.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

3/06/2014

Hayatın Boşluğu Öğretisi Üzerine



(Bir kafesteki kuşun ruh halidir hastalık. Zevkten değil, fakat sadece hiddetten öter o.)


Bu boşluk anlatımını genel olarak şeylerin varoluş tarzında, her ikisinde de insanın sınırlı varoluşuyla karşılaştırıldığında, Zaman ve Mekânın sınırsız doğasında; yegâne gerçek varoluş tarzı olarak göz açıp kapayıncaya kadar geçip giden şimdide; her şeyin birbirine bağlılığında ve izafiliğinde; sürekli olarak Varlık olmaksızın Oluşta; tatmin edilmeksizin mütemadiyen arzulamada; hayatın tarihini oluşturan uzun savaşta zafer kazanılıncaya kadar çabaların sürekli olarak boşa çıkmasında bulur.
 
Zaman ve onun içinde, onunla var olan bütün şeylerin gelip geçiciliği yaşama iradesine -ki kendinde şey olarak yok edilemez- bu çabanın beyhudeliğinin gösterildiği biçimden ibarettir sadece. Zaman ki onunla her an elimizdeki her şey boş bir hiçliğe dönüşmektedir ve sahip olduğu bütün değeri kaybetmektedir. 

Var olmuş olan artık var değildir; hiç var olmamış olan kadar vardır ancak. Fakat var olan her şey, bir sonraki anda çoktan var olmuş kabul edilir. Bu yüzdendir ki büyük öneme sahip, ama geçip gitmiş olan bir şey, ne kadar önemsiz olursa olsun, şu anda mevcut olan bir şeyden daha aşağıdır; çünkü sonuncusu bir gerçekliktir ve bir şeyin hiçbir şey karşısında durumu ne ise onun durumu da ilki karşısında odur.

Bir insan binlerce yıllık yokluktan sonra büyük bir şaşkınlıkla birdenbire var olduğunun farkına varır, kısa bir an için tattığı varlıktan sonra, yine aynı uzunlukta bir yokluk durumuna geri döner. Kalbi buna dayanamaz ve ona bunun doğru olamayacağını fısıldar; en kaba, en eğitimsiz bir kafa bile meseleyi bir müddet düşündükten sonra zamanın idealliği hususunda ister istemez bir tür önseziye sahip olacaktır.

Mekânla birlikte Zamanın bu idealliği her gerçek metafizik sistem için anahtardır, çünkü doğada bulunacak olandan tamamen farklı şeyler kümesi için alan açar. İşte Kant bunun için bu kadar büyüktür. Hayatımızdaki her hadise için ancak bir anlığına var diyebiliriz; bu kısacık andan sonra artık onun için ebediyen vardı dememiz gerekir. Her akşam geçen bir gün ile biraz daha yoksullaşırız. Eğer varlığımızın en derin katmanlarında sonsuzluğun kaynağından pay aldığımızın ve onunla her zaman hayatı yenileyebileceğimizin gizlice farkında olmamış olsaydık, bu kısa zaman aralığının parmaklarımızın arasından kayıp gitmesini görmek belki de bizi çılgına çevirirdi. Hiç kuşkusuz, yukarıda sözünü ettiğimiz şeyler üzerine düşünmek bizi anın tadını çıkarmanın ve bunu hayatın amacı yapmanın en büyük bilgelik olduğu inancını benimsemeye götürebilir; çünkü gerçek olan sadece şimdide mevcuttur, geri kalan her şey düşünce oyunundan ibarettir. Fakat böyle bir amaca (hayat tarzına) aynı zamanda en büyük budalalık da denebilir; çünkü kısa bir an sonra artık var olmayan ve tıpkı bir düş gibi tamamen kaybolmuş olan asla ciddi bir çabaya değmez.

Varoluşumuzu biteviye akıp giden, göz açıp kapayıncaya kadar kayboluveren şimdiden başka destekleyecek bir dayanak yoktur. Dolayısıyla esas itibariyle, her daim peşinde koşup durduğumuz dinginliği hiçbir zaman bulma ihtimaline sahip olmaksızın sürekli devinim biçimine bürünmesi gerekir hayatımızın: tıpkı bir tepeden aşağıya koşan adam gibi, eğer durmaya çalışırsa kaçınılmaz olarak düşecektir; ve ancak sürekli koşması halinde ayaklarının üzerinde durabilecektir. Yahut bir parmağın ucunda dengede duran çubuk ya da yörüngesinde hızla ilerlemezse güneşi tarafından yutulacak olan bir gezegen gibi. Devingenlik varoluşun temel ayırt edici özelliğidir.
 
Hangi türden olursa olsun atalet ya da istikrarın olmadığı, kalıcı olan herhangi bir şey ihtimalinin bulunmadığı, bilakis her şeyin dipsiz bir değişim ve devridaim girdabına bırakıldığı, herkesin pür telaş koşturup durduğu ve dengeyi (ipteki bir cambaz gibi) ancak sürekli ilerleme ve devinmeyle ayakta tuttuğu bunun gibi bir dünyada, mutluluğu tasavvur etmek bile imkânsızdır. Platon'un dediği gibi mutluluk "sürekli oluşun ve asla var olmayışın" yegâne varoluş biçimi olduğu bir yerde barına
maz. Her şeyden evvel hiçbir insan mutlu değildir; bütün hayatı boyunca hayali bir mutluluk peşinde koşup durur, onu nadiren ele geçirir ve ele geçirse bile, geçirmesiyle birlikte bir yanılsamadan, bir düş kırıklığından başka bir şey kalmayacaktır geride; ve kural olarak sonunda bütün umutlan suya düşecek ve limana bir enkaz halinde girecektir. O halde yalnızca her an değişip duran şimdiden ibaret olan ve şimdi sona eren bir hayatta mutluluk olmuş mutsuzluk olmuş hepsi birdir.

Arthur Schopenhauer / Hayatın Anlamı