.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

8 Nis 2011

“Renklerden “kırmızı”, kırmızının diliyle duygusal okuryazarlık”




Rengin de semboller gibi arkatipik özellikte olduğunu düşünmekteyim. Tüm renklere insanoğlu birtakım anlamlar yüklemiştir. Bilince yerleşen bu anlamlar gelecek nesillere aktarılmaktadır. Renklerin çoğu zaman evrensel ya da ulusal, bölgesel boyutta aynı şeyleri ifade edebildiğini görüyoruz. Demek ki varoluşa doğru bir yolculuğun izi olabilirler. Nitekim insanoğlunun mağara duvarlarında gördüğü ilk imge (bizon) kırmızı renge boyanmıştır. Nefes alan her insanın doğumunda kan, yani “kırmızı” vardır. Doğum anımızı hatırlamasak da bizler kırmızı renge bulanmış olarak varolduk ve doğum sahnelerini izlemek de tıpkı şiddet içerikli ölüm sahnelerini izlemek kadar insanı irkiltir. 20. yüzyıla kadar kırmızı giyinmek her kula nasip olmamıştır. Bu yasak ve baskılar kırmızıya duyulan açlığı tetiklemiştir.

Rengin açıklanması gereken fiziksel, fizyolojik, psikolojik ve kültürel boyutları vardır. Bir rengi anlatacaksak mümkün olduğunca bu özelliklerini ortaya koymamız gerekir. Bu çalışmada renklerden “kırmızı” ele alınmıştır. İnancım o ki; eğer renklerin bir dili olsaydı en çok sözü “kırmızı” söylerdi. Gerek sözsüz iletişimde, gerek kişiler arası iletişimde gerek medya ürünlerinde iletişimi sağlayan en önemli araçlardan biri renktir. Konu evrenini daraltmak amacıyla çeşitli örneklerle tüm renkler içinden sadece “kırmızı” irdelenecektir.
PSİKOLOJİK  ANLAMDA “KIRMIZI”Bu konu başlığı altında “kırmızı”ya atfedilen değerler, anlamlar tartışılacaktır. Kırmızı insanların zihninde nasıl bir kavrama denk düşüyor?

Fotoğrafçıların, grafik tasarımcıların, ressamların, renk seçicilerin, yönetmenlerin, fotoğraf editörlerinin, haber fotoğrafçılarının, kurgucuların, imaj yaratıcılarının kısaca görsel iletişimi meslek veya uğraş alanı edinenlerin mutlaka rengin bilinçaltındaki yansımasını bilmeleri gerekmektedir. Her renk bir göstergedir. Yan anlamda soyut birtakım şeyler ifade ederler. Medya, sinema ve reklâm sektöründe çalışanlar renklerin çağrışımlarını ne kadar çok bilirse o kadar yan anlamı güçlü işler ortaya çıkarabilirler. İmgeler, şekiller, işaretler, beden dili, duruş şekli, kodlar gibi renkler de bu alanın meslek sahiplerine zengin görsel bir evren sunar. Önemli olan bu kodları çözebilmektir. Bu çalışmada “kırmızı”nın insan bilincinde ne anlama geldiğinden söz edilecektir.

Günümüzde renklerin nasıl da hayatımızı doldurduğunu, gördüğümüz imgeleri yorumlama ve anlamlandırmada ne kadar da büyük bir rol oynadığının farkında mısınız? Rengin başlı başına bir gösterge olduğunu, kültürel bir anlama sahip olduğunu, aynı toplumda aynı anlama sahip bir renk farklı toplumlarda farklı ya da aynı anlam ifade ettiğini biliyor musunuz? Bazı işaret ve simgeler gibi bazı renklerin de kemikleşmiş anlamları vardır. Farkında olsak da olmasak da gerek kitle gerekse de kişilerarası iletişimde renkler bize yol göstermektedir.
Bu çalışmada “kırmızı”nın insanın duygularında ve bilincinde ne anlama geldiği açıklanmaya çalışılacaktır. Duyu psikolojisinde rengin anlamı aynı zamanda “göstergebilim”in temel konusudur.

Renkler insanın duyguları ve ruh haliyle çok yakından ilgilidir. Yapılan araştırmalara göre insanların üretkenlikleri çevrelerini saran rengin etkisine bağlı olarak artar ya da azalır. Kısacası renkler insan psikolojisini doğrudan etkiler. Ama aynı zamanda insan, içinde bulunduğu psikolojik durumu renklerle de ifade edebilir. İnsan farkında olmadan içinde bulunduğu durumu, iç dünyasını seçtiği renklerle ortaya koyar. Boşanırken, âşıkken, bir yakınımızı kaybettiğimizde vs... Bu ürünleri tüketen insanlarda duygusal bir okuryazarlık geliştiği varsayımıyla bu duygular renklere nasıl yansıdıysa sinema, grafik, fotoğraf sanatında da aynen bu şekilde yeniden üretilir. Üretilir ki tüketilen üründe ortak bir duygudaşlık yaşansın.

Yakınını kaybetmiş bir arkadaşınız aylar geçmesine rağmen simsiyah kıyafetler giyiniyorsa ve ona “artık yeter hayat devam ediyor bu siyahlardan kurtulma zamanı geldi” diyorsanız demek ki onun bunca zaman geçmesine rağmen halâ yas tuttuğunu fark etmişsiniz, onun duygusal kodunu çözmüşsünüz demektir.

İletişim Fakültelerinin Halkla İlişkiler ve Reklâmcılık Bölümleri’nde “Kişilerarası İletişim Ana Bilim Dalı” bulunmaktadır. Bu Ana Bilim Dalı’nın en önemli konularından biri “renk”tir. İnsanlar taşıdıkları renklerle mesaj iletmektedirler. O, bir sessiz dildir, beden dilinin bir parçasıdır. Sözsüz iletişimin bir parçasıdır. Siyasetçiler hangi ortamlarda ne renk giyinmeli?, İmaj yaratırken neye dikkat etmeli? İşte bakın bu da farklı bir disiplin alanının renkle bağını gösteren çarpıcı bir örnektir. Yolsuzluk skandallarının medyaya yansıdığı dönemlerde dikkat edin siyasetçiler açık renk takım elbiseler, döpiyesler giyinmektedirler. “Temizlik”, “saflık”, “masumiyet” mesajı iletmek için elbette. Seçim dönemlerinde “kırmızı” kullanmak hırsı, iktidarı, cesareti simgeleyebildiği gibi asabiyeti, öfkeyi de temsil edebilir. Bu anlamda tehlikeli bir anlam taşıyabilir. Kırmızı çekici olmakla birlikte riskli bir renktir.

Bazı temel renk kuralları tasarımlarımızda bize ışık tutabilir. Fizik görünüşleriyle bizde uyandırdıkları etkiye göre sıcak ve soğuk renkler ayrımı vardır. Kırmızı sıcak renklerin, mavi soğuk renklerin kaynağıdır.  Sıcak renkler dalga boyu yüksek olan sarı, kırmızı ve turuncu; soğuk renkler ise dalga boyu düşük olan mavi, yeşil ve mordur. İnsanda psikolojik olarak güneş, ateş, kan sıcak hissi uyandırır; sıcak renkler tahrik edicidir bu nedenle bu renkler (kırmızı, turuncu, sarı) pozitif renkler de denir.

Renklerin bireylerin çeşitli psikolojik dürtü, güdü ve ihtiyaçları üzerine de etkili olduğu, yapılan çeşitli deneylerle ortaya çıkartılmıştır. Örneğin açlık duygusu üzerinde turuncu, kırmızı ve sarının iştah artırdığını; mavi, türkuaz ve yeşilin susuzluk duygusunu arttırdığı, kırmızının ve eflatunun cinsellik güdüsünü arttırdığı, pastel tonların annelik ve şefkat duygusunu çağrıştırdığı, mavi ve yeşilin sessizlik, sükûnet duygusunu arttırdığı saptanmıştır.

Renklerin, harekete geçirebilen, sakinleştirebilen, heyecanlandırabilen, rahatsız eden, dinginleştirebilen hatta üşüten ve ısıtan bir gücü vardır. Işığın yetersiz olduğu durumlarda hem bitkilerde hem de insanlarda çeşitli olumsuzlukların ortaya çıkması bilim adamlarını bu konu üzerinde çalışmaya yöneltmiştir. İnsan vücudunun ışığa tepki gösterdiği fark edilince ışık ve rengin insan üzerindeki etkisi bulunmaya çalışılmış, bu çalışmaların sonunda da ortaya renk terapisi çıkmıştır. Renkler çağrışımlarla duyguları anlatır. Dünyanın pek çok ülkesinde “renk bilim merkezi” vardır. Tokyo, Pekin, New York, Paris, Londra vb. Bu merkezlerde birtakım hastalıklar renklerle tedavi ediliyor. Örneğin migren tedavisinde mor ve eflatun kullanılır.

Kırmızı fiziksel enerjiyi arttırır, kansızlık, kabızlık ve yorgunluk tedavilerinde yardımcı olur, soğuk algınlığını, grip ve bronşiti hafifletir; üreme sistemini güçlendirir, dolaşım sistemini iyileştirir (Kumar, 2005, 103)

Renk fiziksel bir oluşumdur ve ışıkla birlikte var olur. Önemli bir tasarım öğesi olduğu gibi aynı zamanda sembolik bir değeri vardır. Tek başına renk mesaj verebilir, davranışları yönlendirebilir, insan fizyolojisi üzerinde etkiye sahiptir. Doğada renk canlılar arasında önemli bir yaşamsal etkiye sahiptir. Çoğu zaman hayvanlar renk yardımıyla avlanır, renk değiştirerek hayatta kalır ve ürerler. Renk aynı zamanda doğal bir çekicilik unsurudur. Renkler insan davranış ve karar mekanizmalarında çok etkin rol oynarlar.

Grafik tasarımda (ambalaj, afiş, kitap kapağı, CD kapağı, web sayfası vs..) renk  üzerinde çalışılması ve dikkatle plânlaması gerekir. Çünkü grafiğin en önemli hammaddelerinden, diğer bir deyişle yapıtaşlarından birisidir. Renk ve ton değerleri sayesinde biçimleri, tipografiyi, ön plânı görünür kılar veya arka plâna iteriz. Renk, görsel hiyerarşiyi organize etmek aşamasında önemli bir etmendir.

Renklerin reklâm uygulamaları açısından diğer önemli etkileri ise şöyle belirlenebilir: Ürünün fark edilme ve tanınmasını, okunaklılığının arttırılmasını, ürüne kimlik kazandırılmasını, reklâmın ikna gücünün arttırılmasını, ürünün tanınmışlığının arttırılmasını sağlamaktadır.  (Teker, 2003:81)

Yapılan araştırmalar ambalajlarda kullanılan rengin satın alma ve ürün seçmede de etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Öyle ki ambalajlarda renk, biçimden önce algılanır.

Renk, tanıtımını yaptığı ürüne kimliğini verir. Sözgelimi National Geographic dergisinin kapağındaki sarı bordür, Can Yayınları’nın beyaz rengi, Milka’nın eflâtun rengi. Kırmızıya gelince uluslararası ya da ulusal çapta en büyük kuruluşların amblem ve logolarının ve ambalajlarının genellikle kırmızı olduğunu görmekteyiz. Coca Cola, THY, McDonald’s (pek çok fastfood markası), Hürriyet Gazetesi (pek çok ulusal popüler gazete), Eti, Ülker, Marlboro (pek çok sigara markası), Çay ve kahve (sıcak ürünler) bu liste uzar gider.

Kırmızı, fiziksel anlamda güç, yaşam, enerji, cinsellik, dinamizm ve heyecanı temsil eder. Psikolojik etkisi ise uzun süre izlendiğinde insanda gerginlik ve heyecan yaratması, kısa sürede ise dikkat çekici olması ve bakışı üzerinde toplamasıdır. Resimsel anlamda tehlike ve yasakların belirtilmesi amacıyla kullanılır. Toplumsal anlamda kendine güveni, erkeksiliği, saldırganlığı, bedensel gücü, küstahlığı ve kabalığı simgeler. Sıcak bir renk olan kırmızı, dikkat çekici olduğu için reklâm fotoğrafçılığı uygulamasında sıkça kullanılır. Tahrik ve teşvik edici özelliği nedeni ile dikkatli kullanılması gerekir (Teker, 2003:82-86)

Cinsellik ve şiddet içerikli filmlerinde kırmızı kullanılır. Çünkü kırmızının en bariz çağrışımı seks, şiddet ve kandır.

Trafik işaretlerine şöyle bir baktığımızda çeşitli uyarı levhalarında kırmızının tehlikeyi ve bir ikazı da simgelediğini görürüz. Dünyanın neresine giderseniz gidin kırmızı bordürle belirlenmiş üçgen bir trafik levhasının içindeki hayvan o yerde her an karşınıza çıkabilir diye sürücüyü uyarır. Bizde “dikkat vahşi hayvanlar çıkabilir” levhası içinde geyik piktogramı bulunan kırmızı çerçeveli üçgen bir levhadır, Singapur’da bu levhanın içinde maymun ve iguana, Afrikada fil piktogramı bulunur.  Çünkü trafik işaretleri uluslararası semboller yani piktogramlardır (resim-yazı) ve kırmızı her yerde bir uyarıyı temsil eder. 

Kırmızı bayrak, başkaldırı ve devrimin rengidir. Rus, Çin ve Fransız Devrimi sırasında hep ön saflarda kırmızı bayrak taşınmıştır (Uçar, 2004:51). Birbirine taban tabana zıt olan Komünizmin de faşizmin de rengidir kırmızı. Bu seçimde güç ve otoritenin simgesi olması en belirleyici faktör olmuştur şüphesiz.

Yapılan araştırmalar kaza yapan ve çalınan arabaların çoğunun kırmızı olduğunu ortaya koymuştur. Kan basıncını arttırdığı, insanı sinirlendirdiği ve dikkat çektiği için kırmızı, arabalar için riskli bir renktir ve 2006 yılına kadar sigorta şirketleri primi diğer renklere göre daha yüksek tutmaktaydılar. Üretilen ve satılan spor arabaların çoğu kırmızıdır. Çünkü kırmızı talep görmektedir. Hız düşkünlerinin tercihidir kırmızı araba.  Kırmızı renkli bir Ferrari mavi renkli bir Ferrari’den daha hızlıymış gibi algılanır.

Yüzdeki kırmızılık ise belirtisel gösterge olarak; utanma, kızgınlık ve hastalık olarak ateşin belirtisidir.

Kişilik göstergeleri olarak ele alındığında ise kırmızı, güçlü, hırslı, cesur, dışadönük, lider, baskın, agresif, mücadeleci, tutkulu, heyecanlı, bencil insanların rengidir. Bu rengi sevenler genellikle neşeli, öne çıkmayı seven, frapan, sıcakkanlı fakat kendi iç dünyalarını başkalarıyla kolay kolay paylaşmayan insanlar oldukları söylenebilir.

Kültürel olarak örnek vermek gerekirse;  Asya ve Mısır’da kan ve suçun sembolüdür. Hemen hemen tüm ülkelerde kanın rengi olarak kabul görür. Müslümanlıkta hiddet ve mukaddes olmayan şeylerin ifadesidir. Ancak Müslüman olmasına rağmen İran’da mutluluğu simgeler. Çin’de ikinci asalet rütbesini simgeler. Hindistan’daki anlamı ise namus ve hakikatin ifadesidir (Sözen, 2003:76)  Hindistan’da ve Anadolu’da gelinlikler kırmızıdır. Batı kültüründen etkilenen ve beyaz gelinliğe geçen günümüz Türkiye’sinde bile halâ kırmızı bekaret kuşağı sembolik olarak kız babaları tarafından takılmaktadır.

Dalga boyu yüksek olan kırmızı hemen görüldüğü için kullandığımız makinelerde, cihazlarda (beyaz eşyalar, fotoğraf makineleri, kameralar, küçük ev aletleri gibi) dikkat edilmesi gereken fonksiyonlar kırmızı işaretlerle, düğmelerle yer alır. Sözgelimi fotoğraf makineleri üzerinde yer alan “flaş” işareti çoğunlukla kırmızı bir şimşek işaretidir ya da senkronize olduğu enstantene değeri ne ise o kırmızı renkle yazılır. En basit cihazların on-off düğmeleri kırmızıdır. En azından kimseye danışmadan cihazı açabiliriz. Çünkü böyle öğretildi tıpkı kırmızı işaretli musluktan soğuk suyun akmayacağını bildiğimiz gibi. Su soğuksa sorun vardır.

Günümüzde feminizm kendini mor ile sembolize eder. Tanrıbilim ve psikanaliz uzmanı Ingrid Riedel'e göre, bu psikolojinin altında, insan psikolojisinin derinlerinde bir yerlerde hâlâ varlığını gizlice koruyan bir simge yatmaktadır: "hermafrodit". Hermafrodit, Yunan mitolojisinde yarısı kadın yarısı erkek bir tanrıydı ve iki cinsliliği simgeliyordu. Hırçın erkeğin rengi kırmızı ile sakin kadının rengi mavinin bireşimi olan bu renk, daha Ortaçağ'dayken, "zıtlıkların birleşme noktası"nın simgesi sayılıyordu. İki rengin karışımı olan mor, iki gerçekliğin ortasında yer alıyor ve aralarında bir köprü oluşturuyordu. Renk psikolojisi uzmanı Harald Braem'e göre, erkeksi kırmızı ile kadınsı mavinin karışımı, kadın hareketi için hakların eşitliğini simgelemektedir.    (http://www.focusdergisi.com.tr/bilim/00148/ )

Ruj, Fransızca’dır (Rouge) anlamı kırmızıdır. Bizdeki anlamı ise dudağa sürülen kozmetik ürünüdür. Kırmızı günümüzde daha çok kadınlara yakıştırılan bir renktir. Oysa mitolojiye baktığımızda savaşan güçlü erkeğin rengidir. Zamanla anlamı dişiliğe kaymıştır.

METİNLER ÜZERİNDEN DUYGUSAL OKUR-YAZARLIK VE KIRMIZI

Renk estetiğine üç yönden yaklaşılabilir: Rengin izlenim etkisi (visually), rengin duygusal ifade aracı olma yönü (emotionally) ve taşıdığı sembolik anlamlar (symbolically). Çoğu kez birbiriyle iç içe girmiş halde olan bu üç öğe bazen tek tek bazen de birleşerek renklerin anlam boyutunu oluştururlar (Sözen, 2003:9).
Yukarıda da açıklanmaya çalışıldığı gibi renklerin verdiği psikolojik etkiler, doğadaki ilişkilerine dayanılarak daha kolay anlaşılır. Kırmızı, turuncu, sarı güneşi, ateşi, sıcağı; buna karşın mavi ve yeşil denizin, gökyüzünün, yaprağın, çimenin rengi olarak durgunluğun, huzurun, soğuğun rengidir. Bunlar da hep medya metinlerine de bu şekilde yansımıştır.

Semboller, insan yaşamının vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Çünkü insan dünyayı anlamlandırmaya çalışırken farkında olmasa da işaret ve sembollerden oluşan bir “arka plan”dan geniş ölçüde yararlanmaktadır. Sembol dili aslında herkes tarafından öğrenilmesi gereken tek yabancı dildir.

Yönetmen, fotoğrafçı ya da ressam renklerin anlamını, insanlar üzerindeki etkisini, toplumun onu nasıl anlamlandıracağını bilerek seçmesi ve kullanması gerekir.

Sinema ve fotoğrafta anlamı gösteren (biçimsel anlatım) ile gösterilen (anlam) arasındaki bağıntı oluşturur. Gösterge bir başka şeyin yerini tutan, kendi dışında bir şey gösteren her çeşit nesne, biçim ya da olgu olarak tanımlanabilir. Kara kedinin siyah olmasının ötesinde uğursuzluğu ifade etmesi “kara” kelimesine yüklenen anlamdır. “Kara” göstergesi bize kötülüğü anlatır. Ortada böyle bir gerçek varken bir yönetmen ya da fotoğrafçı bu anlama ulaşmak için istediği kadar beyaz kedi ya da sarı bir tekir seçsin bu anlama izleyiciyi ulaştıramaz. Demek ki anlam yaratma bakımından renkler keyfi seçilmiyor.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim: Gündelik hayatımızda ve sanatta renk, anlam taşıyıcı bir öğedir. Renk sadece estetik bir öğe olarak değil aynı zamanda bir anlam üretme aracı olarak işlev görür.

Şimdi kırmızının evrensele varan anlamlarının arka plânını açıklanmaya ve medya metinleri üzerinden değerlendirilmeye çalışılacaktır.

A-  İNSANLIK TARİHİNDE KIRMIZI

İnsanların eski çağlardan beri canlı ve cansız doğanın renkleri karşısında büyük hayranlık duyduğu bir gerçektir. Renklere sahip olmak, gerek süslenmek, gerekse başkalarından farklı ve üstün görünmek için renklerden yararlanmak, tarih öncesi çağlardan beri gittikçe artan ölçüde insanların tutku konusu olmuştur.

Hangi uygarlık olursa olsun, toprak altından çıkarılan gereçlerin tanıklık ettiği hangi çağ olursa olsun, her zaman renkli toprak kullanıldığı açıktır. İlk gözlemlenenlerin tarihi alt yontma taş dönemine (-350000) dayanır. O dönemden başlayarak kızıl topraklar canlı (dövme) ve ölü bedenlerin süslenmesi amacıyla kullanılmıştır


Figüratif resim üst yontma taş devrinde ortaya çıkar. İspanya’da bulunan Altamira mağarasındaki (-100000) resimlerde kırmızı rengin egemen olduğu görülmektedir. Orada sözkonusu olan kocaman kristalli bir hematittir. (Delamare, F. Guineau B. 2007: 17)

Ortaçağ ve Rönesans Avrupası için kırmızı çok önemli bir renkti. Kırmızı kumaştan dikilmiş giysileri sadece krallar, sonra saray mesupları, yüksek din adamları, zamanla da zengin aristokratlar kullanmışlardır. Burjuvanın, halkın, köylülerin kırmızı giyinmeye hakları yoktu. Bu yasalarla düzenlenmişti. Hakları da olsa kırmızı kumaşı satın alacak maddi güçleri yoktu. Çünkü yarım metre kırmızı kumaş bir kilo külçe altınla eşdeğerdi.  Aslında arkatipal bir nesne olarak rengi düşünecek olursak kırmızı insanoğlunun mağara duvarlarına işlediği ilk renkti. Sonraki yolculuğunda ise kumaşları kırmızı ile boyamanın pahallılığı ve kanunen getirilen baskılar bu renge karşı iştahı her zaman canlı tuttuğunu söyleyebiliriz.

1587 Tudor İngiltere’sinde ve Avrupa’da kırmızı; “şehitlik”, “cesaret” ve “krallık soyuna ait kanın” rengiydi.

Kırmızı, Rönesans Avrupası’nda zengin anlamlara, büyük güce ve prestije sahip bir renkti. Tüm renklerin simgesel değerlere sahip olduğu düşünülmesine rağmen –yeşil sevgi ve neşeyi, türkuaz kıskançlığı simgeliyordu- hiçbiri kırmızı kadar geniş bir anlama ve öneme sahip değildi. Birçok anlamı, İbrani kültürü dahil birçok değişik kaynaktan türemişti (Greenfield, 2008:77).

Yahudi geleneğinde kırmızının son derece önemli ve karmaşık anlamları vardı. Sadece insan anlamında değil –İbranice’de “Adam” (Türkçe:Adem) kırmızı demektir. “Açık kırmızı” kanını feda etmenin rengiydi. Ama aynı zamanda bir günâh işledikten sonra bu fedakârlıkla kendini affettirmek isteyen kişinin günâhının rengi de açık kırmızıydı. “Günahlarınız kızıl olsa da kar kadar beyaz olacaklar” (İşaya, dize 1:18) Kırmızının zenginlik, savaş ve erotik aşkla ilgili başka yan anlamları da vardı: İbrani metinlerinde kırmızı giysiler genellikle zengin erkekler ve yiğit askerler tarafından giyilir. Diğer birçok kültür gibi Eski İbraniler de kırmızıyı kişinin utanç verici bir harekette bulunması ve kişinin kendine ihanet etmesini simgeleyen  “yüz kızarması”yla ilişkilendirirler. Bu karışık ve zaman zaman çelişik anlamlar ağı Rönesans Avrupası’na ulaşmış olan zengin bir mirasın parçasıydı, bu mirasın büyük bir kısmı da İncil yoluyla gelmişti (Greenfield, 2008:78).

Kırmızıyla ilgili Rönesans inançları da klâsik kültürden büyük ölçüde etkilenmişti. Yahudiler gibi Antik Yunanlılar ve Romalılar da kırmızının ilâhi bir renk olduğunu düşünüyorlardı. Bu rengi düğünlerde, cenazelerde, diğer kutsal ritüellerde göze çarpacak biçimde kullanıyorlardı. Roma Tanrılarının heykelleri zaman zaman kırmızıya boyanırdı ve bazı kutsal tapınakların iç kısımları kırmızı olurdu. Klâsik dönemde kırmızı, gök cisimlerinin en büyüğünü, güneşi akla getirirdi. Sanatçılar güneşi resmederken beyaz, sarı, altın rengi ışınlar yayan parlak kırmızı bir disk olarak resmederdi.

Yunanlılar ve Romalıların Yahudilerle ortak olarak kırmızıya yükledikleri bir diğer anlam da “savaş”tı. Yunan tarihçisi Zenefon savaşçı Spartalılar’ın kırmızıyı “savaş için en uygun renk” olarak kabul ettiklerini, bunun sebebinin de bu rengin üzerlerindeki kan rengini saklayarak onlara yenilmez bir görüntü vermesi olduğunu yazmıştır. Daha sonraları Roma’nın gücünün büyük bir kısmı kızıl ordularından kaynaklanmıştır. Roma İmparatorluğu’nda kırmızı tunik askerlik yemini etmiş ve normal kanunlar çerçevesinde yaşamayı bırakmış komutanının emriyle cezalandırılma korkusu olmadan adam öldürebilecek bir kimseyi simgeler.

Roma dağıldıktan sonra da kırmızı, eski imparatorluk toprakları içinde önemli ve anlamlı bir renk olmaya devam etti. Birçok Avrupa efsanesi ve halk hikâyesinde dünya ötesi bir gücün simgesi olarak kabul edildi. Zaman içerisinde masallarda geçen bir ikon haline geldi. “Kırmızı Başlıklı Kız”ın kırmızı pelerini ve “Pamuk Prenses”in zehirli kırmızı elması gibi. Birçok toplum değişik anlamlar atfetmiştir. Zenginler çocuklarını hastalıklardan korumak için boyunlarına kırmızı mercan kolye takmışlar, kırmızı kumaşın boğaz ağrısı ve çiçek hastalığını engellediği de söylenirdi.
İzlanda’dan İtalya’ya birçok yazar kırmızıyı “vahşet” ve “cesaret” simgesi olarak açıklamıştır. Bu çağrışımlar kırmızının neredeyse evrensel olarak kanla ve savaşın kanlı mücadeleleriyle özdeşleştirilmesinden kaynaklanmış da olabilir.

Kırmızı kendini Romalılar zamanında kilise de gösterdi. Kilise 1100’lerin sonlarında beyaz kalkan üzerine kırmızı haç biçiminde bir amblem seçerek kırmızıyı otoritesinin bir simgesi haline getirdi. Ayrıca kilise, kırmızının Hamsin Yortusu ateşinin ve İsa’nın kanının resmi simgesi olmasına karar verdi.

Ortaçağ sanatçıları Meryem Ana’yı kırmızı ve mavi elbiseler içinde resmediyordu. Haçlı ordusunun kalkanları da kırmızı haçlarla süsleniyordu.

Umberto Eco Güzelliğin Tarihi adlı kitabında insanlık tarihinin en uzun geçen çağının Orta Çağ olduğunu yazar. 1000 yıl sürmüştür. Bunca zaman içinde renklerin anlamları da sembolik olarak da değişebilmesi oldukça mümkündür. Bu çağın içinde aslan hem Hz. İsa’yı hem de şeytanı temsil etmiştir. Aynı şey renkler için de söz konusu olabilirdi. Örneğin o dönemde kızıl saçlı şövalyeler acımasız, hain ve dolandırıcı olarak görülüyordu. Kırmızı cellâtlar ve fahişelerin rengiydi. Ama bunun yanında kırmızı koşumlar cesaretin ve soyluluğun sembolüydü de. Korkaklığın rengi sarıydı. Toplumdan dışlanmışların, delilerin, Müslümanların, Yahudilerin rengiydi, öyle bağdaştırılırdı. Oysa aynı zamanda altının rengi de olduğu için yüceltilirdi de (Eco, 2006:122)

Ancak kırmızı iki ucu keskin bir kılıçtı. Cehennem ateşinin rengi olarak hem şeytansı hem de ilahî olanı simgeleyebiliyordu. Eski Ahit’e göre günahın kendisi “kırmızı”ydı. Bu nedenle bazı şehirlerde fahişelere kırmızı bir eşarp veya elbise giydirilirdi. Bu da daha sonrada neden Yahudilere ve toplumdan dışlanan kişilere kırmızı rozet takıldığını açıklamaktadır.

Bu metinlere rağmen Papa 1295 yılında kardinallerin bundan böyle kırmızı cüppeler giyinmesine karar verdi. Daha sonra kralların rengi de kırmızı oldu. Bunun bir nedeni de imparator morunun Ortaçağ Avrupası’nda çok ender bulunması ve hükümdarların bu boyayı kolaylıkla elde edememesiydi. Halk için fazlasıyla pahallı olan kırmızı kumaş çok daha seçkin bir konumdaydı. Aynı zamanda krallara özgü erdemler arasında sayılan savaşta kahramanlık ve zafer gibi kavramlarla özdeşleştirildiği için ayrıca bir çekiciliği vardı. Ortaçağ yazarları için kırmızı aynı zamanda ateşi “dört element arasında en asil olanını” temsil ediyordu. Kırmızı, Avrupa’da karanlık çağlardan itibaren krallık statüsünün bir simgesi olarak kabul edildi (Greenfield, 2008: 82)

 Andrea Mantegna, Carlo de Medici Portresi, 1467, Floransa.


Halk arasında bu kumaşları satın alabilecek insanlar yoktu. Kırmızı ve kızıl kumaşlar akıl almaz fiyatlardaydı. Pahallı olması da çekiciliğini arttıran özelliklerdendi. Venedik şehrinde zengin aristokratlar kızıl renkli yün elbiselerin içinde övünerek gezerlerdi. 1500’lü yıllarda aristokratlar ressamlara kırmızı giysili tablolar yaptırırlardı. 16.yüzyılın başlarında Jacopa da Pontormo tarafından yapılan resimde Cosimo de Medici’nin kızıllar arasında hüzünlü yüzü görülür. Bu çok önemli bir eserdir. 87

Aristokratlar kırmızıyı ev dekorasyonu olarak da hayatlarına sokmaya başlarlar. Kırmızı perdeler, döşemeler, kilimler, kırmızı ciltli kitaplar yaptırtmaya başlarlar. Kötülüklerden ve kan hastalıklarından koruması için din adamları kiliselerde kırmızı yakuttan yüzükler takarlardı. 87

Soylular sınıfı kırmızı rengin tadını çıkarırken, yükselen orta sınıftaki zengin kimseler de daha sınırlı bir biçimde olsa da kırmızıdan faydalanıyordu. Tüccarlar, avukatlar ve hali vakti yerinde olan sanatçılar masrafları sınırlayan kanuna karşı gelmek pahasına da olsa bazen kızıl ve koyu kırmızı giyinirlerdi. Sınıf atlamak isteyen Rönesans erkekleri arasında kızıl kepler ve şapkalar çok revaçta olan moda aksesuarıydı. Hatta bazı erkekler Jan van Eyck’in 15.yüzyılda yaptığı portrede görüldüğü gibi kızıl renkte türbanlar giymeye başladılar. Rönesans tüccarları ve sanatçıları için kızıl türban çok etkili bir reklâm yoluydu. Uluslar arası pazardaki başarının ve en çok arzulanan kırmızı boyalara erişebilmenin egzotik bir ispatıydı.   88

 Jan van Eyck, Kırmızı Türbanlı Erkek, 1433, Londra.


Kırmızıya duyulan özlemi günümüzün gözüyle anlamak çok zor elbette. Çünkü artık kırmızı her yerde bulunmaktadır. Gerek Antik dünyada gerek Rönesans Avrupa’sında bu hakiki bir özlemdi. Kırmızı kumaşın az bulunur olmasının sebebi boya maddelerinin az bulunuyor olmasıydı. Taşınması ve elde edilmesi zor, pahallı veya kullanımı karışık işlemler gerektiren boyalardı.

14.yüzyılda Avrupalılar bu boyayı kermes olarak adlandırmışlardır. Arapça’da ve Türkçe’de  karşılığı “kırmız”dır. Koyu kırmızı anlamındadır.

En değerli kırmızı kumaşlar kırmız böceğinden elde edilen boyalarla boyanmış kumaşlardı. Kumaşı yoğun bir kızıla boyamak maviye boyamaktan on kat fazla paraya mal oluyordu.

Kırmızı rengin tek başına somut bir değer taşımadığı altın gibi bir zenginlik aracı, kakao ya da şeker gibi bir tüketim maddesi olmadığı söylenebilir. Buna karşın, kırmızı boyanın kullanımı, sosyal kimlikten sanatsal değere açılan geniş bir yelpazedir. Kırmızı boya, Yeni dünyanın ve bu çok özel kırmız böceğinin keşfinden önce kıvamında elde edilemeyen, bu nedenle çok nadir bulunan, bunun doğal sonucu olarak da büyük değer taşıyan bir metaydı. Kırmızı, güç ve varlık simgesi olarak başladığı serüveninde, yüzyıllardan beri çok yoğun anlamlar yüklenmiştir (Göle, M. 2008:97).

Kırmızı rengi nopal kaktüsünün üzerinde yaşayan kırmız böceğinden elde edilirdi. Kırmız böceğinin dişisi kaktüs üzerinde hareket etmeden dururdu ve kırmızı renk bu dişi olan böcekte bulunurdu. Hareket etmediği için yüzyıl boyunca onun bir bitki mi, tohum mu, hayvan mı ne olduğu anlaşılamadı. Zamanla bilim adamlarının yaptıkları araştırmalar onun bir böcek olduğunu ortaya koydu. Bu böcekler önceleri Yeni Dünya’da Azteklerin yaşadığı bölgede bulunuyordu. Boyayı Aztekler çok başarılı biçimde elde edebiliyorlardı. Zamanla bu bitkiler ve böcekler İspanya’ya korsanlar tarafından getirildi ve İspanya’da yetiştirildi. Öyle ki İspanya kralı ülkeden bir tek dal çıkarılmasına izin vermiyordu. Limanlarda görevliler yabancıları didik dikik arıyorlardı. Bu böceğin başka ülkelere geçmesine izin vermiyorlardı. Kırmızı o kadar önemli bir renkti bu önemi beraberinde ticaretini de getirdi. Avrupa ülkeleri İspanya’dan kırmız böceği satın alıyorlardı. Kaçakçılar birkaç kaktüs yaprağını bohçalarına saklayıp ülkelerine kaçırmaya çalışıyorlardı. Yeni dünyanın keşfinden sonra neredeyse altın, gümüş kadar kıymete binen ve gerçek kırmızı rengi veren boyanın yapımında hammadde görevi gören kırmız böceğidir. Oaxaca yerlilerinin titizlikle bakıp yetiştirdikleri bu böcek, Avrupa’nın uğruna birbirini yediği kırmızı rengi sağlayan tek cinstir.

Tüccarlar boş durmadı bu hammaddeyi uzaklara taşıdılar. Türkiye’ye, İran’a, Mısır’a, Çin’e.

B- MODERN SANATTA “KIRMIZI”

“Modern sanat yalnızca göstergelerin sembollere dönüştüğü bir anda doğabilir.”   Kandisky

1. VASİLİ KANDİNSKY (1866-1944)

 “Sarı-Kırmızı-Mavi” adlı eser (1925), soyut sanatın ilk örneğidir.


Kandinsky’nin temel düsturu “Görünenin altındaki görünmeyen”in görünmesini sağlamaktır.

Griler kırmızının çevresinde, siyah mavinin yanında, kırmızı genellikle ortada kullanılmış.

Renkler ve biçim arasındaki bağıntı üzerine çok durmuştur. Bir formun temel yapısıyla rengi arasında doğrudan bir ilişki oluşturduğunu savunur.

En çok kırmızıyı dikdörtgenlerde, sarıyı üçgenlerde, maviyi dairelerde kullanmıştır.
Görenler “bu nasıl bir sanat? Neyi anlatıyor? Geometrik şekillerin ritmi, renkler arasındaki karşıtlık, biçimler arasındaki bağıntı, renk ve biçimlerin oluşturduğu bütün.

Neden soyut resim yaptığını şu şekilde ifade etmektedir:

“Bir akşam elimde resim çantamla yorgun ve tamamlanmamış düşlerimin sancısıyla eve geldim. Birden duvarda asılı bir resim dikkatimi çekti. Bu, benim yaptığım bir resimdi. Henüz ışığı yakmamıştım ve tablo dışarının loş ışığı ile aydınlanıyordu. Birden tablo önünde durdum ve onu izledim. Resimde bir şeyler beni içine çekiyordu. Birden öndeki muamma dolu dünyayı keşfettim. Ertesi gün hava aydınlandığında tablonun önüne geçtim. Aynı duyguyu yaşamak istedim. Bu kez tablonun çevresindeki her şey görünüyordu. Duvar, masa, yer, tavan vs... Resme uzun uzun baktım. Ama olmadı. Dün gece hissettiklerimin yarısını dahi hissedemedim. O an anladım ki NESNE benim tablolarıma zarar veriyor.” Kandisky Modern sanatın babası kabul edilen Kandinsky’nin resimlerinde nesneler realiteden sıyrılıp soyutlaşır. Onun yaptığı soyut sanatta hep bir öz arayışı vardır. Nesnelerin biçimsel dış görünüşleri onun eserlerinde farklıdır. Artık nesne salt göründüğü gibi değildir. Nesnenin salt göründüğü gibi ele alınmamasını Kandisky; “içsel dürtüler, yaratıcı tin, doğru zamanda ve ortamda ihtiyacı olan formu yaratır. Form sanat eserinde yaratıcı tinin gelişimine paralel olarak şekil alır” diyerek açıklar.(Öndin, 2008, 105)

Kandisky’e göre soyutlama nesneyi tinsel gözle görmektir. Nesnenin tinsel gözle görülmesi, nesnenin içinde saklı olanı çözmektir, özü sezmektir. Nesnenin içindeki özü seçmekse gerçekliği sezmektir. Kandinsky bu görüşünü tuvale taşırken renklere başvurur. Görünüş ile öz arasındaki ilişkiyi bu şekilde sorgular. Soyut imge, görünenden farklı bir gerçeklik değerinin göstergesi olunca soyutlama bağlamında kullanılan renkler de farklı anlamlar yüklenir. Rengin tinsel bir gücü olduğunu ve izleyicide tinsel bir titreşim uyandırdığını düşünen Kandinsky için kırmızı, sınır tanımayan bir renk olarak canlı, hareketli ve huzursuz bir etki yapar. Kandinsky’e göre kırmızının anlamı zaferdir. Sıcak kırmızı genelde maddi ve çok etkin karakterlidir, derinleşme eğilimi göstermez… Soğuk kırmızı ise bedensellik anlamındadır, genç bir kız görünümündedir.

Kandinsky’e göre kırmızı doğanın çeşitli parçalarıyla birleştiğinde anlamı da değişir. Kırmızı bir gökyüzü günbatımını veya yangını çağrıştırır. Soyutlama sözkonusu olduğunda ise kırmızı insani olanı, dünyevî olanı, bedensel olanı ifade ederken mavi göksel renktir. Ayrıca kırmızı tutkunun ve kızgınlığın ifadesidir.

2.  PİET MONDRİAN (1872-1944)
,

Modern sanat akımının en önemli isimlerinden bir diğeri ise Piet Mondrian’dır. De Stijl sanat hareketinin öncüsüdür .  Kısaca bu sanatta saf soyutlamayı ve yalınlığı savunan bir harekettir.
 “Kırmızı, Sarı, Mavi ve Siyah ile Kompozisyon”, tuval üzerine boya, Gemeentemuseum, Lahey, 1920.
Piet Mondrian da Kandinsky’e benzer görüştedir. Mondrian için kırmızı beden, sarı zihin, mavi ise tindir ve bu üç renk insandaki uyumun bir göstergesidir (Öndin, 2008:108)

Resimlerini almak isteyen bir kişiye yazdığı mektubunda “Mavi ile sarıyı mı , beyaz ile griyi mi ya da muhtemel kırmızıyı mı tercih ettiğinizi bana bildirin. İçinde kırmızı olan son eserim daha reel, diğerleri az ya da çok daha tinseldir” ifadesini kullanır. Ona göre de kırmızı daha dünyevi, daha gerçek bir anlama sahiptir.

Rengin sembolik yönü söz konusu olduğunda Mondrian’ın eserlerinin görünen dünyanın ötesinde bir şeyler gösterdiği bilinir. Mondrian gerçek görü sahibinin doğadan hareket etmesi gerektiği düşüncesindedir. Görünür doğanın ötesinde saklı olanı, izole fenomenleri görünür hale getirme istemiyle kendine özgü bir dil oluşturur. Bu bağlamda, yatay ve dikey hatları eril ve dişi ile, sarı ve maviyi içsellik ile, kırmızıyı ise dışsallıkla ilişkilendirir. Düz bir yüzey üzerinde kullandığı yatay-dikey hatlar ve renk (özellikle kırmızı, sarı ve mavi) birlikteliği ile evrensel güzelliği ifade etmeye çalışır (Öndin, 2008:112).

Gerek Mondrian’da ve gerekse Kandinsky’de dünyevi olanın, bedenin karşılığı olan kırmızı, insan üzerinde canlandırıcı etki yaratan renk olarak değerlendirilir. Kırmızı da dahil olmak üzere renklerin insan üzerindeki etkilerini duygular üzerinden ele alan Kandinsky’e göre belirli renkler belirli duygularla örtüşür.  Renk duyguların yarattığı titreşimlere karşılık gelir ve rengin sahip olduğu etkileme gücü tıpkı müzik gibi alılmayıcısında titreşimler yaratır (Ringbom, 1966:399) (Öndin, 2008:112) .Kandinsky’in renk ve duygu arasında kurduğu bağlantıyı Donald Kuspit şu şekilde dile getirir:

“Renk ve duygu karmaşıktır. Duygu deneyimi tinsel deneyimdir ve tinsel deneyimin duygusal formu vardır. Rengin dışsal görünen olgusu, duyguların içsel ve görünmez olgusunun ani bir bildirisidir. Tam olmak için duygunun renge, içsel anlama sahip olmak için rengin duyguya ihtiyacı vardır. Kandinsky belirli renklerin belirli duygularla örtüştüğünü iddia eder. Duygu ve renk yalnızca kültürel veya keyfi olarak ilişkili değildir, aralarında esaslı bağlantı vardır”(Kuspit,http:www.bsu.edu/web/jfillwalk/Breder-spit/RevisitingSpritual.html) (Öndin, 2008:112).
Duyuları etkileyen renk nedir? Diğer bir deyişle, renk nasıl algılanmaktadır? Bu sorulara yanıt nöroestetik alanında bulunabilir. Bu alandaki çalışmalarıyla tanınan dünyaca ünlü doktor Semir Zeki’dir. Semir Zeki, tanınabilir nesnelerin renginin algılanmasında beyin daha geniş bir bölgenin aktive olmasından hareketle, beynin öğrenme ve belleğe bağlantılı olarak sabit renk ürettiğini tespit eder. Hiçbir bilinen nesneyi çağrıştırmayan soyutlamalar ise bellek ve öğrenmenin etkili olmadığı görüntülerdir. Mondrian gibi sanatçılar da hiçbir çağrışım yapmayan renk kullanımı ile izleyicisini salt rengin olası etkileri ile karşı karşıya getirir (Zeki, 1999: 121) (Öndin, 2008: 112).

Semir Zeki insanın bir şeyi rengiyle öğrendiğini ve onu düşündüğünde o rengi ile hatırladığını öne sürer. Sözgelimi ağaç her zaman yeşil değildir, kar her zaman beyaz değildir. Ama bunların resmini yapmamız gerektiğinde çoğumuz ağacı yeşil, karı beyaz yaparız. Eğitimli bir göz, usta bir ressam ışığa göre rengin değişimini fark eder. Bazen o ağacın mavi ya da kızıl olduğunu, karın gün batımında pembe olduğunu görür. Bunun gibi kan, kırmızıdır. Siyah beyaz bir film izlediğimizde zihnimiz şiddet sahnesini hemen kırmızıya çevirir. Kanlar içinde bir insanı mavi renkte hayal edemeyiz. Önceden hiç görmediğimiz, bilmediğimiz bir nesneyi tanımlayamayız. Papaya nasıl bir meyvedir? Görmemişsek bu meyve yeşil mi? Sarı mı? Kırmızı mı kesinlikle bunu ifade edemeyiz ve dolayısıyla zihnimizde olmayan bir şeyi sabit renkle dahi olsa canlandıramayız.

 C- SOSYAL VE POLİTİK İÇERİKLİ GRAFİK TASARIMLAR

Politik ve sosyal içerikli tasarımlar satış amacı gütmeyen, toplumda farkındalık yaratmayı amaçlayan, izleyicilerde belli bir düşünce ve tavır geliştirmek, izleyiciyi verilen mesaj doğrultusunda harekete geçirmek ve bazen de bir eyleme katılmaya davet etmek için kullanılırlar. Politik grafik tasarımlar, yapıldıkları dönemin siyasi, sosyo-kültürel olay ve tavırlarını yansıttıkları bazı durumlarda yapıldıkları dönemlerin ikonu haline gelirler ve tarihte dönüm noktaları oluşturabilirler (Dülgeroğlu Yavuz, S. 2007: 64-65).

Politik içerikli grafik tasarımlar siyasi partilerin kitlelere ulaşabilmeleri için yapılan görsel iletişim çalışmalarını ve iktidarlara tepki amaçlı çalışmaları da kapsar. Gerek siyasal propaganda afişlerinde gerekse de tepkisel, protesto amaçlı tasarlanan afişlerde kırmızı rengin hep ön plânda olduğunu görmekteyiz.

Politik içerikli grafik tasarımlarda görsel sembolizm, idealleri, mücadeleyi, olayları ve fikirleri, anlamsal bütünlüğü ve teması olan basit grafik şekillere ve objelere dönüştürür. Tasarımı ve mesajın formunu oluşturan format medya ve görsel dil, grafik ürünün boyutunu, kapsamını ve en önemlisi izleyici üzerindeki etkisini belirler. Politik grafik tasarımda en etkin rolü afişler üstlenir. Çabuk etki yaratır, medyadaki diğer görsel mesajların karmaşası arasında sergilediği etkin performans görselliğin baskın olmasıyla okuma yazma bilmeyen kitleye de hitap etmesi açısından afişler ağırlıklı olarak kullanılır.

Görsel hiciv yergi ve diğer formlardaki grafik eleştiri tarzlarını içeren politik tasarımlar, demokratik söz hakkının ve basın özgürlüğünün gelişmiş olduğu ülkelerde özellikle politik alanlarda yoğunlukla kullanılırlar.

Politik afişler halk açısından dünya genelinde barış, hak ve adalet mücadelelerinin; belirli siyasi ideallerin; yeniden yapılanma ve demokrasi hareketlerinin görsel sembolleri olup, amaca hizmet eden bir araç haline gelirken, iktidar açısından da kitleleri yönlendirmeye ve kontrol altına almaya yönelik olarak kullanılmıştır. Amaç ne olursa olsun politik ve sosyal içerikli afişlerde isyana, iktidara, şiddete, güce dayandığı için ve en önemlisi renklerin arasında en çabuk algılandığı yani dikkat çektiği için kırmızı sıkça kullanılır. İki örnek vermek istiyorum:

1956-1959 Küba Devrimi’nin lideri Che Guevara’nın 1960 yılında Alberto Korda tarafından çekilen fotoğrafını İrlandalı grafik sanatçısı Jim Fitzpatrick 1968’de grafik hale dönüştürmüştür. Vietnam karşıtı savaChe’nin bakışlarına ve gözlerine yoğunlaşmış ve fotoğrafı kırmızı zemine oturtmuştur. Kırmızı dikkat çekiciliğinin yanında sol ideolojinin, devrimin rengidir. Che Guevara’nın portresi başka bir renk ile bu kadar etkili olamazdı. Bu tasarım 20.yüzyılın en çok çoğaltılan imgesi olarak kabul edilmektedir. Maryland Institute of Art bu tasarımı “20.yüzyılın sembolü” olarak adlandırmıştır. Fitzpatrick’in Che stilazyonu günümüzde Küba İçişleri Bakanlığı binasının dış yüzeyinde dev boyutta yer almaktadır.

                                                                
                                                                 Alberto Korda, 1960
                                                                 
                                                                  Jim Fitzpatrick, 1968


 Günümüzde toplumsal ve politik grafik tasarımları ile dikkat çeken en önemli isimlerden biri Yossi Lemel’dir. İsrailli olan bu sanatçı yaptığı afiş çalışmaları ile Filistin-İsrail savaşını kınamaktadır. Lemel’in savaş karşıtı pek çok afiş sergisi ve uluslararası ödülleri bulunmaktadır. Bu afişlerde kırmızı rengin hakîm olduğunu görmekteyiz. Çünkü konusu şiddet, savaş, ölüm,  olan sosyal içerikli afişlere imza atmaktadır.

                                                      Yossi Lemel, İsrael Palestine, 2002.


D-  FİLMLERDE “KIRMIZI”
Sembolik ve psikolojik anlamlar üretebilme özelliğinden dolayı renk olgusu, sinemasal anlatıma önemli katkılar getirebilecek bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir başka deyişle sinemada renk kullanımına, sadece görüntü estetiğine getirdikleri ile değil aynı anda sinemasal anlatıma kattığı zenginlikler adına da başvurulur.

Renkler bir filmin biçim-içerik yapısına uygun olarak kullanılırsa anlatım diline katkı sağlar. Sinemasal anlatım açısından renk çok önemli bir öğedir.

Bir filmde renkleri oluşturmak, düzenlemek veya denetlemek için farklı yollar kullanılabilir. Sahne ve dekorda kullanılan renklerin düzenlenmesi, oyuncuların giysileri, yapılan makyajlar vb. gibi unsurlar filmsel rengin bir yönünü oluşturur. Diğer yönü de ışıklandırma, kullanılan filtreler, sayısal ortamda görüntüye yapılan müdahalelerle olabilir.

Alışılagelmiş, gelenekselleşmiş kullanımlarının dışında belirli olguları renkler aracılığı ile anlamlandırıp ifade etmeye yönelik olan çabalar, toplumsal yaşam içinde oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Bunun doğal bir uzantısı olarak da renk olgusu sinemada sadece bir biçim ve estetik öğe olarak kullanılmamakta aynı zamanda bir anlam yaratıcı öğe olarak da kullanılmaktadır (Sözen, 2003: 2).

Sanat eserlerinde hem temel anlamı hem de yan anlamı oluşturan asal öğe biçimdir. Bu nedenle bir eserin biçimini incelemek demek o eseri çözümlemek demektir. Çözümleme yapılan elemanlardan biri de renktir. Renk sanat eserlerinde, estetik ve anlam yaratıcı öğelerden birisidir. Sinema estetiği konusunda önde gelen isimlerden biri olan Metz, imgelerin her zaman için nedenli olmasından ötürü sinemanın bireyselleştirilmiş bir dil sisteminden çok evrensel bir dil olduğuna inanır. Metz’e göre seyirci filmi önce temel anlam içeriği düzeyinde okur ve ardından imgenin yan anlam olarak ima ettiği şeyleri düşünür (Sözen, 2003: 3).

Film afişlerine baktığınızda cinsellik ve şiddet-korku içeren filmlerin kırmızı yoğunluklu bir tasarımla karşılaşacağınızı rahatlıkla söylemek mümkündür.

                                                                   Korku içerikli film


                                                                 Cinsellik içerikli film


 Anlatı unsurları, bir filmin biçimini oluşturmakla birlikte, bütün olarak filmin içeriğini yani anlamını da belirlemektedir. Sözgelimi bir filmde kırmızı giysili bir kadın gösterildiğinde bunun anlamı herkes için aynıdır: Giysisinin rengi kırmızı olan bir kadın. Bu temel anlamıdır. Oysa özel bir anlam yaratımı açısından bu renk bilinçli olarak seçilmiş olabilir. Sembolik anlamda kırmızı “cazibenin, çekiciliğin” rengidir. Sadece kırmızı giyindiği için bu şekilde görüntüyü yorumlayabiliriz. Ancak kırmızının nasıl, hangi mekân ve ortamda bulunduğu anlamını değiştirebilir. Çünkü onun tek anlamı yoktur. Bağlamına göre yorumlamak gerekir. Çalışmamızda üç film ele alınmıştır. Kırmızının yorumlarına bu filmler üzerinden bakalım:

1. Matrix

Filmde Morpheus Neo’ya bir seçim fırsatı verir: “ Mavi hapı alırsan öykü biter. Yatağında uyanır ve artık canın ne istiyorsa ona inanırsın… Kırmızı hapı alırsan Harikalar Diyarı’nda kalırsın ve sana tavşanın ininin ne kadar derin olduğunu gösteririm” Bu sözler Lewis Caroll’un Alice Harikalar Diyarında adlı yapıtından esinlenmiştir. Bu yapıt “gerçekten daha gerçek” bir düş gören, küçük bir kızın öyküsünü anlatır. Kitapta Alice, beyaz bir tavşanın ardından gider, topraktaki bir deliğe girer ve deliğin ne kadar derin olduğunu görür. (Caroll Lewis, 2000), (Tecimer, 2005:171)

                                                  MATRİX FİLMİ - Film 1: Nero’nun seçimi



Mavi hap Neo’yu Matrix’in derin uykusunda tutmayı sürdürecek olan bir sakinleştiricidir. Kırmızı hapsa, Neo’nun gerçekliği algılamasını tetikleyecek ve onu yeniden doğumu yaşayacağı daha yüksek bir varoluş düzeyine çıkaracak olan bir uyarıcıdır. Neo kırmızı hapı aldıktan sonra Cypher ona “kemerlerini bağla Dorothy, çünkü Kansas ardında kalacak” der.

Morpheus iktidarın ve gücün simgesi olan “kırmızı” bir koltuğa oturmuştur. Bu öyle bir güçtür ki. Yukardan kullarını izleyen tanrı gibidir.
2. Pleasantville  (Yaşamın Renkleri)

1998 yapımı, Garry Ross’un yönetmenliğini yaptığı bir filmdir. 1950’lerin kasabasında insanlar tüm duygulardan uzak siyah/beyaz bir yaşam sürmekteyken 20.yüzyılın sonlarından iki kardeş bir rastlantı sonucu bu kasabaya düşer. Kasabada her şey siyah/beyazdır. Dolayısıyla film siyah/beyazdır. Ancak filmin sonuna kadar adım adım herkes ve her şey, tüm kasaba renklenmektedir.

Pleasantville’da güller hiç kırmızı görünmemişti. “Kırmızı” Kasabada görülen ilk renktir. “Kırmızı gül” ise neredeyse evrensel diyebileceğimiz şekilde aşkın metaforudur.


  
                                                      Aşk duygusu ile gülün rengi değişir.



                                                         Kırmızı bluzlu kadın ve erkekler.



Yaşamı renklendiren unsurlardan bir diğeri ise “sanat aşkı”dır. Bill sanat aşkı ile renkli tablolar yapmaya başlar. Kullanılan renklerde hep “kırmızı” ön plândadır.
Annenin cinselliği keşfi metaforik açıdan bahçedeki ağacın yanmasına sebep olur. “cinselliğin ateşi” annenin yüzünün renklenmesine sebep olur. Bud, yüzü renklenen annesine gri bir makyaj yaparak onu örtmeye, saklamaya çalışır.

“Kırmızı” rengin çekiciliği kadınsılığı önplâna alan bir okuma yaptırıyor. Duvar kenarında oturan adamların kızdan etkilendikleri açıkça görülmekte.
Bill’in Batty’e karşı tutkusu. Onun “kırmızı çarşaf” üzerinde nü yağlıboya resmini yapar.

Isırılan cennetin “yasak elması”dır. Havva’nın Adem’e uzattığı “kırmızı elma” saymacası bu filmde de tekrar etmiştir. Filmde elma değil de havuç gösterilmiş olsa idi böylesi bir mitik okumayı yapamazdık.


3.  Schindler’s List (Schindler’in Listesi)

Steven Spielberg tarafından yönetilen film 1993 yapımıdır. Soykırım zamanında 1100’den fazla Yahudi’nin hayatını kurtaran Nazi Partisi’nin üyesi olan Oskar Schindler’in gerçek yaşam öyküsüdür. Tüm zamanların en saygın filmi olarak sinema tarihindeki yerini almıştır. 180 dakika boyunca siyah/beyaz süren filmin toplam 45 saniyelik kısmında “kırmızı paltolu” küçük bir kız çocuğu görülür. Mitolojik okuma yapma gerekirse ormanda annesi babası yanında olmaksızın tek başına yürüyen “kırmızı başlıklı kız”a gönderme vardır. Çünkü filmde kırmızı paltolu kız yapayalnız vahşi bir dünyanın ortasında çaresiz, hızlı adımlarla yürümektedir. Filmin sonunda kırmızı paltolu kız pek çok Yahudi vatandaşı gibi katledilir. Onun cansız bedenini bir el arabasının içinde görürüz. “kırmızı” savaşın, kanın, katliamın, şiddetin rengidir.


                           Savaşın ortasında kalmış olan “kırmızı paltolu” kız çaresiz yürürken..



Bilinmelidir ki renkler mesaj iletir. Onların bizlere anlatacak dertleri vardır. Çözümleyebilmek için öncelikle içinde bulunduğumuz kültürü ve biraz daha merakla dışında bulunduğumuz kültürleri çok iyi gözlemlememiz gerekmektedir. Hangi renk ne anlama geliyor? Ne anlatmaya çalışıyor? Renkleri nerde kullanırsanız kullanın anlamlarını ve ilettikleri mesajları göz ardı etmemeye çalışın. Renk hakkında yazılanlar algı psikolojisinin de ortaya koyduğu birtakım saptamalardır. Bunlar genel geçer kabul görmesi gereken ilkeler değildir elbette. Medya metinleri üreten insanların bu kuralları mutlaka bilmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü yan anlamı yüksek eserlerin sanatsal değeri de yüksektir.

Kırmızının bazen toplumdan topluma değişse de evrensele varan ortak bir dili olduğu açıkça görülmektedir. Fakat sabit tek bir anlamı da yok, üç beş çeşit anlamı var ve bu anlamlar medya metinlerini çözümlerken kırmızının içinde bulunduğu bağlama göre ortaya çıkar. Şiddeti temsil edebildiği gibi cinselliği de temsil edebilir.

Medya metinlerini ve birbirlerini çözümleyen insanlar iletişim sürecinde (farkındalar ya da değiller) algıladıkları renkleri mutlaka hesaba katarlar. Medya metinlerini üretenler ise izleyicinin duygusal okur-yazarlığını kesinlikle göz ardı etmezler. Bu konuya titizlikle önem verirler, vermelidirler.

Reklâm dünyası acımasızdır. Marka, pazarlama bunlar kâr elde etmek için hayati önemi olan kavramlardır. Kurum ve kuruluşların amblem ve logolarında en dikkat çekici renk olan kırmızının çokça kullanıldığını görmekteyiz. Bu renk diğerlerinden daha çabuk göze çarpar. Hafızadan da kolay kolay silinmez. Hafızadan en çabuk silinen renk ise mavidir.

Sonuç olarak;
“Renklerin ve zevklerin tartışılmadığı” bir toplumda yaşıyoruz. Ama tartışılması gerekir. Mesajın doğru iletilmesini istiyorsak renkler de zevkler de tartışılmalıdır.







Şebnem Soygüder