.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/18/2013

Sekizinci Gezi




Ömrüm boyunca, farklı durumlarda bulunduğum ruh durumlarını düşünürken, yazgımın değişikliklerinin üzerimde yaptığı olumlu ya da olumsuz etkiler arasındaki oransızlığa şaşıyorum. Kısa yükseliş dönemlerim, yarattıkları sürekli etkiyle ilgili olarak hoş denebilecek hemen hiçbir anı bırakmadılar. Buna karşılık, yaşamımın bütün düşkünlüklerinde, kendimde her zaman sevecen, ince, tatlı duygular yaşadım ki, bunlar üzüntülü yüreğime şifa vermekte, acılarımı zevke çevirmekteydiler. Onların güzel anısı, aynı zamanda çektiğim acılarınkinden sıyrılmış olarak yaşamaktadır. Bana öyle geliyor ki gerçekten yaşadığım, yaşamanın zevkini en çok tattığım zamanlar, duygularımın talihim dolayısıyla sanki yüreğimin çevresinde toplandığı; özel değerleri olmadığı halde insanlarca beğenilen ve mutlu sandığımız kimselerin tek uğraşı olan şeyler üzerinde dağılmadığı zamanlardır.

Yaşadığım çevredeki işler düzen içinde gittiği ve ben de bu çevreden hoşnut olduğum zaman, onu sevgiyle sarardım. Kendisini dışa vurmaktan haz duyan ruhum, daha başka konuları da kaplardı. Bin türlü zevk beni kendimden uzaklara çeker, yüreğim birçok güzel eğilime kapılır ve ben de kendimi unuturdum. Kendi benliğime yabancı olan şeylere teslim olur ve yüreğimin heyecanları içinde, insan yazgısının bütün acılarını duyardım. Bu fırtınalı yaşam, ne içimde ne de dışımda rahat yüzü gösterirdi. Mutlu görünmekle birlikte, duygularımdan hiçbiri yoktu ki üzerinde biraz durunca hoşlanabileyim. Ne kendimden, ne başkasından hiçbir gün tümüyle hoşnut olmadım. Dünyanın gürültüsü beni sersem ediyor, yalnızlık içimi sıkıyordu; boyuna yer değiştirmek gereğini duymakta, hiçbir yerde rahat etmemekteydim. Oysa herkes beni sever, arar, ağırlardı; ne düşmanım vardı, ne de bana kötü gözle bakan ya da ne de kıskanan bir kimse. Herkes bana hizmet etmek istediği için ben de hepsine hizmet etmek fırsatını bulurdum; hiçbir malım, işim, beni kışkırtacak kimse ve herkesçe tanınmış beceri ve yeteneğim olmadığı halde, bütün bunların sağladığı ayrıcalıklardan yararlanıyor ve durumu ne olursa olsun, hiçbir ölümlünün benden mutlu olamayacağına inanıyordum. Mutlu olmak için ne eksiğim vardı sanki? Bilemem. Ama, olmadığımı biliyorum. Bugün de insanların en talihsizi sayılmak için neyim eksik? İnsanların bunu sağlamak için yaptıklarından hiçbiri. İşte bu üzücü durumda bile, kimliğimi ve talihimi en mutlu insanlarınkiyle değişmem ve onların talihini tatmaktansa, kendi düşkünlüğüm içinde kalmayı yeğlerim. Evet, kendi kendime bırakıldım ve kendi özümle besleniyorum; ama tükenmiyor ve bana yetiyor. Bedenimin yorduğu ruhum günden güne çökmekte ve bu ağır yükün altında yaşlanmış iskeletinden eskisi gibi atılma gücünü bulamıyor.

Talihsizlik işte, bizi yazgımız konusunda bu gibi düşüncelere yöneltir; aslında insanların birçoğunun düşkünlüğe dayanamamaları bu yüzdendir. Kendinde eksiklik ve suçtan başka bir şey bulmayan bana gelince, başıma gelen yıkımları zayıflığıma verir, avunurum; çünkü, gönlümden bile isteye çıkmış bir kötülük yoktur.
Bununla birlikte, durumuma bakınca, onun korkunç olduğunu görmemek budalalık olur. Oysa, insanların en duyarlısı olan ben, ona hiçbir yürek coşkusu duymadan bakmaktayım. Ve kendimi hiç kimsenin dehşet duymaksızın seyredemeyeceği bir durumda gördüğümde, kendimi zorlamaksızın ilgisiz kalıyorum.

Bu noktaya nasıl vardım?

Yalnız Gezerin Düşlemleri /  Jean-Jacques Rousseau