.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

6/17/2012

Ama sen hemen aydınlığa çevir isteğini Ve bütün bunları hatırla.



“Hiç kalkmayan gemileri beklemekten usanıp” sf:11

“Herkes kendi ölümünü kazanır, başkasının olmayan
 Ve yaşamdır bu oyun.” Sf:12

“Ruha gelince,
 Tanıyacaksa kendini,
 Bir başka ruhun
 Derinlerine bakması gerek” sf:36

“Nedir aradığı ruhlarımızın, yolculuklara çıkıp
 Yıpranmış gemilerin bordalarında, karışıp kalabalığına
 Yüzleri soluk kadınların, ağlayan çocukların,
 Ne uçan balıklarla, ne de direklerin yöneldiği yıldızlarla avunup;
 Eskiyip cızırdayarak gramofon plaklarıyla,
 İsteksizce katılıp boşuna yolculuklara,
 Kırık dökük düşünceler mırıldanarak anlaşılmaz dillerden?

 Nedir aradığı ruhlarımızın, yolculuklara çıkıp
 Çürüyen teknelerde
 Bir limandan öbürüne?

 Kaldırarak taş yıkıntılarını, soluyarak
 Çamların serinliğini her gün biraz daha güçlükle,

 Yüzerek bir gün bu denizin sularında,
 Bir gün bir başka denizin,
 Dokunmasız,
 İnsansız,
 Artık ne bizim, ne sizin olan bu ülkede.
 Biliyorduk ki adalar güzeldi
 Buralarda bir yerde, arayıp durduğumuz,
 Belki biraz aşağıda, ya da biraz yukarda,
 Belki de çok yakınlarda.” Sf:42

“Gözlerin güzelleşirdi bakıyorlarsa” sf:47

“Bize, uykudan önce, dinginliği bağışla.” Sf:49

“Rüzgar ne denli esse bizi serinletmiyor
 Ve servilerin dibinde büyümüyor gölge
 Dağlara uzanıyor yamaçlar boyunca hep.

 Taşıyoruz omuzlarımızda ağırlıklarını
 Nasıl öleceklerini artık bilmeyen dostlarımızın.” Sf:53

“Unuttuk kendimizi ve yaşam
 Pek öyle kolay yok edilemez, dedik;
 Ölümün bilinmedik yolları
 Kendine özgü bir doğruluğu vardır.” Sf:55

“Bu taşlar, alın yazım.” sf:63

“Biliyorum bilmediklerini ,
 Oysa katilden kurbana
 Kurbandan cezaya
 Cezadan da yeni bir cinayete giden yolu
 Kaç kezdir izleyen ben.” Sf:63

“Taştan, uykudan gelen sesler.” Sf:64

“Artık sessizlik bile senin değil
 Değirmen taşlarının dönmez olduğu bu yerde.” Sf:64

“KAÇIŞ
 Bundan başka bir şey değildi aşkımız:
 Gider, dönerdi gene ve bize
 Gözleri kapalı, uzak, çok uzak
 Mermerleşmiş bir gülümseme getirirdi
 Yitik sabahın otunda
 Garip bir deniz kabuğu
 Ruhumuzun inatla açıklamaya çalıştığı.

 Bundan başka bir şey değildi aşkımız:
 Sessizce yoklardı çevremizde ne varsa,
 Açıklamak için ölmek istemeyişimizi
 Bunca coşkuyla.
 Ve tutunduysak başkalarının bellerine,
 Vargücümüzle sarıldıysak boyunlarına,
 Soluğumuz karıştıysa
 Bir başkasının soluğuna,
 Ve yumduysak gözlerimizi, bundan başka
     Bir şey değildi:
 Bu derin acıydı yalnız, tutunabileceğimiz,
 Kaçışımızda.” Sf:67
“Hauki 4
 Ölü dostlarımızın
 Sesi mi bu
 Yoksa gramofon mu?” sf:68

“Hauki 8
 Gece, rüzgar
 Yayılıp dalgalanıyor
 Ayrılık.” Sf:69

“Hauki 10
 Ölü bir kelebeği
 Kaldırıyorum şimdi
 Süssüz, boyasız.” Sf:70

“Hauki 16
 Yazıyorsun:
 Mürekkep azalıyor,
Deniz yükseliyor.” Sf:71

“BİR AĞAÇ DALI GİBİ
 Bir ağaç dalı gibi çiçek açmayı, meyve vermeyi,
 Donda bir kaval olmayı düşleyen bu beden-
 Gelip hırpalasın diye ezgileriyle zaman
 Uğuldayan bir arı kovanına soktu onu imgelem.” Sf:72

“Başka düşlerim yoktu çocukluğumda
 Kendi gövdemi işte böyle tanıdım.” Sf:76

“Bize, yeneceksiniz, dediler; boyun eğdiğinizde.
 Sevdik ve küllerle karşılaştık.
 Boyun eğdik ve küllerle karşılaştık.
 Bize, yeneceksiniz, dediler, sevdiğinizde.
 Bize, yeneceksiniz, dediler hayatınızdan vazgeçtiğinizde…
 Vazgeçtik hayatımızdan ve küllerde karşılaştık…” sf:81

“O yaz,
 Koparıp gölgelerini servilerin
 Uzaklara gittin.” Sf:87

“ARTIK ARAMA DENİZİ
 Artık arama denizi ve kayıkları iten
          Dalgaların postunu
 Bu göğün altında balık olan biziz,
         Ağaçlar denizin yosunu.” Sf:89

“Alev alevi diriltir
 Zamanın damla damla akışı gibi değil,
 Bir şimşek gibi birden bire,
 Birleşmesi gibi bir özlemin başka bir özlemle” sf:117
“Koynuma girmek isteyen var içinizde,
 Gelsin-
 Ben deniz değil miyim?” sf:120

“ÜÇ GİZLİ ŞİİR 4
 Deniz… Deniz nasıl bu hale gelmiş?
 Yıllarca dağlarda dolaştım,
 Gözlerimi kamaştırdı ateşböcekleri.
 Birinin demirlemesini bekliyorum
 Şimdi bu kıyıda-
 Bir tekne parçasını, bir salı.

 Ama deniz kokuşur mu hiç?
 Bir zamanlar bir yunus yırtmıştı denizi
 Sonra başka bir kez
 Bir martının kanadı.
 Oysa ne tatlıydı çocukken
 Dalıp yüzdüğüm dalgalar,
 Sonra delikanlılığımda
 Değişik biçimli çakıllar,
 Uyumlu sesler ararken
 Benimle konuşmuştu Kocamış Denizci:
“senin ülkenim ben;
 Ne olmamı istersen o olurum
 Şu anda kimse olmasam bile.” “ sf:121

“Hiçbir şeyin hiçbir tanığı kalmamış artık.” Sf:122

“ÜÇ GİZLİ ŞİİR 7
  Oysa orada, o öbür kıyıda
 Karanlık bakışı altında mağaranın
 Gözlerinde güneşler, omuzlarında kuşlar
 Oradaydın, acısını çekiyordun
 Aşkın, o öbür çilenin
 Varlığın, o öbür şafağın
 Dirilişin, o öbür doğuşun;
 Oysa sen, orada yeniden yaratılıyordun
 Zamanın sonsuz uzanışında
 Sakız gibi, sarkıtlar ve dikitler gibi
 Her an.” Sf:124

“ÜÇ GİZLİ ŞİİR 8
  Ne idiysen onu yansıtan
  Amansız bir ayna şu beyaz kağıt.
  Senin sesinle konuşur beyaz kağıt
  Senin gerçek sesinle
  Beğendiğiyle değil;
  Senin eserindir, boşuna
 Harcadığın bu hayat.
 Yeniden elde edebilirsin belki
 Seni başladığın yere
 Fırlatan bu kayıtsız nesneye
 Tutunabilirsen eğer.

 Bunca yer gezdin; aylar, güneşler gördün
 Ölülere, dirilere dokundun
 Acısını duydun bir delikanlının
 İnlemesini bir kadının
 Kinini büyümemiş bir çocuğun?
 Ama bir hiç olacak bütün bu duydukların
 Sen bu boşluğa güvenmedikçe.
 Yitirdiğini sandığın şeyleri bulacaksın
  Belki orada:
 Gençliğin filizlenişini, yaşlılığın çöküşünü.

 Hayatın ne verdiysen odur
 Bu boşluk ne verdiysen odur
 Bu beyaz kağıt.” Sf:132