.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

1/19/2014

Tanı II



10.

Ahlaklılığın Anlamı ile Nedenselliğin Anlamı Arasındaki Karşı Hareket. — Nedenselliğin anlamı arttığı ölçüde ahlaklılığın alanının kapsamı daralır: Çünkü insan gerekli etkileri kavrayıp, bütün rastlantılardan, ve buna ilişkin sonra olacaklardan ayırarak (post hoc) düşünmeyi öğrenince, şimdiye değin törelerin temeli olarak kabul edilen birçok fantastik nedenselliği tahrip eder — gerçek dünya fantastik dünyadan çok daha küçüktür — ve her defasında dünyadan bir parça korkaklıkla zorlama ve yine her seferinde bir parça da törenin otoritesine duyulan saygı kaybolur: Ahlaklılık büyük ölçüde kaybetti. Buna karşın onu artırmak isteyen kimse, başarıların kontrol edilebilmesi için korumayı bilmek zorundadır.

11.

Halk Ahlakı ile Halk Hekimliği. — Bir cemaatte geçerli olan ahlak üzerinde herkes kesintisiz olarak çalışır: Çoğu insan iddia edilen neden sonuç ilişkisi, suç ile ceza ilişkisiyle ilgili olarak örnek üzerine örnek verip, bunu uygun nedenlere bağlamış olarak onaylayıp inancını kuvvetlendirir: Kimileri eylemler ve sonuçlar üzerine yeni gözlemlerde bulunarak bunlardan sonuçlar ve yasalar çıkarır: Çok az sayıda kişi arada sırada itiraz ederek bu noktalarında inancı zayıflatır. — Ama hepsi faaliyetlerinin bütünüyle kaba ve bilimsellikten uzak tarzıyla birbirine benzer; ister örnekler, göz lemler ya da itirazlar olsun, ister bir yasanın kanıtı, güçlendirilmesi, ifadesi, çürütülmesi olsun, — bütün halk hekimliğinin malzemesinde ve biçiminde olduğu gibi değersiz malzeme ve değersiz biçimdir. Halk hekimliği ve halk ahlakı bir bütündür ve hala hep yapılmakta olduğu gibi artık öyle ayrı ayrı değerlendirilmeleri yanlış olur: Her ikisi de en tehlikeli sözde bilimdir.

12.

İlave Olarak Sonuç. — Eskiden bir eylemin başarısının bir sonuç olduğuna değil, bir ilave olduğuna inanılırdı... yani tanrının yaptığı bir ilave. Bundan daha büyük bir şaşkınlık düşünülebilir mi? İnsan eylem ve başarı için özellikle çok değişik yollarla ve uygulamalarla çaba sarf etmek zorundaydı!

13.

İnsan Irkının Yeni Eğitimine Doğru. — Siz yardımsever ve iyi niyetli insanlar, bütün dünyayı istila etmiş olan ceza kavramının uzaklaştırılmasına yardım edin! Ondan daha kötü bir yabani ot yok. Sadece eylem tarzlarımızın sonuçlarına aşılanmadı... ve neden ve etkiyi, neden ve ceza olarak anlamak ne kadar da dehşet verici ve mantığa ters bir durum! — Ama daha ileri gidildi ve olayın tamamen saf rastlantısal karakteri, kavramının bu alçakça yorumlama sanatıyla, masumiyetinden edildi. Evet, delilik o denli ileri götürüldü ki, yaşamın bizzat kendisi ceza olarak duyumsanır oldu. — Durum, insan ırkının eğitimini bugüne kadar sanki gardiyanlar ile cellatlar yönetmiş gibi görünüyor!

14.

Ahlaklılık Tarihinde Çılgınlığın Anlamı. — Eğer insanoğlunun kurduğu cemaatler, bizim zaman hesabımızla binlerce yıl ötesinden ve bütünüyle bugüne değin “töresel ahlaklılığın” ağır baskısına rağmen yaşadılarsa (biz küçük bir istisnalar dünyasında ve aynı zamanda kötülük bölgesinde yaşıyoruz)... eğer diyorum, buna rağmen yeni ve genel çizgiden sapan düşünceler, değer yargıları ve tepiler tekrar tekrar patlak vermişse, bu, dehşet verici bir rehberliğin yönetiminde olmuştur: Hemen hemen her yerde yeni düşüncelere yol açan, saygı duyulan bir geleneğin ya da batıl inancın büyüsünü bozan bir çılgınlık var. Bunun neden bir çılgınlık olması gerektiğini kavrıyor musunuz? Sesinde ve jestlerinde havanın ve denizin şeytani mizacındaki gibi öyle korkunç ve ne yapmak istediği kestirilemeyen bir şey; ve bundan ötürü benzer korkuya ve gözleme değer oluşunu kavrıyor musunuz? Açık seçik olarak tümüyle istemdışılığın belirtisini taşıyan, tanrısallığın maskesinin ve ağız borusunun çılgınlığını karakterize eden saralının kasılması ve köpükleri gibi görünen bir şey olduğunu kavrıyor musunuz? Yeni bir düşünce sahibine artık vicdan azabı değil, onun kendisine karşı hürmet ve dehşet veren ve onu düşüncesinin peygamberi ve şehidi olmaya zorlayan bir şey olduğunu kavrıyor musunuz? — Bugün bize hala durmadan, dehaya bir tuz tanesi yerine bir kuruntu otu tanesi eşlik eder, diye öğretilirken, eski insanlar daha çok nerede çılgınlık varsa, orada bir deha tanesi ve bilgelik olduğunu düşünürlerdi... insanların kendi kendilerine “tanrısal” bir şey diye fısıldadıkları gibi. Ya da daha çok: Yeterince yüksek sesle ifade edilirdi. Platon, bütün eski insanlığıyla: “Malların en büyükleri çılgınlık sayesinde Yunanistan’a geldi”, demişti. Bir adım daha atalım: Dayanılmaz bir şekil de herhangi bir ahlaklılığın boyunduruğunu kırıp yeni yasalar koymak isteyen üstün insanlara, eğer gerçekten çılgın değillerdiyse, kendilerini çılgın yapmaktan, ya da çılgınmış gibi göstermekten başka çare kalmıyordu... yani sadece dini ve siyasi yönetmelik alanında değil, bütün alanlardaki yenilikçiler için geçerlidir: — Hatta şiir veznini yenileştiren kimsenin de kendine çılgınlık onayı alması gerekiyordu. (Çok hoşgörülü zamanlara kadar şairlerin elinde bundan belli bir çılgınlık geleneği kaldı: Örneğin Solon, Atinalıları Salamin’i tekrar fethetmeleri için kışkırttığı zaman bu geleneğe gönderme yaptı.) — “İnsan çılgın değilse ve öyle görünmeye cesaret edemiyorsa, kendini nasıl çılgın yapar?” Eski uygarlığın hemen hemen bütün önemli insanları bu korkunç düşünceyle meşgul oldular. Suçsuzluk, hatta böyle bir düşüncenin ve planın kutsallığı duygusunun yanın da hile ve diyetetik işaretlerin gizli öğretisi de bu zemin üzerinde kök salıp serpilmeye devam etti;

Kızılderililerde büyücü, Ortaçağ Hıristiyanlarındaaziz, Grönlandlılarda Angekok, Brezilyalılarda Paye olmak için hazırlanan reçeteler temelde birbirinden farklı değildir: anlamsız şekilde oruç tutmak, cinsel ilişkiden hep uzak durmak, çöle gitmek veya bir dağa veya bir sütuna tırmanmak veya “bir gölü gören kocamış bir söğüdün üzerine oturmak” ve kendinden geçme veya zihinsel karışıklığı beraberinde getirecek hiçbir şey düşünmemek. Bütün çağların en üretken insanlarının belki de içinde kıvranmış olduğu en acı ve en gereksiz ruhsal ıstıraplar vahşiliğine göz atmaya kim cesaret edebilir! Yalnız ve şaşkın olanların iniltisini dinlersek: “Ah, siz ilahi varlıklar, bana çılgınlık verin artık! Çılgınlık verin ki sonunda kendime inanabileyim! Hezeyanlar ve çırpınmalar, ani aydınlıklar ve karanlıklar verin, korkutun beni hiçbir faninin hissetmediği şekilde ateş ve buzla, gümbürtü ve etrafta dolaşan şekillerle, ağlatın ve inletin beni, bir hayvan gibi, süründürün yerlerde: Yeter ki ben inançlı biri olayım! Şüphe yiyip bitiriyor içimi. Yasayı öldürdüm, yasa beni, bir cesedin canlı birini korkuttuğu gibi korkutuyor: Eğer ben, yasanın daha fazlası değilsem, o zaman dünyanın en alçak insanıyım. İçimde olan yeni ruh, eğer sizden gelmiyorsa, nereden geliyor? Size ait olduğumu ispatlayın bana; bunu sadece çılgınlık ispatlıyor bana.” Bu tutku amacına en iyi şekilde ve çabucak ulaştı: Hıristiyanlığın azizlere ve çöl münzevilerine en zengin bir şekilde verimli olduğunu ispatladığı ve kendisini bu sayede ispatladığını sandığı zamanda, Kudüs’te büyük tımarhaneler vardı; bunlar en son tuz tanelerini bu uğurda teslim etmiş olan başarısız azizler için yapılmıştı.

15.

En Eski Teselli Araçları. — Birinci Basamak: İnsan her keyifsizlik ve talihsizlik durumunda bundan dolayı başkasına acı çektirecek bir şey bulur... bunu yaparken mevcut gücünün bilincine varır ve bu onu teselli eder. İkinci basamak: İnsan her rahatsızlık ve talihsizlikte bir ceza, yani suçun kefaretini ve kendini gerçek veya var sayılan bir haksızlığın kötü tılsımından kurtaracak bir çare görür. Eğer talihsizlik menfaati getirdiğini görürse, o zaman başkasının talihsizliğinden dolayı acı çekmesine gerek duymaz... bu tarzda tatmin olmaktan vazgeçer; çünkü şimdi bir başkasına sahiptir.