.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

3/08/2012

Dünya Böyleyse; Politika, Bir İhtimal Olarak, Yenilginin Hatırası ve Başka...



Dünyanın, hayatın “böyle”liğinden rahatsız olma ve değiştirme isteği, gündelik hayatın içinde devinen insan için, hayattan kaçışın imkân ve imkânsızlıklarını temel kaygı haline getirir. İsyan: kendini dünyanın –gündelik hayatın– dışına taşıma girişimi...

Tarihte, yoksulların ve yoksunların isyanı, toplumsal bir tasarıyla özdeşleştiğinde, çoğu kez, amaç ve araç kurumun kendisi olmuştur. Kurumlaştırıcı hareketten kurumlaşan harekete giden yol, kurumkarşıtı isyancıların cesetleriyle doludur. İsyanın tarihsel yenilgisi, iktidarın ve devletin, gündelik hayat ve zihniyet ile birlikte, sürekli olarak yıkılmış ve yeniden kurulmuş, kurumlaşmış olmasıdır, tarihte.
Politika ve yığın... ayrılmaz ikili. Pragmatizmin, çıkarın, gücün ve iktidarın alanı ve oyuncuları... Dışlanmışların, dışlanmışlıkları adına, sırası geldiğinde başkalarını dışlayabilmek için eylemi, iktidarın ve politikanın zihniyet dünyasına aykırı, yabancı değildir. Efendi olma ihtimali peşinde koşan, bu ümidin taşıyıcısı yığın, aldatılsa da kandırılsa da,inancı, politika alanının ve oyununun yapı taşlarından biridir.

Tarih, isyan tarihi; simgeleri kendi çıkarları adına kullanabilmiş, manipüle edebilmiş, yozlaştırıp bir köşeye atabilmiş maddi, yığınsal, kurumsal ve politik güçleri kayda geçirir. Algısal ve tepkisel olgulardan, dolayısıyla yığınsallaşabilen bir nesnellikten yola çıkan politikanın, iktisadı –maddi çıkarı– elinde yoğunlaştırmış iktidarla oyunu, tahakkümün bu iki temel öğesinin –politika ve iktisadın– isyanın da karakterini belirlemesi anlamına gelir. Modern çağların başlarında, dışlanmışların isyanı, ister toplumsal reform adına olsun ister devrim, büyük ölçüde iktisadi gerekçelere dayalıydı. Kurşunların üstüne yürüyen işçi ve köylüler, kararlı bakışlar: Kapitalizmin ilkel bir vahşet sergilediği, burjuva devletin yeterince örgütlü, gelişkin ve kapsayıcı olmadığı, işçilerin fabrikaya tıkılmadıkları mutlu günlerin ve köylü atalarının anısının taze olduğu, iktidarın el değiştirebilir olduğunun kanıtlarının henüz göz önünde bulunduğu zamanların tablo ve fotoğrafları...
Fabrika yok olurken fabrikaya –kışlaya, tımarhaneye, hapishaneye– özgü hayat tarzı yerleşti: bölümlere ayrılmış, parçalı, kapalı hayatların, hayatın bütünlüğünden kopan, tekdüzeleşen hayatların egemenliği…

Kapitalizm yalnızca üretimle değil, tüketim, eğlence, seyir ve gösteriyle de tüm hayata nüfuz ettikçe, bu sistemin içinde yer alanlar, içerilmiş olanlar kadar dışlanmış olanlar da, varlık koşullarını sisteminkiyle özdeş görürler; kendilerine yer açmak için biraz itelemeleri ya da itelenmeleri önem taşımaz. Makro ve mikro iktidarların taşıyıcısı yığınlar, sömürülerek, ezilerek, baskı görerek; ama sistem dışına çıkmayı hiç istemeyerek, sistemde yer bulmayı arzulayarak, sistemin yıkılmamasını dileyerek, yıkıldığında kendilerinin de altında kalacağını bilerek, isyanı “normalize” etmişlerdir... “Normalize” edilmiş isyan, “sıfır tolerans” ortamının isyanıdır. Kurumsal ve kitlesel katiller sürüsünün çoğul iktidarı, dışlamakla, kovmakla tehdit ettiğinde, esasen, imha etmekle tehdit eder. Muhalefetinin “normalize’” edilebilir olduğunu kanıtlayan herkese, kendi dilini bularak suskunluğuna sonveren, dolayısıyla medya kullanan, söylemleşen, söylem olan herkese uygun arpalıklar sunar sistem: “sıfır tolerans” koşuluyla. Ve yine, bir ihtimal, insan teki kalır geride; ne iktidar olmak isteyen ne muhalefet, ne içerilmek ne de dışlanmak...

İsyan, toplumsal ya da şahsi, iz bırakır. İz, şahsi iz, yaşayanda, yaşadığını kendine kattıkça, ömür boyu kalır. İsyan dalgası yan anlamlarıyla birlikte geri çekildiğinde, kişi artık başkadır, öncekinden farklı; yaşamı, örnek olarak, anonimden sıyrılarak, belki de, başka bir toplumsallığın işaretlerini, ipuçlarını taşır.

İsyan, şahsi şiddet hali, kaçınılmaz olarak toplumsal ve politiktir; ama aynı zamanda, etik ve estetik bir varoluşa işaret eder: duygu, vicdan, ahlâk, adalet, hakkaniyet... Bu “başka” kavramlar, gündelik hayatı da “başka”laştırabilir. Sistemin gündelik işleyişini geçici de olsa kesintiye uğratan isyan, çalışmanın, kurumlaşmanın önüne set çekebilir, toplumsal oyun ve rolleri iptal edebilir. Bir tür “yeraltı” halidir isyan; bireysel, kurumsuz...
Şiddet, sahici, içten gelen, yaratıcı ve ilksel özelliklerinden soyutlandığından, kurumsal ve kitlesel bir kabuk bağlayarak insan tekine yöneldiğinden beri...
şiddeti “bu dünya”ya, “bu însan”a yöneltmenin, kurumsal ve kitlesel şiddetin karşısına çıkarmanın biçimi de özü de değişmiş olmalı artık. Bir yeri bombalamaktan suikasta, banka soymaktan propaganda yapmaya, sanatın yaratıcılığından yıkıcılığına uzanan şiddet, bugün, ancak yokluğa ve suskunluğa yakın, esersizliğe yakın bir etik tavırla –lanetin ve felaketin estetiğiyle– varolabilir. “Bu dünya”yı ve “bu insan”ı yok etme isteği ile bu dünyada an be an yaşıyor –yiyor, içiyor, üretiyor, tüketiyor, görünüyor ve seyrediyor– olmanın gerilimini
çoğaltabilir yalnızca şiddet.

Sessizliğin Anarşisi / Işık Ergüden