.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

1/17/2012

Mürekkep ve Su



Her zaman aynı insan değilim, dişiyim!

Hayli zaman geçiriyorum ayna karşısında; kendime bakıp daha kaç  ”yanım-yönüm-yüzüm” olduğunu görebilmek için. Herkese  görünenlerden, yahut öğütlendiği gibi her duruma ve herkese ayrı  ayrı sergilediklerimden bir iskambil destesi var içimde. Role bürünür  gibi değil de, kıyafet giyinir gibi giyindiğim oluyor bunları bedenime,  yüzüme.

İçimdeki kuyunun derinliklerinde birbirleriyle sürekli çarpışan  ifadeler, hisler, duygular bir düğüm halinde. Ne renk isimleri yeterli onları tek tek tanımlamak için, ne de ayrı ayrı karakterlere büründürmek onları anlamama yardımcı olabilir. Yalnızca; ego,vicdan, ak, kara, iyi his, kötü his vs. diye adlandırmak da onları basite indirgemek olur…Bence, bütün o hisler dalga dalga içimde, bazen biri çarpışabilir ya da karışabilir ötekiyle. Öyleyse doğru değil birini iyi ve makul ilan ederken, diğerini kötü ve habis kabul edip kuyunun en dibinde kalmaya mahkum etmek.

‘Ayrı bir ‘Yanım-yönüm-yüzüm” olduğunu kabul edersem eğer, bunlardan çok azı sergide, kalanı hala kuyunun dibinde diğerleriyle savaş halinde; zıt uçlar, zıt fikirler, tezatlarla dolu. Birbirinin son derece zıttı hisleri, fikirleri kapsadığımı pekala biliyorum. Kuyumun içinde ak varsa, kara da var, su varsa, mürekkep de var. Ama ben oldum olası aşığımdır mürekkebin sudaki dansına, suyun bir damla karanın içindeki saydamlığıyla oynaşına.
Yine bildiğim; saklı olanın, kuyunun dibine itilmeye mahkum olan(lar)ın, elbet bir gün gelip de kendi saltanatını ilan edeceği, diğerleri gibi onun da bir gün aynadan yüzüme gülümseyeceği.

Sır değil ki; yanmış şeker tadına benzettiğim, öğretilenlerden-tembihlenenlerden kaynaklanıyor; ben ise dalgaları koyusuyla birlikte seviyorum, ruhumun bu kekremsi tadını seviyorum. Bunun da dişiliğin ve dişi birey olmanın değişmez bir kuralı olduğunu biliyorum.

Kendini sevmek, mürekkebin sudaki dansını delice sevmek gibi olmalı…

Damla Dilan ÜÇYOL