.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

1/20/2012

Bir cümle kaldı yalnız aklında: “Güzel bir gün ve ben yaşıyorum.''




Ben de insanları ve özellikle işin içinden çıkamayan insanları seviyorum Olric. İnsanlarla görüşmek istiyorum: acaba kabul günleri ne zaman, biliyor musun? Sizden çekinecekler efendimiz. Olsun. Ben bir kutu şeker yaptırırım giderken. Zor, oyunu bozar. Üstümüze başımıza çekidüzen veririz. Sabahtan beri kimseyle çatışmadık Olric. İyi bir işaret bu. Onlara anlayacakları bir biçimde sesleniriz. Çeşitli hileler buluruz derdimizi anlatmak için. Bir şey söylerken başka bir şey demek isteriz. En olmadık şeyin içinden çıkarız. Ne bileyim, mesela, limon şekerlerinin içine küçük mâniler yazarız; derdimizi anlatırız usul usul. Vatandaşın hem ağzı tatlansın, hem beyni sulansın: öğrenmek istersen iyiyle fenayı, seyreyle bir kenardan yalan dünyayı.T.s.585

 ...

Kendime göre güzellikler buluyorum yaşamakta
işte,” dedi gülümseyerek. “İstemediğim şeyleri yapmıyorum
hiç olmazsa. Arkadaşlarım beni düzeltmeye çalışıyorlar.
Fakat hepsi beceriksiz bu konuda. Belki siz de şimdi
onlar gibi düşünüyorsunuz. Ya da düşünebilirsiniz. Her şeyi
olduğu gibi kabul etmediğinizi seziyorum.

....

Şimdi yanımda olsaydın, bütün bu meseleleri tartışsaydık.
Birçok meseleyi askıda bırakıp gittin. Beni bıraktın bu makinenin çarkları arasında. Ben de dişlilere ceketimi kaptırdım. Eteğimin ucundan bağlandım bu düzene. Ceketi çıkarmadan olmaz. Ceket çıkarma talimatı da verilmedi daha. Çıkar üstündekileri, kurtul bu düzenden. Olmaz Selim:çırılçıplak kalırım sonra. Tutunacak bir yer bulamam sonra.Düşünceler göklere yükseliyor, fakat vücut toprağa bağlı.Tek tek koparılması kolay olan milyonlarca iplikle bağlı. s.307

...

Bütün hayatım boyunca denediğim ve faydasını görmediğim usullerle, onlara tekrar tekrar başvurarak her gün beynimi biraz daha boşaltıyorum, hafifletiyorum. Bu nedenle, kafatasımı bir duvara çarpınca kırılıp dağılacak cam bir küre gibi hissediyorum.Bir an önce bitirmeliyim bu işi. Çok gürültü çıkarmadan son vermeliyim bu gidişe. İşin içine Günseli’yi de karıştırmadan, ona duyduğum saygıyı da kaybetmeden davranmalıyım.Ayrıca, Günseli’yi düşünerek işimi zorlaştırmamalıyım.
“Düşünce: kara. El: yatkın. Zehir: gerektiği gibi. Zaman:uygun. Tam mevsimi; gören yok. Ey tabancalı adam! Bitir işini.” T.s.699-700

....

Sayın Montaigne ve sizin gibiler! Canınız cehenneme! Sizin haklı olmanız bana hiçbir şey kazandırmıyor. Köşemde kıvrılıp ölüyorum işte. Siz de sevimli akrabalarım kadar yabancısınız bana. Adınız Marki bilmem ne de olsa... Tabii siz gurur duyuyorsunuz düşüncelerinizden.Diyorsunuz ki, Selim Işık diye bir mesele olmamıştır. Olmayan bir mesele için, düşünce tarihinin insanı yücelten gelişimini bozamayız. Siz, kendini şövalye sanan Don Kişot gibi ilginç de değildiniz üstelik. Özür dileriz, bizi rahatsız
etmeyin. Düşünecek meselelerimiz var. Her gün yüz binlerce insan ölüyor. Ancak ilginç olaylarla uğraşabiliriz. Next please! T.s.612-613

...

Bir cümle kaldı yalnız aklında:
“Güzel bir gün ve ben yaşıyorum.” Syf.36

Tutunamayanlar / Oğuz Atay