.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/18/2012

İyinin ve Kötünün Ötesinde ( Bir Gelecek Felsefesini Açış) 9



“Doğanın ölçüsüne göre” yaşamak mı istiyorsunuz? Ey siz soylu Stoacılar, ne de aldatıcı
sözler böyle! Doğa gibi bir varlığı düşünün, ölçüsüzce savursun, ölçüsüzce kayıtsız, amaçsız
ve niyetsiz, acımasız ve adaletsiz, hem bereketli hem kısır hem de kesin olmayan; bir güç
olarak kayıtsızlığın kendisini düşünün - bu kayıtsızlığın ölçüsüne göre nasıl yaşayabilirdiniz?
Yaşamak -bu, kesinlikle doğadan başka bir şey olmayı istemek değil mi? Yaşamak,
değerlendirmeyi, tercih etmeyi, haksız olmayı, sınırlı olmayı, farklı olmayı istemek değil mi?
Üstelik, “doğanın ölçüsüne göre yaşamak” sözü, temelde “yaşamanın ölçüsüne göre
yaşamak” anlamına gelse bile, buna uymamak nasıl elimizde olabilirdi ki? Kendinizin ne
olduğundan, ne olması gerektiğinden yola çıkan bir ilke koymak niye? - Aslında durum,
oldukça değişik: Yasalarınızın esaslarını doğadan devşirdiğinizi, kendinizden geçercesine
coşkuyla savunsanız da, burada tersine bir şey istiyorsunuz; sizi gidi müthiş oyuncular, kendi
kendilerini kandıranlar siz! Kibriniz, doğayı, hem de doğanın kendisine ahlakınızı, idealinizi
katmak, dikte etmek istiyor: doğanın “Stoanın ölçüsüne göre” olması gerektiğini talep
ediyorsunuz; bütün varlığın yalnızca kendi kafanıza göre olmasını diliyorsunuz - Stoacıların
bitmeyen müthiş övünme ve genelleştirmesi olarak! Bütün hakikat aşkınızla, kendinizi
böylesine uzun süre, öylesine inat ve hipnotik katılıkla doğayı yanlış, yani Stoacı açıdan
görmeye zorluyorsunuz, artık onu, bir daha başka türlü göremeyinceye dek - bilmem hangi
temelsiz kuruntu, sizi zırva bir umuda sürüklüyor. Çünkü kendinize zulmetmeyi biliyorsunuz
- Stoacılık kendi kendine zulümdür-, öyleyse, doğaya da zulmedilebilir, çünkü Stoacı da
doğanın bir parçası değil mi?... Ama, bu eski ve hiç bitmeyen bir hikaye: Eskiden Stoacılarla
ortaya çıkan, felsefe kendine inanmaya başlar başlamaz, bugün bile sürüyor. Kendi kafasına
göre bir dünya yaratıyor, bu dünya başka türlü olamıyor; felsefe bu zulmedici etkinin
kendisidir, en yüksekteki ruhsal güç istemi, dünyayı yaratma, ''causa prima'' istemi.