.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

9/17/2011

bütün güzel çocuklar şüpheli



" hayat onlar için at yarışına benziyor. kazandıklarında gidip başka bi ata oynuyorlar. bunun bi sistem olduğuna inanıyorlar. kimse birbirinin ev adresini bilmiyor. birleşik küçük harfli vep sitelerinde yaşıyorlar. içlerinden birini sevecek gibi olsan ödleri patlıyor. listelerine almadıkları aşk kelimesinden salgın bir hastalık gibi uzak duruyorlar. zekalarını överek duygularını boş bi sayfa gibi ajandalarından yırtıp atıyorlar. belirli günlerde balık yiyor, belirli günlerde seks yapıyorlar. kitaplıklarını iş dünyasını anlatan yabancı dergiler dolduruyor. yaşı biraz ilerleyen senaryo yazmaya başlıyor. kazanmanın koşulsuz yolları.......;aahhh güzel ojelerim.

içlerinde ruhu hafiften ilginç olanlar da var. ama bu hafiften ilginçlikle ne yapacaklarını bilmiyorlar. ne çevrelerinde görmüşler, ne de bi kitabın sayfalarında böyle bi salaklıkla karşılaşmışlar. paniğe kapılsalar da gizlice aşık olmayı deniyorlar. daha aradan 3 gün geçmeden kendilerini kandırılmış ama olduklarından daha akıllı bularak uzaklaşıyorlar...çünkü aşk akıllıların ve korkakların işi değildir. büyük bi özveriyle bu konuda talihsiz olduklarını kabul ederler. hatta onlar günün birinde şiir kitabı bile çıkarabilirler. onlar takim elbiseli azizler, çok kazanirsak bizi affederler.!

kimin kilitlendiği belli olmayan şu sürahiyi, beyinlerinin kontrol altındaki düzlüğüne çarpıp parçalamak istiyorum. daha insan daha deli kalmalıyım. daha az, daha çok yazmalıyım.üstüme dar gelen giysiyi söküp, koltukaltlarına kopçalı iğneler takmalıyım. tükenmez kalemlerin tükenen içlerini değiştirip, güzelim defterlere kıymalıyım. sadece naylon poşetlerden korkuyorum. naylon suratlı adamlardan, bayat ekmek gibi kokan ama hiç eskimeyen yüzlerden. jakuzili hayat çiplerinden korkuyorum. yaşı yirmi ruhu yetmiş olanlardan korkuyorum. ama çok yalnızım, rahatsızım, arızam azdı... olan bitenden uzaktayım. deneyimsizim, plazaları şemsiye gibi kullanıyorum. deneyimsizim, size seks teklifinde bulunuyorum; yükselen değerlere asansörle mi çıkılır? haa, nasıl çıkılır ?

böyle birileriyle karşılaşıyorum. ödümü patlatıyorlar. bana ruh hastası ayakları çekiyorlar. bir an bir bok olduklarına bile inandırıyorlar. ellerim titriyor, kalbim pır pır atıyor... sonra hiçbir şey olmadıklarını farkediyorum. giydikleri ayakkabıları, dinledikleri müzikleri bile sevmediklerini anlıyorum. başları ağrıdığında küçük bir ağrı kesici içmek bile onlar için kuşkudan kıvranmak demek. güneş sırtlarını yaksa, sürecekleri kremi on saat düşünmeleri lazım. oysa güneş sırtı yakmıştır, güneş sırtı iyi ki yakmıştır, merhemi de yoktur, kuşkulansan ne yazar koçum... ama sen yine de mıy mıy senaryolarına devam et... hayat ya da tornavida... çoktan ölmüş balık gibi bakan gözler, marjinal ya da şair oyunları.

s. 53-54