.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

1/25/2012

Açlık Türküsü




Aşk gelmiyordu.
ve kızgınlık kokuları coşkunluk bağırması gençliğin
Söyleyelim bir kere daha halk suçsuz!
Öfkenin sessizliğe yürümesi kendiliğinden
Mansurun halkı öfkeye kendini çarka tutması
Eşyanın bebekler gibi avutulduğu da olmuştur
Sütten kesildiği yürümeye alıştırıldığı.
(Ey veli dağları eğit yine,mağralardan em yine)
Kedilerin cübbe eteklerinde
İnsanlığın en berrak denizine uzanıp
İstiharat buyurduğu
Söyleyelim bir kez daha
Olmuştur
Aşk olmuştur.

Çıkıp gelmesini beklediğim
Geniş çığlıklar atarak
Yüreğime zırh takarak
Çekip gelirse
Morarmış yanağında zehir tutarak
Yıkarsa duvarlarımı
Etimi aralar aşkı kurcalarsa
Önünüze açtığım sofralar adına
Beni tutun kaldırın ortadan
Çünkü hesap benden sorulacak
Sorulacaksa.

Saçlarımın dibinde kıpkırmızı bir leke
etine kan değdirilmiş kadın lekesi
Alnımdan kollarını çıkarmış bir dişi örümcek
Köpeğin ağzına düşen kelime ne kelimesi
Et kelimesi.

Yırtınır anlamını öksürerek
Yer ayırtıp girince bilmecenin içine
Kaburgam derin ip ince ipliklerim
Elmacık kemiğimde güm güm vuran
Var olma hevesimin
Vahşet dolu sur kervan baloları
Hesabı benden sorulacak.

Şimdi uyan kurbanım kaldır başını
Hizmetlim kendim ağlıyayım.

Bir köpeğin ağzından
düştü kelime
Başladı at yemeye
Aylar yıllarla anlaştı tokluk kaşını çattı
Bahar geldi ağaçlar açıklandı
Çiçekler açıklandı.
İnsanlar dürüyen mermiler uzadılar
Birde çatladı düğün
Fakir kadın düğüne katlandı
Bir köşede oturdu.Soktu ellerini karnına çocuk kırdı,çocuk ayıkladı.
Birden bire çatladı düğün
Tabanca çatladı.
Gelin savruldu harmana rüzgar girdi,
Kirli elleri yılan dokunmuş gibi göbeği
İnsanın öz be öz anasına kıyması ne demektir?
Karanlığı getiren bir insan sıcağı temmuz sıcağı gibi.

Bir köpek yiyorsun halk birikiyor
Fırlak kanlıgözlerin kırmızı ve şiş ellerin.
Bakıyorlar.Sancıyı iletiyor belleri
Sürtünüyorlar..

Buğday havada durdurur kurşunu
Onlar başkası değil,bir çift cami güvercini
Güvercin buğdayın ağzında sırayla,
Göğü soluyan bir ejderha gelecek şehirlere.
Bir zaman bıldırcın ve kırlangıçlar.
Nasıl alınırsa ağıza ve ağırlanırsa.

Çocuklar havadan anlar.
Sorulan suale çarparlar,kadın geç kalınca dolabında,
Kadınlar dimdik dururlar dolaplarda.
Cam göz ağaçların aralarında gece yırtılarak sokulur.
Oda soğuyunca erkekte bir yıldırım uykusu,
Önce bir han
Odaları dolup boşalan ve alnının altı
Tahta merdiven bir Han.
Yolcu soyununca cami deki kubbe
Dçşeğinde rahatça uyumalı,
Minarenin biri çabucak alçalır diğerinin önünce.

Sakallarından köşkler sarkan bir dede
Yukarıdan damlamış bir mezar taşının üstüne
Mezarla ihtiyar ahpapça genç kız süzülür önlerinden,
Üç adım atar dizleri çözülür,
Erkek erkekçe dövünür genç kız kırgın
Evet ve hayır kelimeleri,
Bir evet/açlık
Eyüp Sultan
Mezarlar sürahi suları
Sebil uyuşmazlıkları
İki sebil biri daha sebil
-İçilip içilip genç kız içilip
 İçilip içilip genç kuş içilip
 Eyüp genç içilip içilip
- Dur sen ey,Sen içilip  Ben içilip
 Sebil olduk öldü sebil.

Kemik alınlar gelir dayanır güneşin ateş secdesine,
Işık en keskin yontulur bir kelam.Bir kelam
Zaman ölenin alnından rüya mızarağını çıkarır.
Boşluğuna sebil açılır.
Güneş kendi adamını yollar
Kanayan kafayı ayıklar.
Sorular soran,sorular soran
Denizin kanında günlerin çarka tutulan izleri
Tespih çeken bekçilere gece sualleri
Su tutmuş testiler
İçilip içilip.

- İçilip içilip genç kız içilip
  genç kuş eyüp içilip.

- Dur Sen içilip Ben içilip.

Aşkımla boyun boyuna bir ejderhayım,
Şehirde sen benim en çok sakladığım
İçine girip korktuğum,
Çamlarını yıkamadığım,karalığını bozamadığım,
Sen benim durup durup saplandığım,
Mutlu an biraz uzun olmasın
Yoksulluk gibi gideceğim bir yer var.
Efkarın aşılmaz,yalnızlığın kaçınılmaz olduğu..

Bas üstüne sevgilim.
Dağlarım,
Toprak yayılınca bulur anasını yavru ceylan.

Yalnızlık ateşle birleşiyor,
İki geyik dumanla çiziliyor,şişiyor.
Delinmeler
Uyku genişliyor,
İç organ genişliyor.
Hazırlanması sinir uçlarının
Ve kalburdan sırayla dikişli makinadan,
Yivli burgudan et kıyımından
Beş uykusuzluğun en çabuk ve çabuklukla
Planlanması
Aşk
Orada uzakta anlaşılmadan.Nefes

Saçlarımı tut.Titreşiyorlar..
Bir şey oluşmuş ,kovalamaya başlamış gibi.
Saklan evlere,sarıl kanlı bağlarınla
Avucunda kına yerine horoz devriyesi.
Dilimin tehliklerini azarla
Bu limeler ortaya çıkmaz,
Ki taş olsun.
Açılmasın diye insan torbası
Aşk ne korkunç ne kadar korkunç,oluklar uzun..

Çölleri dolanıyoruz
Yuttuk kum yığınlarını
Düşmediğimiz kum kalmadı.
Kötü özümüzün mevsimlik yıkımları
Yıkılsın.
Etin serin yosunları,
Cezbe suyun akışına varmadan
Daha oturmadan kayalarda ayrılan yerine
Ve başını dik tutup açıklamadan,
Kadını bir hançerle dolanmadan,
Yolmadan karpuzun kabuklarını,
Muzu çakalca aralamadan
Çarpılsın.

Ve biz uyandıracağız
Suya çağrılan akışınızı...


Cahit Zarifoğlu şiirler / syf: 85,86,87,88,89

(kitaptan alıntı )