.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

8/20/2012

Kendini hırpalama, anlayamadığın her şeyde seytanı görmekten vazgeç.


kimseden karşılık beklemiyorum. ben monologdan yanayım. sevgisiz acımaya karşıyım.

Oğuz Atay

ona göre, kulaklar vajinaydi. tek bir yanlış fikir duyduğunda, masumiyetini yitiriyordu insan. tek bir detay, çok şey demekti ve insanın hayatı kararıyordu. bilgi yüzünden insan aşırı dozdan ölüyordu.

chuck palahniuk

kitapları açtım baktım. ilk kadını tanıdım. sırtında bir şeyler yoktu. beni görünce çırılçıplaklığını örtmeye çalıştı. elinden geldiği kadar örtünmeye çalışıyordu elleriyle.
bir ara daldı gözlerim... geçti binlerce yıl... bakındım... son kadın duruyordu karşımda... giyinikti, soyunan bir giyiniklik vardı üzerinde.
dedim:
seni gözetliyorum binlerce yıldır. böyle soyunurcasına giyinmesini öğrenmek için mi giyinmeye çalıştın, kadın!

özdemir asaf

fakat insan hercai, bir dalda durmaz bir yaratıktır ve belki de satranç oyuncuları gibi gayeyi değil, gayeye giden yolu sever. kimbilir (emin olamayız tabi) belki de insanların yeryüzünde ulaşmaya çalıştığı tek gaye, bu gayeye ulaşma yolundaki daimi çaba, başka bir deyişle hayatın ta kendisidir..."

dostoyevski

kimse kendine benzemek istemiyor. herkes bir kalıp seçiyor, ona özeniyor, tamamıyla seçilmiş bir kalıbı kabulleniyor. bununla birlikte insanoğlunda okunacak başka şeyler var, buna inanıyorum. cesaret edemiyorlar, sayfayı çevirmeye cesaret edemiyorlar. taklit kanunları: ben bunlara korku kanunları diyorum. kendilerini yalnız bulmaktan korkuyorlar, ama kendilerini hiç bulamıyorlar. oysa insan hep yalnızken yaratmıştır..

andre gide

insan,hakkında kafa yormadığı,kaygılanmadığı,çözümlemeye çalışmadığı birini niye sevsin,ona niye değer versin?sevmek bir anlamda sende olmayana ulaşmak,bunun için çabalamak değil midir?senden farklı olmayan birine niye ulaşmaya çalışasın ki?

ahmet ümit

hayatta başarılı olmanın iki yolu oldugu söyleniyor: 1) şanslı olmak 2) hile yapmak.
bense dayanıklı olmayı tercih ederim. çünkü dayanıklılık kadar kışkırtıcı bir şey yoktur.

murat menteş

yaşadığına inanıyor musun? gerçekten, derinlemesine, yoğun yaşadığına? bu hayatın sana, gençliğin ateşli gecelerinde belki hayalini kurduğun kadar güzel ve büyük görünüyor mu?

giovanni panini

'yaşam her iki cinsiyet için de çetin ve güçtü,sürekli bir kavgaydı. dev boyutlarda yüreklilik ve güç gerektiriyordu. yanılsamalar içinde bulunan varlıklar olarak belki de her şeyden çok kendine güveni gerektiriyordu. kendine güveni olmadan beşikteki bebekler gibiyiz. ve bu düşünülemez,aynı zamanda paha biçilemez niteliği en kısa zamanda nasıl oluşturabiliriz?

başkalarının kendimizden daha aşağı düzeyde olduğunu varsayarak. kendimizin doğuştan gelen bir üstünlüğü olduğunu düşünerek -bu,zenginlik,mevki,düzgün bir burun ya da büyükbabalarımızdan birinin romney tarafından yapılmış bir portresi olabilir- çünkü insan imgeleminin öbür insanlar üzerinde oynadığı etkileyici oyunların sonu yoktur.

böylece ele geçirme,yönetmek zorunda olan babaerkilin çok sayıda,gerçekte insan soyunun yarısı kadar insanın,doğuştan kendisinden zayıf olduğuna inanmasının önemi ortaya çıkıyor. '

virginia woolf

hiç kimse bir başkasının sınırından içeri giremez, nedeni de basittir: hiç kimse kendine ulaşamaz da ondan.

paul auster

'zaten muhitimden uzak duruşumun,vahşiliğimin bir sebebi de kitaplarda tanıştığım ve benimsediğim insanları muhitimde bulamayışım değil miydi?'

sabahattin ali

"bizler kendimizin mezarlığıyız. eskiden olduğumuz insanların mezar taşlarının arasında otururuz."

clive barker

bazı şeylerin hiç değişmediğini görmek güzel. aynı dünyada yaşadığımızı hatırlatıyor bana. dünyadaki tek değişmeyen olmak büyük yalnızlık çünkü. ve böyle birkaç destek iyi geliyor. yalnızlık denizinin o pürüzsüz, akıntısız yüzeyi biraz da olsa bulanıyor. çok uzaklarda biri sanki yüksek bir kayadan kendini bu suya bırakmış gibi oluyor. böylece o kadar da yalnız olmadığını düşünüyorsun. küfrediyorsun kendine. tırnaklarınla elde ettiğin yalnızlığın bozulması hayaliyle yaşamak en büyük ihanet. ama sonra kendini düşünüyorsun. ihanet edilecek kadar var mısın?

hakan günday

herkes farklıdır. her insanın kendisine has g.k. yani genetik kodu vardır ve farklıdır.
bir çok insan boku yemiştir. ama herkesin bok yeme tarzı apayrıdır.
bu demektir ki ne kadar insanları mutlu etmeye uğraşırsan uğraş. birilerinin bombok mizaçına ters düşeceksin ve bunun için öldürüleceksin.

john c. parkin

“bir adam, vitrininden ne dükkanı olduğunu anlayamadığı bir dükkâna girer ve tezgâhtaki yaşlı adama ne satıldığını sorar. ‘biz düş satarız’, der adam. müşteri ilgilenir. satıcı adama üç düş gösterir. müşteri, en sonuncusunu ve en güzelini beğenir. o düşte kendini görmektedir: gerçek yaşamda, ilişkilerini doğru dürüst yaşayamayan biridir. ama gördüğü düşte, başta kendi kişiliği olmak üzere, her yaşadığının ahlâkını savunmakta kararlı biri olup çıkmıştır… beğendiği düşün fiyatını sorar. satıcı, ‘yaşamınızın birkaç yılı’, diye yanıtlar. ‘anlamadım’, der müşteri, ‘parayla değil mi?’. ‘hayır, biz düşlerimizi, müşterilerimizin hayatlarının bir bölümü karşılığında satarız’. ‘peki şu birkaç yıl.. biraz fazla değil mi?’. ‘hayır. bizde öyle düşler vardır ki, karşılığında bütün bir hayatı isteriz!’… müşteri, düşü almadan dükkândan çıkar ve eski yaşamına döner. düşlerine layık olmayı göze alamamıştır.”

ingeborg bachmann

“insanların büyük çoğunluğu yüzmesini öğrenmeden yüzmek istemez. yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak için dünyaya gelmişler; suda değil. ve düşünmek istememeleri de doğal, çünkü yaşamak için yaratılmışlar; düşünmek için değil! evet, kim düşünürse, kim düşünmeyi kendisi için temel uğraş yaparsa bundan ileri bir noktaya ulaşabilir. ne var ki, karayla suyu değiş tokuş etmiştir. böyle biri bir gün gelip suda boğulur.”

herman hesse

her şeye rağmen, yaşamayı denedim. ve tek diyebileceğim -pişman değilim, -siz denemeyin

Bukowski