyetini bozan hallerde, oyunda, yasadışılık hep vardır. İktidarı mülkiyetle, devletle, devletin ideolojik ya da hegemonik aygıtlarıyla özdeşleştirmek; veyahut her yerde, özellikle mikro ilişkilerde, bedende işleyen bir çokluk fenomeni olarak düşünmek; “bu” iktidardan kurtuluşu iktisatta veya iktisadi aklın dışında, hatta yaratıcı gündelik hayatta tasarlamak...

Yirminci yüzyıl sonu insanının hayattan yoksun kalışı ve maruz kaldığı faşist gündelik hayat karşısında tüm bu tasarılar aynı ölçüde çaresizdir. Kültürel yasadışılık, sistemin gündelik hayat mekanizmalarını, faşist gündelik hayat biçimini reddetme yolları aramakla, kişinin kendi hayatını kendine doğru fırlatmasıyla (kendilik egzersizleriyle) mümkün olabilirse eğer, sanatsal, ahlaki, politik olarak reçetelendirilmeyen gündelik deneyimlere dayanarak da yıkıcı (ve yaratıcı) olabilir. Yalın bir hayatın kaosu, birlikte elveda diyebilmenin ortaklığı, yokluğun suskunluğu... tüm bunlardaki isyankârlık, kendini sundukça, örnek olarak var oldukça, kendi varlığını gerçekleştirirken başkalarına da yer açabilme –gündelik hayatın faşizmini geriletebilme– yeteneğine sahip olur. Esersiz bir varlık, kendisi ve başkası olabildiğinde, kendini yaratmakla övünebilir...

İsyan, isyanla hesaplaşarak mümkündür; gerilimin bilinci ve vicdanıyla sürer isyan. Hayatı iktisadi, politik, sosyal ve bireysel kılan kapitalizm ve faşizm, isyanı da iktisadi, politik, sosyal ve bireysel kılmıştır. İnsan, bu alanları –gündelik hayatı– tahrip ederek yeniden doğabilir ancak; ve yer açabilir: hayata, evrene.

Ne tarihsel evrime ne de iradi müdahaleye bel bağlamak... Anakronik referanslar, farklı zaman ve mekânlar (köy komünleri, Yunan polis’i), ortaçağ cemaatleri, narodnikler, anarşistler, ‘68’in örgüt olmayan örgütleri, tüm bireysel isyancılar ve etik kaygılar taşımış yığın hareketleri...) tek bir önyargı altında –özgürlük ve eşitlik– bağdaştırıldığında, doğaya, kendiliğindenliğe, ilksel anlamıyla kültüre ve yaratıcılığa, bireylik haline inanıldığında... iktisadi ilerleme yerine basitleşme ve ahlâki erdeme (yoksulluk, potlach); iktidarsızlığa, otoritesizliğe; a-politik, anti-politik olmaya (kuruma, iktidara hem amaç hem de araç olarak karşı çıkış); politik devrim yerine etik isyana; doğrudan eyleme; dolaysız bireysel karara; bir sınıftan çok, ortak hiçbir şeyleri olmayanların ortaklığına inanıldığında... hayatı tahayyül etmek... bir vehmin ortasında, faciayı beklerken, bu yüzyıl sonunda, bu yüzyıl başında, gündelik hayatın içinde...

sessizliğin Anarşisi / Işık Ergüden