.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

8/03/2012

Tutkular Kitaplığı




Ettore Scola’yı neden seviyorum? Tuhaf bir soru. Sinemadan döndük. Telesekreteri, radyoyu açtım. Sekreterde "Sayın Murat Davman. Bu kez bir reklamcı kaçırıldı. Merkezi aramanız rica olunur," vardı, radyoda ise kürdili hicazkâr.
Sarışın duştan önce mutlaka öper ve bir soru sorar. Öptü, sordu:
"Bu kaçıncı?"
"Beş."
"Ş" harfine müstehcen bir ilgi duyardı, ürperdi, suya gitti.
Neden Şakir veya Şaban değilim?
Merkezi aradım, ince sesli kalın gövdeli yardımcım teferruatı saydı:
"Orta halli bir dâhi. Pencere, boru, çikolata reklamları. İki gün önce işe diye çıkmış, dönmemiş. Karısı sinirli, metresiyle kaçtığından şüphe..."
Lafını bitirmesini beklemedim, kapattım, beyazların hikâyeleri sinirlerime iyi gelmez. Sanırım zekâmı bir tür ahlakla doldurup bozduğundan...
Defterimi çıkardım, kim bilir kaçıncı kez listeyi tetkik ettim. İlki büyük bir yayınevinin editörüydü. Yurtdışından dönüşte, havaalanından kaçırılmıştı. Hayatına karşılık bir teyp kasetine kaydedilen talep gayet basitti: Adı hiç duyulmamış bir şiir kitabı için ülkenin satkın gazetelerinden birinde tam sayfa ilan isteniyordu. Editör oyunbaz bir şahıstı, ciddiye alan olmamış, cesedi bir iç şehrin nehrinde bulunmuştu.
İkincisi gazeteciydi. Kokteylin birinde "Pardon yahu," deyip çıkmış, onu bir daha gören olmamıştı. Talep e-postayla gelmişti. Adı daha da duyulmamış bir şiir kitabı için iki büyük gazetede iki gün ilan verilecekti. Bu kez ciddiye alınmış, ilanlar çıkmış, gazeteci bir sabah, kokteylin yapıldığı barın tuvaletinde ağlarken bulunmuştu.
Ben üçüncü vakada devreye girdim, teşkilatta alengirli işlerin çoğu eninde sonunda benim üzerime kalırdı. Üçüncü talebin konusu olan edebiyatçıyı merak ettim. Kaçırılan eleştirmenin hayatı karşılığı, ülkenin beş büyük gazetesinde kitabı için ilan verilmesi istenen genç romancı suskun biriydi. Medyanın çoktan keşfedip diline doladığı bir hikâyenin yeni yıldızı olarak, hayran olunası bir umursamazlıkla, annesini görmesi gerektiğini söyleyip Tunceli otobüsüne bindi ve gitti.
Geriye dönük çalışmaya karar verdim. İlk kitabın şairi telefonuma bile çıkmadı. Olay onu fazlasıyla sarsmış, adının böyle bir cinayetle anılmasına dayanamayıp evine kapanmıştı. İkincide kaçırılan gazeteciyle görüşmemiz "iki klozet arası inanın hiçbir şey hatırlamıyorum" cümlesiyle başladı ve bitti. Gazetecinin tuvalette ağlak ve sağ bulunduğu vakaya vesile olan şair ise şenlikli biriydi. Kaçırılma olayına dair zerre bilgisi yoktu, ama dolabında kanyağı boldu. İçtik, şiirler okuduk, sabah onun evinde baş ağrısıyla uyandım.
En çok gürültü koparan ise dördüncüsüydü. Bir yayınevinin, aynı zamanda milletvekili olan sahibiydi ve güpegündüz bürosundan buharlaşmıştı. Vekili kaçıran kişi veya kişiler, bu kez "ölü" bir talepte bulunmuştu. Büroya bırakılan notta, antika dergilerin sayfaları arasında unutulmuş merhum bir öykücünün ürünlerinin derlenmesi ve büyük çaplı bir reklam kampanyası eşliğinde yayımlanması isteniyordu. Milletvekili nüfuzlu biriydi, bütün yayın dünyası bu iş için seferber oldu, arşivlerin tozu atıldı ve kitap kısa sürede hazırlanıp bilbordlarla tanıtıldı. Vekili bir otelin terasında, kıskıvrak bağlanmış halde bizzat ben buldum. Şakacı biriydi, ağzındaki bant çıkar çıkmaz neşeli bir Urfa türküsü söylemeye başladı. Ve o da hiçbir şey hatırlamıyordu.


Bazuka / Murat Uyurkulak