.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/12/2012

Derda'nın mektubu'ndan / AZ




1976 yılının 22 Aralık gecesi , o sıralar 28 yaşında olan Anne gece nöbetindeyken yoğun bakıma bir hasta getirilmiş. Beyin tümörü ameliyatından çıkmış olan bir hasta. Bir Türk. Kim , biliyor musun? Belki de biliyorsun. Ne de olsa , parmaklarında yazıyor : Oğuz Atay.

Oğuz Atay , o yoğun bakım ünitesinde 31 Aralık'a kadar kalmış ve Anne daima yanındaymış. Oğuz Atay'ın ona söylediği ilk söz şu olmuş :

''Senin adın , Türkçedeki anne kelimesiyle aynı yazılıyor''

Oğuz Atay , çektiği baş ağrıları yüzünden hiç uyuyamıyormuş. Hatta '' Başım , Ağrı Dağı! '' dermiş. Tabii ki Anne , bunun ne anlama geldiğini çözemezmiş ve bir kağıda yazması için Oğuz Atay'a rica etmiş. Sonra da  , tanımadığı bir dilde ki bu cümleyi harf harf günlüğüne geçirmiş.

Sekiz sene boyunca , sabahlara kadar konuşmuşlar. Başlarda Anne sadece dinliyormuş. Çünkü o günlerde , Anne'nin aklında sadece ölmek varmış. İntihar etmek. Herhangi bir nedeni olduğundan değil. Bütün hayatı bir tek neden olduğundan. Yaşadığı her şey yüzünden. Bazı insanlar böyledir. Diğerlerine göre çok daha kırılgan olurlar. Ölümü sırtlarında bir çanta gibi taşıyıp yorulduklarında önce onu açarlar. Her neyse...

Her nasılsa , Oğuz Atay , Anne'nin bu düşüncesinden haberdar olmuş. Belki de sadece hissetmiş ve ona hayattan söz etmiş. Hayatta kalınması gerektiğinden. O sekiz gece öyle bir geçmiş ki , Anne sonunda ikna olmuş ve kendini hayata bırakmış. Çünkü karşısında , Ölümle Don Kişot gibi mücadele eden bir adam varmış ve o güne kadar duymadığı kelimelerle yaşamayı anlatmış.

Anne , İngilizcesinin ne kadar iyi olduğundan da söz ediyor :

''Sanki Shakespeare konuşuyordu karşımda ve ben bir kitap gibi okuyordum söylediklerini. Burada tekrarlayamayacağım kadar , yazdığım anda anlamlarını yitirecek kadar güzel sözlerle inandırdı beni. Bana hiç bir şans bırakmadı. Ona ve anlattıklarına inanmaktan başka. ''

Oğuz Atay hastaneden ayrılınca bir daha görüşmemişler ama Anne onu asla unutmamış. Bana sorarsan , Oğuz Atay'a aşık olmuş. Ama günlüklerinin hiç bir yerinde bundan söz etmiyor. Sadece şöyle bir cümle geçiyor : '' O , hayatım boyunca tanıdığım , aşık olunacak tek adamdı.''

Sonra yıllar geçmiş ve Anne , Türkiye'ye gelmiş. Tam olarak , eğer bu mektubu okuyorsan , şu an durduğun yere. Edirnekapı şehitliği Sakızağacı mezarlığı'na. Oğuz Atay'ın mezarının başına. Günlüğünde bir mektuptan söz ediyor. Oğuz Atay'a yazdığı bir mektuptan. Kim bilir ne yazmıştı ? Her neyse...

İşte, o mektubu Oğuz Atay'ın mezarına gömmeye gelmiş , Anne. Şöyle yazmış günlüğüne :

''Bugün mektubu onun üzerine gömdüm. Belki de yıllar geçecek ve sadece toprağa karışacak. Belki de ben gider gitmez , ruhu okuyacak...Sonra bir çocuk geldi yanıma. Öyle yoksul görünüyordu ki. Belki de o mezarlıkta çalışıyordu. Mezarları temizliyordu. Bir şeyler anlattı bana. Anlamadım tabii. Mezarı temizlemesini işaret ettim. Keşke biraz para verseydim. Ama o kadar üzgündüm ki ağlamaya başladım ve oradan koşarak kaçtım. Ardıma bile bakmadım''

Sonuçta Anne'ın günlüklerini okuduktan sonra , hayatımı kurtaranın sadece o olmadığını anladım. Beni o cehennemden çıkaranlardan biri de Oğuz Atay'mış meğer. Çünkü Oğuz Atay da Anne'in hayatını kurtarmış. Ve Anne olmasa ben mahvolmuştum..

Günlükleri bitirir bitirmez , Oğuz Atay'ın bütün yazdıkalrını okumaya ve hakkında araştırmalar yapmaya başladım. Sonra da karşıma sen çıktın. Seninle ilgili bütün haberler , fotoğrafların , mahkemede söylediklerin..İnanamadım..Birde adını okuyunca...

Şimdi mektubu başından beri yeniden okudum ve ne kadar kötü yazılmış olduğunu farkettim.Her paragrafın sonunda , ''her neyse'' var. Oysa her neyse , değil! Oysa o herneyse'lerin devamında , şu anda yazamadığım binlerce hikaye var...

Derda'nın mektubu'ndan bir bölüm / Az / Hakan Günday