.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/24/2013

Başı sonu olmayan




Uçsuz bucaksız, boş, beyaz kağıtlar. Dümdüz, yavan, tekdüze, çölümsü... Terk edilmiş mabetler gibi, ıssızlıklarla, karanlıkla, yankılarla dolu. Kırık dökük, toza bulanmış imgeler, iç içe akan resimler, sahipsiz gölgeler, bitmemiş cümleler... Kat kat, tabaka tabaka birikmiş, tortulanmış beyazlık, bütün bakışları emip yutan, dokusuna katan... Bomboş göz akları gibi açılan, büyüyen ve bekleyen satırlar: Yazılmamış satırlar. Yalımları sönmüş, çoktan soğumuş, bir türlü doğamadığı için küle dönüşmüş dünyalar. Her şeye, her yere sinen çürüme kokusu. Çözülüp dağılan sesler, kazıp çıkarılmayı bekleyen imgeler, belleğin gizli yollarında gezinen gölgeler... Yıkıntılar arasında el yordamıyla gün ışığını arayan hayaletler... Kopkoyu, bulanık birikintileri suskunluğun,

sımsıkı kapanan, kendi yatağında kuruyan zaman. Unutulan, tekrar tekrar unutulan düşler, düğüm olmuş kökler, çizgileri silinen yüzler, işitilmemiş, yarıda kesilmiş seslenişler... Kumların örttüğü izleri gibi, geçip gitmişin, sonsuza dek yitmişin, hep daha da derinlere çöken... Belli belirsiz, son bir iç çekiş belki diri diri gömülmüş bir geçmişten... Paramparça görüntüleri belki, artık geriye çekilmiş tanrıların, unutmuş ve unutulmuş, her biri kendi uykusunda,en son, en çıplak yok oluşunda... Duvar gibi örülmüş gözler, delik deşik bir yürekten dökülürken taş kesilmiş cümleler... Sırlı yüzü varoluşu mümkün kılmış aynanın, kendi boşluğunda soluk alan maske, dalga dalga kabaran, hayatın kıyılarında çatlayan sonsuzluk.Uğultulu karanlıkta bir girdaba kapılmışçasına dönüp duran sözcükler. Sanki ölüler ülkesinden gelen ani, öfkeli bir rüzgarla savrulan, ayrışan ve birleşen, tutuşan ve sönen sözcükler, yeniden yaratılan bir dünyaya can veren...

Aslı Erdoğan