.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

1/31/2012

Ben kötüyüm, erdem kimin adı ?



Sessizliğin oyunu sessizlikte oynanır. bir hastane odasında; ziyaret saatinin bittiğini anons eden doğulu kızın aksanlı ricasından sonra. Yan odada büyük bir hikaye yere düşürülürken..
Birşey kaskatı kesilip duruyor yüzümde yemek yerken, televizyon izlerken, fal bakarken..
Uyut seni ellerim.
Sessizlik elma yiyemez.
tenimizi kanatan anıları yalayarak seviştik. Hiç konuşmayacak mısın?
Tüm kalbim olan sen, gölün içindeki sesin dudaklarımdaki yaraları iyileştirdi.
Beni büyüten korkaklıktan çekip aldığım ne ise o boşuna yetim bırakıyor mutsuzluğa yakın olan yanımı.
Yani soluma döndüğümde pazartesiyse ve yatağın altından hiç ses gelmiyorsa..
Müzik karıştırıyor kafamı; ne zaman ölecektim unutuyorum. burası neresi, burası neresi?
Çürük tarafı yenmiş bir muzu sehpanın üzerindeki altın saatin yanına koyup pencereden atlayıp gitti...
hemen o gece ucuzluktan aldığım kanatlarla bir kaçış planladım. mektubuna inanıp uçtum. uçtum..
makyajımın bozulmamasından ve gereğinden çok kan akıtamamaktan korktum. gülen, çığlık atan, istasyon tellerine takılan bir melek oldum.
Kendi yankımla tanrımı yeniden kaybettim. kanatlarımdan akıp giden boşluğa bakıp üç kez yineledim;
neden her gün dalga geçiyorum kederle......, neden her gün sürekli olarak dalga geçiyorum kederle....,
neden kendimle her gün......!

kaçtığım kentler ve unuttuğum sevişmeler eksik harflerin arasına sıkışmış...; kahve lekeleri yüzünden okunamayan mektuplarım, fanilam, deri ceketim, kimsesiz yatağım, ıslak çarşafım, tanrım...

o'nu bir çocuk gibi öpmüştüm. dışarı soğuk, ölür diye içime sokmuştum. kaybettim...
'elimde bir tek ben kaldım yalancı' diye bağırırken. artık onu bulamam, çünkü donmama hakkımı kazandım.!

bir parça pamuk ve ılık su ile kurumuş dudaklara değdirilen sessizlik. ayaklarını açıkta bırakan bir yorgan gibi.
kimsenin anlamayacağı dertlerle gerçeklerle başımız dertteyken ve kendimizden daha yalan bir tanrı bulamıyorken;
bekleyen: bekleyen: bekleyen sessizlik.

kazanmak zaten yakışmazdı bana.
kazananların, onların yakalarında lav stori,ler, ölürken bile dişlerini fırçalayan,
koltuk altlarını dedorantlayan aşklar var.

Yıkılmayacak kadar yalnızım.
Aşkın karşısında ölüp ölüp dirilen acılar için söz veriyorum,
sana henüz ölmedim, yaşıyorum numarası yapabilen herkes için söz veriyorum baba.....;
boşuna tinerlemedim sokakları, boşuna durup durup kusmadım, boşu boşuna küfretmedim orospu olan hayata...,
boşuna ezberlemedim bu kurum tutmuş tarihi... sen hiiiiiiiç duymuyosun diye baba, okaliptüslerin altında ne çok çiğ birikti diye.....
sil ellerim, sil seni.

Aşkın eldivenleri kimseye olmuyor...
Erik ağaçları delik deşik...
Recel kavanozları paramparça...
Ekmeğimin üzerine sürdüğüm cam kırıklarını ....
vaz geçtim tamam mı?
Orda mısın?
Bir yerine 3 küpeyle uyanıyorum...
Onun alnındaki yenik cümleyi sayıklıyorum...
Kırmızıyı ısırıyorum...
Ona sarılamadığım geceyi,,,
boğulmak için gözyaşlarını dilendiğim,,,
çağırıldığım sarhoşluk....
ellerim, kırılmış bileğim...;
geriye dönememek...
orda kuşları ürperten sessizliğe bağırdım....
korku biriktirdim...

Avucuma sığacak büyüklükteki her şeyi küçük defterlerde biriktirdim..
Odama dökülen rüzgar yanığı yaprakları,
radyodan çekilmiş acıklı şarkıları,
Alışamadım diye biten şiirleri ,
Keşke diye başlayan mektupları ..
Biriktirdikçe azaldım.
Bana yanlış tren istesyonları gösterdiler.
Baksana orda mısın, dinliyor musun beni..?
Kapının deliğinden babamın beni koruduğu sokağa bakıyorum..;
Hatırladıklarımın masumiyetiyle ölüyorum..

Bordo valizin bozuk fermuarlı iç cebinde saklanan aşkım,
Ve içimde.;
"sakın ha beni görme" diye ağlayan ozanım.
Yalancılar çocuklarla sevişirken hıçkırıklarım seni uyandırmadı mı Orhan?
Uyanmamıssan hiç vazgeçmeyen bir buluta yapıştırırım aşk,tan kesik bileklerimi..
Nasılsa geçmişin içinden çıkıp gelecek olan,
Gelecek boşa çıkaracak bütün hesaplarımızı.
Bulut kanatlarımla sevişir,
sessizlik dudaklarımla.
Tüm yalancılar çocuklarla sevişir.

fotoğrafından kopardığım başını yastığıma geçirdim. saçlarının kokusuyla bağışladım kendimi.
çok sevdiğin silik nefretini yalnızlık terliklerimin altına yazdım. onu sevmediğim odalarda sürte sürte eritebilirim. buzdolabına tıkayıp dondurabilirim. denize fırlatıp çoğaltabilirim.
onlar benim terliklerim. ama korkma, ben boynunu güzel eğmiş bir aslanım. yastığıma yaslanıp soruyorum;
bana ne yaptın? 'sesin titriyor;' seni hiç incitmedim ki, kim uydurdu bu yalanı. beni hiç incitmedin oğlum, sadece canımı taşıyan bardağı devirdin.
dayanabiliyorum tamam mı...

sar bedenimi; kitabımdaki son paragrafta uyuyayım. o senin en sevdiğin kitap olsun.
bırak o korkunç şiirler okusun alnımızı. bu kadar kırılmışken ve hala kırılabilecekken
bırak sayfalar onarsın bizi. hala ilk günkü kadar yakınım sıcak mürekkebe. aşk senin
kadehinde bakışımı delip geçerken anladım...camdan bulutların altında
yattığımızı.., yağmur yağarsa ölebileceğimizi....

kazanmak zaten yakışmazdı bana.

sil ellerim, sil seni.

Sessizlik öğreniliyor. Sessizliğim belli oluyor. Bir şey donup kalıyor yüzümüzde…;
Bugüne dek kimseyi sevmemiş olmaktan ve artık sevememekten korkuyor. Sessizliğin oyunu…
Burası neresi……
hayatta kaldığımı düşündüğüm karanlık, portakal rengi bar tuvaletleri geliyor aklıma. sürünerek, sakat ya da terk edilmiş bir düşe tutunarak dışarıya çıkmaya çalışıyorum.
yalancı düşlerim,
yalancı annem,
yalancı portakal rengi satıcısı..
tuvalet kağıdının kenarları bacaklarımı kesiyor, kan akıyor, miğdem bulanıyor....

kahretsin... sevgilimin gözlerini öpecektim oysa. gerilmiş bir ok gibi kalbimi yaralayan kirpiklerini... ölümümü izleyecektim. seni hiç sevmiyorum diyecektim.. Bu suç mahallinde unutulan umudu nasıl dile getireceğim.
Hangi kürekle, hangi toprağa gömeceğim bunca cesedi.

Sokaklar Uyudu Artık Öpüşebiliriz / Umay Gedikoğlu