.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

7/10/2011

yaşamı da en çok öldüğün anlarda anlarsın.




Ve bizi bekleyen küçük işaretler
İnsanın dünyaya çizdiği

Yukardan bakınca

Bir saban izi

Tek gözlü bir öküzün biçimlediği

Yalan durmuyor hiç.

Nasıl da önemlidir küçük hayatlarımız. Ertesi günümüz ve diğerleri nasıl da planlı, ajandalı, hatırlatmalıdır. Acaba katlanılmazı umabilmek için mi iş ayrıntılarını anımsatırız sürekli kendimize? Oysa çemberin dışına, azıcık yukarsına çıktığında kâinatın sonsuzluğundaki hakikatini anlarsın. Ya da dünya yalanını. Zaten her hakikat, bir yalan ayırdına dayanır. O yalanlardan çok öğrettiler okul sıralarında. Kimisi insanların eski zaman gerçekleriydi üstelik. Hani dünyayı düz tepsi sanırlarmış ya da öküzün üzerinde ilerlediğine inanırlarmış. Depremleri de öküzün sağa sola yalpalanması olarak açıklarlarmış. Ve biz gülerdik. Çünkü hesapta artık doğruyu biliyorduk. Oysa kim bilir daha kaç yalanı çekiyordu öküzler hayatın diğer alanlarında. Onları da okul sıralarından çıkınca öğrenecektik.


Küçük bir işaret işte
Toprağın dünyaya konu olduğu

Küçük bir bahçe.

Yalnız ağaçlar da yok artık

Ormanı çoktan geçtik

Bozkır

Tepelerin deniz isteğini sayıklar gibi

Dalgalanıyor.


O ilk bahçe, bizim tüm kaybettiklerimiz. Her ölüm o ilk sürgünü anımsatır o yüzden. O bahçe, dinlerüstü bir yer, sanki hücrelerimize işlemiş. Çünkü biliyoruz biz bu yıkımdan, bu talan dünyadan çok daha fazlasıyız. Daha öncesi var, kadim bir zaman. Hatalarımızın ve pişmanlıklarımızın başı olan yer. Henüz hiç kan dökülmemiş, hiç kin beslenmemiş olan bebek zaman.
Sonra araya yalan girdi ve bilgi… Bilmek, sorumluluk üstlenmekti. Sonra kardeş kardeşe kıydı ve kadınlar can havliyle bebekler doğurdu. Sonra diller, kavimler karıştı. O bahçe arada bir rüyalara giren özlem dolu bir imgeden ibaret kaldı.
Dışına çıkıp da “Dünya bu dünya” denilmedikçe dünyayı sahiplenebilecek, uğrunda kanlı mücadeleler verilebilecek ve ille de birbirimiz üzerinde irili ufaklı iktidarlar kurabileceğimiz bir yer olarak yaşıyoruz. Verili olanı malımız sayarak çoraklaştırıyoruz denizi, yeri ve göğü. Oysa biz kendimizi mahkûm ettiğimiz koşulların toplamıyız. Teknolojimiz daha incelikli kötülükler yapmamıza yaradığında ve güya kaçınılmaz savaşlar ile güya ölümcül hastalıklar bile istatistiki rakamlarla açıklanabilen, sindirilebilen gerçekler olarak sunulduğunda katlanamayacağımız hiçbir alçaklık kalmıyor geriye.
Dayanıklılığımızı bu mu ölçecekti? Utanç çıtasını ne kadar indirip sürünebileceğimiz yetisi mi kanıtlayacaktı kudretimizi? Biz ki en mükemmel varlıklarıydık doğanın… İlk ona ihanet ederek belli etmemiş miydik zaten nasıl da kötüleşebileceğimizi. Adımızı unutur gibi utanmayı unutabileceğimizi?


Dünya biz yukardayken
Allah’a uzak mı

Yakın mı?

Derdim ben

Ama cevaplar her zaman

Aşağıdadır.


En samimi soruları insan hep kendine sorar. Ne de olsa yanıtsız soruların muhatabı da yok demektir. Üstelik kimi sorular soru bile değildir; bir gerçeğin tescilidir en fazla. Bu dünyanın gidişini en çok da akışın dışına çıktığında anlarsın. O pek meşguliyetli gündemlerin olmaksızın, sen olmaksızın da dünyanın döndüğünü, döndüğünü, döndüğünü far edince ayarsın. Ama bunun için acı gerekir. Acı, mesafelendirir. Günlük hayatını o mekanik düzeninde sürdüremez hale gelince, oyunun dışında kalırsın bir an için. Ve ertelediğin bütün sorular üşüşür yüreğine. Aklına değil, yüreğine. Aklın menzilindeki bilgi yenilmiştir çünkü. Şimdi sadece hisler ve sezgiler vardır. Bir de ince ince sızlayan o vicdan yarası. İlk kez neden yaşadığını algılarsın: O yarayı sırtlamak ve şifalandırmaktan ibarettir yaşam dediğin uğraş. Ne tuhaf, yaşamı da en çok öldüğün anlarda anlarsın.