.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

8/04/2013

my home is not a place, it is people..




kendimi bazen yarım kalmış bir proje, bazen de gerçekleşmiş bir felaket senaryosu gibi hissediyorum.             


bazı kadınlar yakalanamaz,
durdurulamaz ve kimseye ait olamazlar.
onlar zaten kendilerine bile ait değildir de,
o karmaşık bir mesele.
o kadınlara yalnızca yakın durulabilir, yakalayıp durdurursan, kendine ait kılarsan.
ölüverirler.
çünkü onlar kuş gibidirler.
böyle uçucu kadınlar, tepeden aşağıya inen bir bisiklet gibi, fren yaptıklarında düşeceklerini pekiyi bilirler.
o yüzden belki de hayat boyu kendilerini en sevdiklerinden bile korumak mecburiyetindedirler.
kendilerini durdurup, öldürüverecek şeylere karşı dikkatli olmaları gerektiğini -her nasılsa bilirler.
onlar, insanı ancak frensiz bir seyahate davet edebilirler.
zira fren yaparlarsa artık onlar, o kadınlar değiller.
bozulmuş bir oyuncak gibi kıymetsizler.
kanatlarının altına rüzgârı aldığında uçabilen kuşlar gibi, rüzgârsız kaldığında bir lokma ete dönüşen kadınlar.
...ve adamlar ekseriyetle, kadınları eğitilebilecek kuşlar sanırlar. bilir misiniz?
eğiticiler eve dönsünler, uzaklara uçmasın diye önce kuşların kanatlarını biraz kırarlar.
ama kimi kuşlar ve kadınlar, gökyüzü kadar uçmayacaklarsa ölüvermeyi tercih ederler.

ece temelkuran

Perdeyi icat eden mucidin ülkesinden geliyorum. Onu kendi perdesiyle asarak öldürdüm. Bütün sır perdeleri şimdi ardına kadar açık. Bakıldığında, içerinin görülebildiği insanlar biliyorum.

....

 ne utanç verici.
bana duygusallığa muhtaç ağlama zırıltısı ver.
flaş.
bana kendini yiyip bitiren egosantrik boş laflar ver.
tanrım.
kafama sıçayım. kendim olmaktan öyle sıkıldım ki.

chuck palahniuk

 bir olanaksızlığa inanmak istemeyebilir kişi, ama onu kabul etmek gerekince de içi parçalanmadan yaşamını sürdürebilir. duruma bakıp kendilerini daha az ürküten ne varsa, ona inanmak istiyor insanlar.

  bilge karasu

 Nokta yaralarıyla, cılız bir çiviye emanet tahtadan dart, duvarda asılı hala . Tam on ikiye dikilmiş gözlerin şaşılığında, içindeki hiyerarşiye sadık kalır, oku tutan el. Menzilini izleyen güç dengesi kestirmeden biletini keser, fişini çeker ya da zaten duvarız bizler...
 .....


 birbirleriyle sadece göz aşinası olan, her gün, hatta her saat karşılaştıkları, birbirlerini inceledikleri halde, adetlerin hükmüne ya da kendi kuruntularına tabi olarak ne selam ne konuşma, görünüşte kayıtsız bir yabancılığı devam ettirmek zorunda kalan insanlar arasındaki ilişkiden daha garip, daha nazik bir şey olur mu? aralarındaki bir huzursuzluk, hastalık derecesinde merak, tanışmak ve fikir alışverişi ihtiyacının tatmin edilmemiş, yapay bir şekilde bastırılmış olmasından doğan bir isteri, özellikle bir tür gergin bir dikkat havası eser. çünkü insan insanı, hakkında bir yargıda bulunamadığı sürece sever.

  thomas mann

 o olmayanlara ad veriyordum.
sonra aramızda konuşuyorduk.
nerden geliyorsun.
çok uzaklardan.
nereye gidiyorsun?
nereye olursa.
bu ne yorucu yolculuk!
sözcüklerin, renklerin, biçimlerin yolculuğu, elbet
yorucu olacak.
 direniyordum.
hep direndim.
bunu belli etmesem de.
boş sayfalar önünde hep direndim..

 ferit edgü

 Çıtalarından kurtulan fotoğrafın yere düşmesiyle aklına geldi yalnızlığın. Başının altında unuttuğun elini hatırladığında, acıya meyilli bir ses çıkardın. Yanında bittiğin duvara aklında kalanları resmetmeye; bu sefer, yuvasını arayan çiviyi bularak başladın.
 .....

 ağlayacaktım neredeyse; fakat ağlamadım, yanımda beni daha fazla duygulandırabilecek kimse yoktu çünkü. yatağımda, tanımadığım...

 oğuz atay