.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

1/17/2011

Değişim





Bir sabah tedirgin düşlerden uyanan Gregor Samsa, devcileyin bir böceğe dönüşmüş buldu kendini. Bir zırh gibi sertleşmiş sırtının üzerinde yatıyor, başını biraz kaldırınca yay biçiminde katı bölmelere ayrılıp bir kümbet yapmış kahverengi karnını görüyordu; bu karnın tepesinde yorgan, her an kayıp tümüyle yere düşmeye hazır, ancak zar zor tutunabilmekteydi. Vücudunun kalan bölümüne oranla acınacak kadar cılız bir sürü bacakçık, ne yapacaklarını şaşırmış, gözlerinin önünde aralıksız çakıp sönüyordu.
«Bana da ne oldu böyle?» diye düşündü Gregor Samsa. Hayır! Düş falan değildi. Odası, biraz fazla küçük olmakla beraber tastamam bir insan odasıydı ve enikonu aşinası bulunduğu dört duvar arasında sessiz sakin duruyordu. Ambalajlarından çıkarılmış kumaş örneklerinden bir koleksiyonun yayıldığı masanın üzerine - Samsa bir firmanın pazarlamacılığını yapıyordu - kısa süre önce resimli bir dergiden kesip altın yaldızlı şirin bir çerçeveye geçirdiği bir resim asılmıştı. Başında kürk şapka, boynunda yılan biçimindeki uzun kürk atkıyla dimdik oturmuş bir kadın, kollarının dirsekten aşağı bölümlerinin içinde kaybolduğu ağır bir manşonu yukarı kaldırarak seyircilere doğru uzatmıştı resimde.
Sayfa 5
Ortaokula gidiyordum. Entel takılıyordum. Entelliğe yaraşır bir hareket olduğunu düşünerek, o zamanlarda da ne hikmetse Türkçe öğretmenlerinin ortaokul çocuklarına dönem ödevi olarak verme eğiliminde oldukları o kitabı, Franz Kafka’nın Değişim (Die Verwandlung) adlı romanını okumaya karar verdim. Cem Yayınevi’nden çıkan Kamuran Şipal* çevirisinin ilk yarısı insanın ömrünü tüketen (dönem ödevcilerinin okumak zorunda olduğu, benimse okumaya ancak yıllar sonra cesaret edebildiğim) bir önsözle başlıyordu. Kitabın kendisi ise inanılmazdı. O kitabı “o kitap” yapan en vurucu yanlarından biri ise bence ilk cümlesiydi:
Bir sabah tedirgin düşlerden uyanan Gregor Samsa, devcileyin bir böceğe dönüşmüş buldu kendini.
Değişim
Bir anda yüzünüze çarpıveriyordu. “Bir dakika doğru mu okudum?” diye düşünüp tekrar okuyordunuz. Sonra “yok canım, rüya herhalde, rüyadır rüya” diyordunuz. Ama hayır, ilerleyen satırlarda sanki Gregor Samsa ile eş zamanlı anlıyordunuz bunun bir rüya olmadığını.
Daha birinci sayfasında kitap sanki hortumla sizi çekiyordu içine. Kafka, Gregor Samsa’nın “hangi tür böceğe” dönüştünü hiçbir yerde söylemese de, kitabı okurken betimlemelerden “hamamböceği” olduğu hissine kapılıyordunuz. Gregor hayatını, babasının borçlu olduğu sinir bozucu bir adam için çalışarak harcamakta olan son derece hayırlı bir evlattı. Fakat onun böceğe dönüştüğünü neden sonra farkeden anne, baba ve kızkardeş, ondan nasıl kurtulacaklarının derdine düşüyorlardı.
Ben kitabı çocuk aklımla dahi olsa çok severek ve şaşırarak okumuştum. Sonra da anneme verdim okusun diye. Ailemizde hep hafiften entel rüzgarları esmiştir. O zamanlar resim sergisi açılışlarına gidip bedava yiyeceklerden yer, kadeh kadeh içtikleri şarap ile burunları kızarmış ressam döküntüsü amcaların “sürreal enternasyonalizmde içselleşen olgular bence egzistansiyalizmin ana fenomenlerine aykırı” türü cümlelerine kafa sallardık… Kanepeler çok lezzetli olurdu ama ben en çok kürdanla sunulan iki ucu çiçek gibi açılmış kızarmış sosisleri severdim. Her neyse, evde kitabı okumayan tek kişi benden iki yaş küçük kardeşim Fatih’ti -en son ilkokul birinci sınıftayken “Beş beyaz benekli baykuş bana bakıyor” diye bir kitap okumuş olduğundan kimse onu Kafka okusun diye zorlamadı.
Bir akşam yemeğinde annemle kitap hakkında konuşmaya başladık:

Adı gibi düygülü Düygü: Ya adam böceğe dönüşüyo ve ailesi hiçbişey yapmıyo. Yani nasıl olur anlamıyorum. İnsan evladını öyle kaderine terkeder mi ya?

Hain anne Nunu: Ay ben olsam elime uzun bi sopa alır, ittire ittire kapının önüne koyardım seni, ıyyyy!

Düygü (şok içinde): Nası ya? Beni nasıl kapının önüne koyarsın? Benden nasıl iğrenirsin?

Nunu (gerçekçi bir insan): Evladım kelebeğe, kediye dönüşsen filan tamam da, dev gibi hamamböceğinden bahsediyoruz. Sen kendin de korkuyorsun hamamböceklerinden.

Düygü (gözlerinde yaşlar birikmiş): Ya ben senin evladınım be! Böcek olmuşsam bile insan bi bilim adamlarını arar anlatır durumu, belki bi çaresi vardır, nasıl kapının önüne koyuyosun ya ühühühühü. :((((

Nunu (”hay allah çattık be”): Canım kızım, hamamböceğinden bahsediyoruz ama yavrucum.

Düygü (artık hüngür hüngür ağlamaktadır): İnanamıyoraaammm annee! Zaten siz beni hiç sevmediniz. Fatih’i sevdiniz hep, ühehehehühüheaaaa… (odasına kapanır).

Fatih: Hepiniz hastasınız. (Çocuk kitaplardan uzak duruyorsa bir bildiği varmış tabi).

Bu anıyı İnternet güncemde yazdığımda arkadaşlarımdan biri -anıdan bağımsız olarak- kitapla ilgili çok hoşuma giden bir yorum yaptı: ona göre, Gregor Samsa aslında “eşcinseldi” ve Kafka eşcinselliği “böceğe dönüşme” olarak sembolleştirmişti. Ailenin bu durumu “kabullenemeyişi” ve “yeni haliyle” Gregor’dan kurtulmak istemeleri de bu senaryoya çok güzel oturuyordu. 

Kitabın ihtişamı, kaliteli bir fantastik öyküden çok daha fazlası olmasında yatıyor. Küçük bir kız çocuğu kendisini böcekle özdeşleştiriyor; kız çocuğunun annesi olayları aklında öyle canlandırıyor ki, bu durum başına gelse öz kızını kapı önüne koyacağını içtenlikle itiraf ediyor; öte yandan öykü, bir eşcinselin ailesinde ve toplumda yaşadığı dışlanmayı çağrıştırabiliyor. Biraz genellersek, çoğumuzun derinlerde yaşadığı yalnızlığı, kimlik bunalımlarımızı, toplumda kendimizi bir yere koyamayışımızı, “içimizden geldiği gibi” olursak dışlanacağımız, sevilmeyeceğimiz, bize bir böcekmişiz gibi davranılacağı korkusunu anlatıyor olabilir. Nitekim biraz araştırınca, öykünün başkaları tarafından da çoğunlukla
“toplumun farklı bireylere karşı sergilediği tutum” teması etrafında yorumlandığını görmek mümkün.
Son olarak bu adresten Peter Kuper’in Değişim’i çizgi roman haline getirdiği çalışmasına ulaşabilirsiniz. 


cem yayınları