.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

8/30/2013

21 Ekim. Gün ışığında.




Dünyadaki seslerin usul usul susuşu ve azalışı.
Gündelik Bir Kargaşa

Her gün karşılaşılabilecek bir olay: Gündelik bir kargaşaya katlanma yollan. A'nm, H'de oturan B ile sonuçlandırması gereken önemli bir iş anlaşması vardır. İş konusunda görüşmek üzere H'ye gidiyor, on dakika içinde hem gidiyor hem dönüyor geri ve eve va-nnca böylesine hızlı olmasından dolayı böbürleniyor. Ertesi gün, bu kez kesin anlaşmayı yapmak üzere, H'ye yeniden gidiyor. Bu da birkaç saat sürebileceğinden, A sabah çok erkenden yola çıkıyor. Eşlik eden bütün koşullar, en azından A'nın görüşüne göre, bir önceki günün tıpatıp aynı olmasına karşın, bu kez H'ye varması on saat sürüyor. Akşamleyin yorgun argın oraya vardığında B'nin, A'nın gecikmiş olmasına kızarak, yanm saat önce A'nın köyüne gitmek için yola çıktığını, yolda karşılaşmış olmaları gerektiğini söylüyorlar ona. A'ya beklemesini öneriyorlar. Ama A, anlaşma konusunda kaygılandığından, bir an önce yola çıkıyor ve telaşla eve gidiyor.

Bu kez, pek farkına varmaksızın, bir solukta aşıyor yolu. Evde öğreniyor ki B sabahleyin gelmiş, A evden çıkar çıkmaz ve hatta, B kapının önünde onunla karşılaşmış ve anlaşmayı hatırlatmış ona, ama o, yani A, hiç zamanı olmadığını, acelesi olduğunu ve gitmesi gerektiğini söylemiş. Bu anlaşılmaz davranışına karşın, B (A'ya böyle anlatıyorlar) orada kalıp A'yı bekletmiş. Gerçekten, sık sık A'nın dönüp dönmediğini sormuş, ama hâlâ yukarı katta A'nın odasm-daymış. Hâlâ B'yi görebileceği ve ona her şeyi anlatabileceği için mutlu, A merdivenleri koşarak çıkıyor. Tam tepeye varmışken tökezliyor ve ayak bilek kirişlerinden birini incitiyor ve acıdan bayılmak üzereyken, bağıracak gücü kalmamışken, karanlıkta inlerken, B'nin -çok mu uzakta, yoksa yanı başında mı, emin olamıyor bir türlü- öfke içinde ayaklarını çarpa çarpa merdivenden indiğini ve bir daha görünmemek üzere çekip gittiğini işitiyor.

Şeytani Olan, İyi'nin suretine bürünür bazen, hatta bütünüyle onun vücuduna yerleştirir kendisini. Eğer bu gerçek bana gizli kalırsa, hiç kuşkusuz yenik düşerim, çünkü böyle bir İyi, gerçek İyi'den daha ayartıcıdır. Ama ya kendini benden gizleyemezse? Ya sürek avındaki şeytan güruhu beni dosdoğru İyi'nin içine sürerse? Ya iğrenç bir nesne olan ben, her tarafıma batan bütün iğne uçları tarafından yuvarlana yuvarlana, her yanım iğnelenerek, İyi'nin içine zorla tıkılırsam? Ya İyi'nin göze görünür pençeleri üzerime saldırırsa? O zaman bir adım geriler, bütün o süre boyunca arkamda benim karar vermemi beklemiş olan Kötü'den içeri usulcacık ve üzgün giriveririm.

[Bir Hayat] Kokuşmuş bir kancık, bir sürü enciğin anası, yer yer çürümüş, ama çocukken benim her şeyim olan, hiç peşimden ayrılmayan sadık bir yaratık, dövmeye yüreğimin elvermediği, adım adım geri çekildiğim, aksini yapmaya karar vermezsem eğer, beni duvarlar arasında, şimdiden gördüğüm köşeye sıkıştıracak, orada üzerime abanarak benimle birlikte bütünüyle kokuşacak, dilini irinli ve kurtlanmış elime yapıştırıp -bir onur mu bu benim için?- benimle son bulacak. Kötü, şaşırtmacalara başvurur. Ansızın arkasına dönüp şöyle der: "Beni yanlış anladın." Kimbilir belki de gerçekten öyledir. Kötü, kendini senin dudaklarına dönüştürebilir, dişlerinin onu çiğnemesine izin verir ve bu yeni dudaklarla -daha önceki dudaklann diş etlerinin üzerine böylesine yumuşakça oturmamıştır hiç- iyilik sözlerini ağzından çıkarırsın, sonra sen de şaşarsın bu işe.

 Franz Kafka - Mavi Oktav Defteri