.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/18/2011

Kan Reçetesi


Kara bir gök için çok şey söylenebilir elbet

Işte benim bulutum
pas tutmamiş sözcüklerden örgülü bir agit
alnina halk siçramiş neferlerin çilgar gözleriyle
sana
ey rengi tarihini utandiran elbise

Yüzün hiç yabanci degil
sen eski borazanlarin gedikli çalgicisi
sesine küflü ambarlarin kokusu sinmiş
irin salgini, cinayet fotokopisi ve kangren depolanmiş
eskimiş tarih saticisi ambarlarin kokusu.

Burnum duymuyor ama seni
uslanmiş itir kokusunu da duymuyor
benim burnum
benim burnum
vahşi dag çiçekleri, bozkir gülleri ve devedikenlerinin
kirlari genişleten halk kokusuyla yaniyor
genzim çatliyor
genzim çatliyor ve seni de çatlatiyor
el illizyonizmin sirça küresi.
sana kim sus dedi Kalbim.
Dünya bir ateşten top gibi kavruluyorken
toprak güneş sitmasiyla sarsiliyorken
burda, orda, öte yanlarda
alinterinin öfkeyle fişkiyan şavki
yeryüzünü yeniden biçimliyorken
ve depremle sarsilan halklarin beyni
illizyonizmin büyüsünü bozuyorken
seni kim büyülemek istiyor Kalbim.
Bildim hiç kuşkusuz
su yilanlari, yeralti fareleri ve akbabalarin koruyucusu
çarpicilarin, kemirgenlerin, leşçilerin
şaşirtilmiş kolcusu.

Usul usul da gelsen, harlayarak da gelsen
el illizyonizmin güleryüzlü büyücüsü
masken kandirmiyor çoktandir beni
beni ve benim gibi
dünyaya kanindan dürbünle bakanlari
solugu cehennem yakanlari.
Çünkü biz hayati kendi aynasindan gördük
biliriz sirça kürenin yaldizindaki puştlugu
Ey tirnaklarimi büyüten tahammülsüzlük
beynimde hora tepen on sivri biçak
senin kendi damarinda denedigin keskinlik
halkinin alnindaki tomurcugu patlatsa da
kan kendini aldatmaz
kan kendini aldatmaz

Kalbim!
bu aciya dayan
varsin işkenceler daglasin seni
duru bir gök için vahşete katlananlar
aciyi bir silah gibi gögsünde saklamali 

Kalbim!
bu aciya dayan
bu aciya dayanman için
yarani iyileştirmek için sana
parçalanmiş gül cesetlerinden bir reçete 

verecegim

vahşet daglarindan kizgin kemik külleri
işkenceler ovasindan kan dölleri
ve yanginlar vadisinden dehşet bir ateş.
Kan kokusu büyüyü bozmak için
Kemik sicakligi sirça küreyi eritmek için
Ateş kirmizisi gögü aydinlatmak için

Böylece dirilir içindeki gül cesetleri bile
dirilir ve o zaman
çilgin bir şafakla tazelenen gökyüzü
bir taze tomurcuk gibi açar
kaniyan alninda senin.

Kalbim!
sen varsin
sen tökezleyen bir şarki degilsin
ne de uzun, yanik havali türkü
sen kendinin ezgisisin.

Yirt öfkenin sabredilmez dagarcigini
dagilan, saçilan ne varsa hepsi senindir
kara bir gök ancak bunlarla arinir
ve elbette yeter bunlar sirça küreyi dagitmaya
aci diye ne varsa hepsini onarmaya

Kalbim!
elimden tut
elimden tut
sensiz birşey yapamam.