.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/01/2012

Sessizliğin Anarşisi



En büyük edebi eseri, tanrıyı
ve en güzel ütopyayı, anarşiyi
yaratabilmiş insana...
bunca yaratıcılıktan bunca bayağılığa düşebildiği için...


                                                           Sessizliğin Anarşisi

 - İlksözler -

Bu dünyadan ve dünyadaki varlıktan memnun
olmamak;
üstinsanı, insanın sahici ya da yabancılaşmamış
halini, olmayan insanı aramak; teorilerle,
pratiklerle, varlığı -ideal varlığı- yarına, geleceğe
taşımak; geleceği, geleceğin geleceğini tahayyül
etmek;
ama tüm bunları, şimdiki zamanda, bu dünyada,
mevcut halle yaşamak; zaman akarken,
gündelik
hayatın içinde, varlığın (varlıkların) asgari
ve azami ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken, kendinin
(başkalarının) cennetinde ve cehenneminde,
kendiyle (başkalarıyla) kaçınılmaz olarak birlikte,
ilişkiler kurarak ve ilişkilerden kaçarak, o geleceğin
gel(e)meyeceğini tahayyül etmek...



İnsan: hayal kuran varlık, tahayyül ile gerçek arasına
sıkışmış, kendini, sıkıştığı yerden dışarı, dışına
fırlatan, sürekli, yaşayan, ölen.
İntihar etmeyip yaşıyor olmak; hayatın en büyük
ve en basit gerçeği. Bu dünyayı ve bu varlığı değiştirme
arzusu ile gündelik hayatı, olduğu gibi, geldiği
gibi kabullenmenin, sürdürüyor olmanın zorunlulukları
(içgüdü, istek, arzu, irade) ve zorlukları
arasındaki
gerilim; bu yüzyıl sonunda, kişiyi ve isyanını
var kılan yegâne imkân.
Red ile kabul arasında, insan, gidip gelen ve hep
aynı yerde -farklı.
Aynı yerde ve farklı. Zamanın düz bir çizgi olduğuna,
zamanla birlikte kendisinin de ilerleyeceğine,
değişeceğine, değişmesi gerektiğine inanan insan...
Dünyadan ve hayattan umudunu kestikçe, dünyanın
ve hayatın altında kaldıkça kendini kemiren
insan...


İntiharsız; İki İmge...

Geçen yüzyıl sonunda Munch’un Çığlık’ından bu
yüzyıl sonunda Beckett’e –Watt, Murphy, Molloy’a...–
varan, zaman, akan.
Çığlık: açık havada, dışarda; ağızdan ayrı, bağımsız,
süreğen bir varlık gibi. Çığlığı atan kişi, o
haliyle kalmış olmalı, bakışlarında dehşet, ağzı açık.
Çığlık, kamusal bir ortama bırakılmış sanki, bir
Logos, Kelam, Söz olarak. Çığlık atan, umutsuz,
kalakalmıştır, tek başına, bir köprüde –gidişte, geçitte,
yol üzerinde– şaşkın, çaresiz; “gidişte, geçitte,
yol üzerinde”: ufuk var henüz (devrimler ve karşıdevrimler...);
“şaşkın, çaresiz”: arayışın ve başkalarının
ortasında, peşinde.
Watt, Murphy, Molloy: Virane bir odanın sınırları
içinde, bir koltuğa kendini bağlamış, sallanıp
duran,
başkaca kımıldamayan; zamanın akışı, beklemek,
tek anlam (dönmüş çünkü, ufuktan, ya da geri
gelmiş, varamadan, ama yaşamış, yaralı, örselenmiş,
deli ve yorgun); konuşamayan, kimi zaman
kekeleyen,
çoğu zaman sesi hiç çıkmayan... Görülenin,
işitilenin karşısında çığlık bile atılamaz artık; dilsizlik
ve hareketsizlik kamusal ortamdan özel mekâna
taşınmış olsa da, çokluk, çoğunluk duygusudur ağır
basan. Kimse tek başına değil, kimse bir köprüde
değil. Herkes, tek tek ve anonim,
çok ve adsız. Bu
nedenle, trajedilerini komedi
gibi yaşayan ve yaşatan
bu insanlar için, eylem bir yana, intiharı mümkün
kılan hareketlilik bile yok artık. Ölüm –sürenin
dolması beklenirken– bir rastlantı, kaza, olmadık
hal, eli kulağında olan ve gelmeyen, Godot, geldiğinde...

Bir yüzyıl sonundan öteki yüzyıl sonuna insan;
sözü, bakışı ve bedeniyle, tercihi intiharsızlık olan
insan; boşluğa bakan, boşluğu gören, boşluğun
içini
oyan –sözü, bakışı ve bedeniyle– insan; ütopyasına
yer açmak isterken kendi heterotopyasını kuran...
Kapanan, kapatılan insan, hayatsız, dünyasız;
ruhu, –boşluğun ta kendisi değilse ya da pazarda bir
meta– tevekkül ile delilik arasında...
Hayatta, ayakta kalmaya çabalama hali ile çaresiz
ve ümitsiz bir isyan arasındaki gerilimde yatar
yüzyıl
sonu insanlarının tevekkülü, deliliği...