.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/21/2012

Aynada ki Yalan



—  Söylesene kuzum, senin yaşamak dediğin nedir.? Biliyordu ki,   o kafada olanlara göre hayat, yatmak, kalkmak, yemek, içmek, görmek, tutmak, koklamak, çiftleşmek, pençeleşmek melekeleri gibi zorlamaya yanaşmaz, ötesini kabul etmez içgüdüler toplamından ibarettir. Fikir diye bildikleri tek şey de, biricik hakikat fert hakkını cemiyet isimli yalana kaptırmaktan ibaret... Halbuki ölen, fert ve tek gerçek fertte... Yoksa ferdin binbir aynadaki hayaline nasıl vücut tanınabilir? Asıl ölene hakkını veriniz!

Mine'ye şöyle demişti:
—  Yaşamanın mânasını mı  soruyorsun?.. Sana göre bir cevap vereyim: Her işde ölümü unutmak faaliyetinden başka bir şey değil... Evet, size göre yaşamak bu!..
—  Demek bir başka yaşamak da var?..
—  Bir şey ki, bir şeyin olmamasıyle vardır, o şey gerçekten var mıdır?
—  Sen kafa çelmelemekten başka hüneri olmayan bir (paradoks) ustasısın! O kokmuş beynini ne zaman tazeleyeceksin?.. Git de bu fikirlerle Belma hanımefendiyi avlamaya bak!..
Ve kafasına yine bir tabak yemişti. Böyle yaşamak... Sonrası?.. Sonrası, içinde ''sonrası?'' sualine bile yer olmayan bir tükeniş, bitiş, siliniş... İplik gerilince üstündeki büklümün uçup gitmesi, yok olması... Yok da ne demek?.. O bir ''var'' almak gerek... Tam yokta yok da yoktur. Öyleyse ''yok'' bir ''var'' m var ettiği var... Bir ''var'' ki, yalnız o var, gerisi yok, yok da yok... Yok da o ''var''ın icadı...

Gecenin bu saatinde, karşısında cami, önünde musalla taşı, yine.eski nöbeti tutuyor. Öyle bir nöbet ki, hiçbir termometre, ateşini ölçemez ve hiçbir göz onun madde üstündeki kıvrımlarını tesbit edemez. Naci, her defasında aklı tükeniş noktasına sıçratan bu fikirlere ''akrebin kıskacı''  ismini vermiştir.
Akrebin kıskacı, bu fikirleri kovayım derken, gözünün önüne yine öbürünün hayali çöktü. —

Ya ölürse o?.. Ne yaparım?..