.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/22/2012

Sesi Kaldı



-Edip Cansever'in anısına…-

Şairim, masaya: ''Kim bulmuştu ki yerini / Kim ne anlamıştı sanki mutluluktan'' sesini koydu. Nisan'dı; bulutları morarmış bir ilkyazda sesinin yankısı vardı. Onun soruları bütün ''İlkyaz Şikayetçileri''nin sorularıyla yağmurlarda sırılsıklamdı.Her şey uyarabilirdi onun içindeki sessizliği. Küreksiz bir teknede çıkarıp flütünü kendinden uzaklara çalardı...Oysa o da bir zaman geçerdi tek yıldızdan üşüyerek; yürüdükçe dizelerinin imbiğinde incelirdi kent...

Şairim masaya ''Umutsuzlar Parkı''nı koydu; park tenhaydı, ama rengarenkti hayat gibi, aşk gibi... Orada sözcükler seviştirdi; dizeleriyle ''Sevda ile Sevgi''yi kesiştirdi...Sonrası kalırken, sonsuzlukta şairin sesi... Elden ele, karanfilli! Daha ''dağılmış pazaryerlerine benzerken memleket'', kaypak rüyalara kaçardı yüzünde güz izleri taşıyan şairin esmer sevgilisi...

Şairim, masaya ''Tragedyalar''ı koydu; destur adlı şiirden ve ateşin böğründe durdu. Yangının alazında şiir demledi, ağladı, seyreyledi...Şairim, masaya ''Kirli Ağustos''u koydu. Ağustos, kirini güz aylarına emziriyordu; sonra yapraklar sararıp savrulurken, şairim ölüyordu... Dizeleri hâlâ ''Bakmalar Denizi''ni kulaçlıyordu; onun şiirinin Diyarbakır'da bile imbat kokması belki bundandı...

Şairim masaya ''Sonrası Kalır''ı koydu. ''Masanın üstüne ne varsa koydu: masa da masaymış ha / Bana mısın demedi bu kadar yüke.''Sonrası kaldıydı, bu doğru...Birileri az az içinde yaşıyordu; aşkı duyunca bir başına kalıyordu. ''Bir pencere az, bir pencere çoğala çoğala.'' Şairim bir pencerenin önünde bir karanfile gülüyor- du, karanfil ona. O ki ölüme dek şiirle hep bir itirazda ve öyle bir tevayuzdu ki yetindi toprakla, bir onunla...

''Kim bulmuştu ki yerini'' şairim, ''kim ne anlamıştı sanki mutluluktan? ''

/ Unutma, sesi geçti şairimin yorgun, yaslı kalabalıktan.../