.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

3/25/2013

Bütün Ruhlar Günü


Tüm evren bir soruysa, o zaman mistisizm buna bir yanıttır ve evrenin müziği mistisizmi söyler. Hiçbir yanıt tam değildir ama ben içlerinden sanatı seçerim.

"Sakın unutma, seyahat etmek de okumaktır. Dünyanın kendisi de bir kitaptır."

Zaman geçmeli. Demek ki tarih, onu yaşayan insanlar ortadan kalktığında, tarihçilerin kurguladıklarına zarar veremediklerinde başlıyordu. Yani gerçekte ne olduğunu asla bilemeyecektik.

"Trendeyseniz ve yola değil de yolculara bakıyorsanız, onların konuştukları veya okudukları şeyler aracılığıyla ve aynı zamanda duruşları, kıyafetleri aracılığıyla da onlar hakkında kafanızda bir şekil çizersiniz. O şekli şimdi yazıya dökseniz, muhtemelen bir gerçeklik yansıması verdiğinizi düşüneceksiniz. Sonuçta o insanları gördünüz, belki onlarla konuştunuz. Ama şimdi tersine döndürün ve onlardan birinin sizi, sizin onunla ilgili çizdiğiniz şekli çizerken izlediğiniz kadar dikkatli izlediğini hayal edin, bu ne kadar gerçek bir şekil olurdu? Dışarıya kendinizle ilgili hiçbir şey hissettirmediğinizi, neleri örtbas ettiğinizi, gizlediğinizi ya da kendinize bile henüz tanımlamadığınızı biliyorsunuz - zira insanların başkalarından sakladıkları, inkar ettikleri, öğrenmelerini istemedikleri şeyler vardır. Bununla birlikte bir hatıralar koleksiyonu vardır, görülmüş ve okunmuş şeylerin sahası, gizli özlemlerin dünyası.. bir tren bunların hepsini alacak kadar büyük olamaz. O kompartımandaki her altı yolcudan üçü, o yolculuk sırasında, nasıl desem, gerçekliğin tecellisinin vuku bulduğunu düşünür. Peki, aslında gerçekten öyle mi?"

"Düşününce, bir şehri şehir yapan binalar ve seslerdir. Kaybolmuş binalar ve kaybolmuş sesler. Gerçek bir şehir, sesi olan şehirdir. O kadar."

Geçmiş atomlardan oluşmuyor. Anıtlar sahtekarlıktır, anıtların üzerindeki isimler birini hatırlatmaz, o kişinin yokluğunu hatırlatır. Verilen mesaj aslında feda edilebilir olduğumuzdur, bu da anıtların paradoksu, zira onlar aksini iddia eder. Hiç olmasalar daha iyi.

Geçmiş kavramının onu en çok heyecanlandıran yanı kader, raslantı ve tasarının kimyasal bileşimiydi. Bu birleşimden başka serüvenlere gebe yeni serüvenler beliriyor, bunlardan da kimine göre rastgele, kimine göre kaçınılmaz, kimine göre ise bizim henüz bilmediğimiz gizli bir tasarıyla, çoktan flu başka serüvenler türüyordu.

Miş: tuhaf, kısa bir sözcük, diğer bazı kısa sözcükler gibi kaba ya da tiz değil, daha çok rahatlatıcı, anlamlar yüklenebilecek veya içinde gizli bir şeyler keşfedilebilecek bir sözcük. Başka dillerde olmayan.