.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

1/13/2011

İçimden Kuşlar Göçüyor...





Bu gene geçmişin baştan çıkarıcılığı olsa gerek. Şu anın geçmiş zaman olmasını bekle. Ne denli mutluyduk anlayacaksın. Susan Sontag



İçimdeki genç kız, düşlerinden, coşkusundan büsbütün vazgeçmek istemiyor.


Eksilmekteyim.



Birçok şey geri gelmeyecek biçimde benden uzaklaşmış sanki.


Korkuyorum biraz. İçimin boşalmasından, ufkumun daralmasından, düşüncelerimi diri tutacak eylemlerden uzak kalmaktan korkuyorum.



Yolunca yordamınca unutmuşum unutulması gerekenleri.


Alışkanlıklarından ve öğrendiklerinden nasıl olsa arınabilir insan. Sınırsız bir unutuşla öte yana atlayabilir. Her yeni oluşum özümsenebilir zaman içinde.


Hayatım boyunca melankoliye ve kaybettiklerim için derin yaslar tutmaya eğilimli biri oldum.


Birçok arkadaşım oldu. Kimileriyle çok uzun yıllar sürdü ilişkim. Adlarını çoktan unuttum onların. Bir dönemeçte hayatımdan çıkarmak zorunda kaldıklarım ya da birgün birdenbire yabancı bulduklarım oldu. Yıllar sonra karşılaşıp yeniden sevdiklerim de. Ama kesin olan bir şey var. Her zaman yalnız oldum. İçimde, giderilemez bir yalnızlık taşıdım.


Yakınımda duran, kolayca ulaşabileceğim hiçkimse ateşleyemiyordu ruhumu.


Uygun dili yakalayamıyordum bir türlü. Yan tutmadan, dilim dolaşmadan anlatamıyordum kendimi.


Yazılmış ve yayımlanmış her kitap insanın hayatını az çok değiştirir.
Sessizlik. Acıdan geriye kalan boşluk.


Doğru, ölüm hiçbir şeyi silemez. "Siz öldüğünüz zaman, öykü daha bir gerçek, daha bir güzel olacak..." (Marguerite Duras)


Belki kimi zaman unutmuş gibi yapıyorsa bu acıyı yeryüzünden kaldırmak isteğindendir.


Başka türlü ölmek, ölümümü seçebilmek isterdim.


Yaşamak tasarlanmış ve ertelenmiş bütün ölümlerdir belki de...


Yapmak istediğim o kadar çok şey var ki daha... diyorum doktora.

Yaşamak. Ama nasıl da pamuk ipliğine bağlı yaşamak. Nasıl da tuzaklarla dolu. İyi kötü, beklenmedik sürprizlerle.


Evet, dünya güzel. Adil değil, biliyorum, pek huzurlu bir yer değil, dört bir yanında savaşlar, açlık, kötülük sürüp gidiyor, ama iyi şeyler de var ve şimdilik yaşamak için en elverişli gezegen burası.


Ölüler sanıldığından daha çabuk unutulurlar.


Her insan yükünü kendi taşır ister istemez ve düşmeden önce, düştüğünde başına gelecekleri bilemez.


Kurulan her yeni denge çabucak bozulabilir.

Geçmiş, geçmiştir ve geleceğin önü bir anda kesilebilir.


Kendimi, bütün yaşadıklarımı bağışlıyorum.


Hep kıskandım 'doğru' sevmiş ender kişileri ya da öyle görünmeyi başarabilenleri.


Nasıl olsa her aşk, kazaya, yanlışa dönüşür zamanla.

Yanlışlıklar, kaygılar, kederler, insanca şeyler var ardımda.


Sonradan anımsananlar dokunaklı, iyi ve değerli görünür insana.


Gerçekte her savaş korkunçtur. Yıkar insanı. Derin yaralar açar. Dahası öldürebilir.


Yalnızlık insanın dış kabuğunu kalınlaştırıyor.


Hem boyun eğmez biriyim, hem de kurallara uymaya çalışıyorum.


Bütün dünyamı istedin benden. Beni ben kılan dokunulmaz saydığım her şeyi.


En dokunulmaz, en zayıf yanım oldu çocuklarım.


Gitmekle karılmıştı mayam çünkü.



Birçok nedenden ötürü dayanılmaz olduğumu biliyorum. Çoğu kez kendi kendime bile dayanamadığımı biliyorum. Başkaları için herkes az çok dayanılmazdır aslında.


Aramızdaki bağı belki de aşırı bir duygusallıkla ve gereksiz yere tekrar tekrar sınadık ve bu yüzden hırpalandık.


Kimse benden bir şey beklememeli.

Saçımın tek bir telini bile şimdi daha iyi tanıyor değilim ve kendime eskiye oranla tek bir adım bile yaklaşamadım. Arkamdan hep meçhul bir kadın izledi beni, bir başka meçhul kadınla birleşmek üzere. Ingeborg Bachman

Sevginin olduğu yerde her şey geçerli ve güzel, olmadığı yerde ise yapay, boşuna ve yorucuydu bence.

Ben bedenimle olabildiğince barışık yaşamak istiyorum oysa.


Her birimizin hayatı insan çoğunluğunun yaşadıklarından oluşuyor.


Bir masanın başında saatlerce oturabilmek için çok güçlü olmak gerekir. Dayanıklılık ister yazmak.

Kadınlık yazgısı çilelerle özdeş sayılıyor hâlâ.


Kendimi hiçbir zaman kusursuz hissetmedim. Tersine kusurlu olmaktan hoşnutluk duyduğumu bile söyleyebilirim. Kusursuz insanları hiçbir zaman yakın bulmadım kendime. Ürktüm onlardan. Kaçtım.


Yaşadıkça, dünyanın öğretilenden farklı olduğunu kavradım ve kendim için gerekli bulduğum her şeyi başkalarının değer ölçülerinin dışında tutmaya çalıştım.


Her gün binlerce hayat sona eriyor yeryüzünde.


İlle de uzun yaşamaktan yana değilim. İnsan yaşamaktan yorulabilir. Bıkabilir. Daha kısa yaşayabilirim, yeter ki insanca olsun.

Hayatımız hiçbir zaman bir tek zamandan, bir tek öyküden ve durumdan ibaret değil.


Artık şundan eminim; insanın geçmişi ya da geleceği görebilmesi için biraz deli, yaşamı anlayabilmesi için yaşamın biraz dışında olması gerek.


Böyle ne beklediğini bilmeden beklemek yorucu ve umutsuz bir bekleyiştir biliyorum.


Anlıyorum ki yazmak her zaman benim hayatımın yarısı olmuş.


Ben bütünüyle anlayabildim mi kendimi? İnsan başarabildi mi bunu?


Hep aşılması gereken bir eşik daha oldu önümde.


Bir vurgun olmayacak artık yüreğimdeki

ve yatağını değiştiren bir nehir gibi sanki



"Geri gelmemek üzere giden bir şeyin

kanat sesleri kalacak yalnız kulaklarında..."

(Lale Müldür)





İnci Aral
İçimden Kuşlar Göçüyor