.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

1/14/2011

Yolculuğa Çıkarken Bırakacakların

 
 
Yolunu arayan bir yolculuksa çıkılacak olan, heybeni doldurmak değildir yapacağın.

Olabildiğince boşalt heybeni:"ben"i.

Sende ne çok fazla şey var şimdi. O yüzden gidemiyorsun belki.
...Tıklım tıklımsın sen;ellerin ana baba günü.
Bırak, sıkı sıkı tutmadığında seni bırakacak olan sesleri.

Kurduğun bütün o uzun cümleleri yırtıp yırtıp doldur,
burada kalacakların debelenecekleri döşeklere.
Saman cümlelerle dolu döşeklerin emniyetli kucağına ihtiyacı var kalıcı olanların.
Çok kullanılmış cümlelerin güvenliğine ihtiyacı var bu dünyaya yatıya gelenlerin.

Sen bu dünyaya yatıya gelmedin.
Gelseydin bu oyuncak yaygaralarda, bu dar odalarda küçük bir hükümranlığa kanaat eder, rahat ederdin.

Sen, rahat değilsin.

Bütün bu bilmeleri arsız yağmacılar için bırak geride.
Baksana, keyifleniyorlar, rahat ediyorlar bilince.
Bildiklerinden bahsettikçe mühim şeyler oluyor sanıyorlar yeryüzünde.

Karanlık köşelerde bilgi biriktiriyorlar, düzenli, disiplinli bir
sinsilikle; hava aydınlandığında kullanılmak üzere.
Bırak bilmelerini bu evde, bulunca keyiflensinler diye.

Bahsetmenden çok hoşlandıkları o kolay duyguları lime lime et çıkarken. Kullanılmaz hale getir.
Birinin eline geçebilir çünkü, para eder, tekrar tekrar satarlar bıkmadan.

Hiç tiksinmezler pörsümüş duyguları tıkınmaktan.

Karşılaşmaların anlık yüzlerini iade et sahiplerine.
Onlara geri ver gözlerini.
O gözler sende ne çok başka başka insanlar görmüştü.
Gülmemeye çalış onlara, sanılmış yüzlerini teslim ederken.

Sakın gülme, ciddiye alırlar seni.
Hiçbirşeyi doğru dürüst anlamazlar; ama, hızla fark ederler kendileriyle alay edildiğini.
Tiksinirsin, düşünürsen sıra bunu anlamaya gelince ne açıkgöz olabileceklerini.

Bu gümeleri, içmeleri, gezmeleri de bırak burada.
Bırak, soğurup dursun kalabalığın çocukları gecenin kaygan, şekerli hallerini.
Bu, mutsuzların eğlenme gayretinin acıklı resmi.

Bu gündüzleri de alma yanına.
Kararsız selmalaşmaların tökezlemeleri,
İyi hesaplanmış karşılaşmaların ödlekliği,
Aydınlığın yorucu nezaketleri...
Fena hırpalarlar bunları beceremeyenleri;
Kendi yüzlerini izlemeyenleri.

Kötü şeyler olacağı hissini yaratır umut.
Sakın alma yanına, uğursuzluğu çağırır.
Umut, geride kalanlara çok gerekli...
Bir şey olacağını sanıyorlar çünkü. birden bir şey olacağına gizli gizli inanıyorlar hepsi.

Korkaklar kötü bir şey geleceğini söylüyorlar dünyanın başına.
Aptallaştırıcı cesaretiyle övünenler herşeyin güzel olacağını tekrar ediyorlar.
Birden birşey olmayacak halbuki.
İnsanlığın zamanı o kadar kendinden ibaret ki!

Anlamak, geçmiş zamanlı bir fiil. Sen, geniş zamandasın, ferah bir zamanda.
Olmuşların ve olacakların ortak bilgisinin vaktine gitmektesin.
Geniş zamanlı bir bilmek kalıncaya dek sıyır kendini.
Bilmekten ibaret bir şey ol sen.
Eğer hakikaten bir yolculuğa niyetliysen.
Biraz susarsan, bildiğini anlayacaksın birazdan.

Yolculuk kimsesizliktir

Kimseyi alamazsın yanına

Avuç içine saklanacak kadar küçük birşey olsa aşk..
Keşke, saklayıp her yere götürebilsen.

"Gönülçelen" hiçbir şey kalmasın üzerinde. Bırak onu, bırak kendi evinde.

Kimse kimsede o kadar yol alamaz.
Sakın bilmediğini söyleme, bilmezden gelme:
Biri en fazla magmasını geçer diğerinin. Sıra çekirdeğe gelince...

Her aşk, çamur gibi bir eriyiğe dönüşür; yol, insanın çekirdeğine varınca.

Tarif edilmiş herşey, tariflere muhtaç bu dünyada kalacak
Onların ihtiyacı var buna. Biri bir diğerine karışmıyor böylece.
Hem kolaylaşıyor işleri, hem de vakit geçiriyorlar işte.

Bırak tarif edilmiş kendini burada.
Tarif edilmiş kendin, en büyük yükündür senin. Ya da kendin sandığın ne varsa..

Şimdi sen bir yolculuk insanısın. Yol olmak üzeresin.
Yolculuk için gerçekten hafiflemelisin.
Yol olmak için, hiçkimse olana dek eksilmelisin.
Eksilerek çoğalacağını iyice bilmelisin.