.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/03/2012

Üç Kadın


ÜÇ KADIN bir doğumevinde karşımıza çıkan kadınlıkları doğurganlıkları acı ve mutluluklarıyla farklı hikâyeleri olan üç kadını konu ediyor.

Beklenmeyen hamileliğine rağmen çocuğunu kollarına aldığı mutluluğuyla “BİRİNCİ SES”

Sürekli düşük yaparak hiç çocuk sahibi olamayan “İKİNCİ SES”

Ve daha kimselere bağlanamadan çocuğunu doğurmak zorunda kalan ve çocuğunu oraya bırakırkenki acısını yanında götüren “ÜÇÜNCÜ SES”…

Birinci Ses -

Dünya kadar yavaşım. Çok sabırlıyım.
Dikkatle gözlüyor beni, zamanın içinde dönüp duran
Güneşler ve yıldızlar.
Ay daha yakından ilgileniyor benimle:
Geçiyor, yeniden geçiyor; parıldayarak bir hemşire
Olacaklar için üzülüyor mu? Sanmam.
Doğurganlığa şaşırıyor yalnızca.
Büyük bir olay oluyorum, dışarıda gezindiğimde.
Ne düşünmek zorundayım, ne de prova yapmak.
Kendiliğinden oluyor, ne oluyorsa içimde.
Tepede duruyor sülün;
Kahverengi tüylerini düzeltiyor.
Gülmeden yapamıyorum bildiğim şeye.
Yapraklar ve taçyapraklar gözetiyor beni. Hazırım.



İkinci Ses -

Onu, o küçük kırmızı sızıntıyı ilk gördüğümde inanamadım.
Çevremde dolaşan erkekleri gözlemledim büroda.
.Ne kadar da düzdü hepsi!
Mukavvayı anımsatan bir yanları vardı ve.ben bunu görmüştüm:
İçinden düşüncelerin, yıkımların, buldozerlerin, giyotinlerin
Beyaz çığlık odalarının fışkırdığı ardı arkası kesilmeden
O düz, dümdüz, düzlüğü görmüştüm -ve soğuk melekleri, soyutlamaları.
Otururken masamda, çoraplarım ve yüksek topuklarımla,
Yanında çalıştığım adam güldü:
 "Korkunç birşey mi gördün?
Kireç gibi oldu yüzün birdenbire." Bir şey söylemedim.
Ölümü gördüm çıplak ağaçlarda, yok oluşu gördüm.
İnanamadım. O kadar güç mü
Ruhun bir yüze, bir ağıza kavuşması?
Harfler fışkırıyar bu kara tuşlardan ve kara tuşlar fışkırıyor
Alfabetik parmaklarımdan, siparişler düzenliyor, parçalar.
Matkaplar, dişliler, parlak parça takımları için.
Ölüyorum otururken. Bir boyut yitiriyorum
Trenler gümbürdüyor kulaklarımda, kalkışlar, kalkışlar!
Uzaklara dökülüyor gümüş izi zamanın.
Verdiği sözü boşaltıyor beyaz gök, boşaltır gibi bir kaptan.
Benim ayaklarım bunlar, bu mekanik yankılar.
Tak, tak, tak çelik ayaklar. Kusurlu bulunuyorum.
Eve taşıdığım bir hastalık, bir ölüm bu.
Evet. bir ölüm bu. Hava mı içime çektiğim.
Yıkımın parçaları mı yoksa? Soğuk meleğe bakarak
Zayıflayan, zayıflayan bir nabız mıyım ben?
Benim sevgilim mi bu peki? Bu ölüm, bu ölüm?
Liken gibi bir adı sevdim, çocukken.
Bir günah mı bu peki, bu eski ölü aşkı ölümün?

Üçüncü Ses - 

Anımsıyorum çok iyi bildiğim o anı.
Söğütler üşüyordu.
Güzeldi havuzdaki yüz, benim yüzüm değildi ama
Ağır bir görünüşü vardı, başka her şey gibi.
Tehlikeydi ne varsa görebildiğim: güvercinler ve sözcükler
Yıldızlar ve altın sağanaklar-döllenmeler, döllenmeler!
Beyaz, soğuk bir kanat anımsıyorum
Ve ırmağın yukarısından bir şato gibi bana gelen,
Ürkünç bakışlı büyük kuğuyu.
Bir yılan var kuğularda.
Kayıp gitti: siyah bir anlam taşıyordu gözü.
Dünyayı gördüm içinde-küçük, kötü ve siyah,
Bir başka küçük sözcüğe kenetlenmişti her küçük sözcük, devinim devinime.
Bir şeye filizlenmişti sıcak, mavi bir gün.
Hazır değildim.
Dört yöne sürüklüyordu beni
Bir yana yığılan beyaz bulutlar.
Hazır değildim.
Hiç saygım yoktu.
Sonucu reddedebilirim diye düşünüyordum
Bunun için çok geçti ama.
Çok geçti ve Sanki hazırmışım gibi, kendini sevgiyle
biçimlendirmeyi sürdürüyordu yüz.

İkinci Ses - 

Karların dünyası şimdi. Evde değilim.
Ne kadar beyaz bu çarşaflar. Hiç özellikleri yok yüzlerin.
Hem çıplak, hem olanaksızlar, yüzleri gibi çocuklarımın,
Kollarımdan kaçan o küçük hasta yaratıkların.
Öteki çocuklar dokunmuyor bana: Korkunç onlar.
Çok renkliler, çok da canlılar. Sessiz değiller
Taşıdığım küçük boşluklar gibi sessiz.
Bir dolu şansım vardı. Hepsini denedim.
Üstüme diktim yaşamı, zor bulunan bir organ gibi.
Ve dikkatle, korka korka yürüdüm, ender bir şeymişçe
Çok kafa yormamaya çalıştım. Doğalolmayı denedim.
Aşkta kör olmayı denedim, öteki kadınlar gibi, yatağımda
Sevgili tatlı körümle birlikte kör.
Bir başka yüzü aramadık zifiri karanlıkta.
Bakmadım! Yüz yine oradaydı ama.
Kıısursuzluğunu seven, doğmamış birinin yüzü,
Yalnızca huzur dolu dünyasında mükemmel olabilecek,
Kutsalolabilecek ölü birinin yüzü.
Ve öteki yüzler vardı. Ulusların,
Hükümetlerin, meclislerin, toplumların,
Önemli adamların yüzsüz yüzleri.
Bu adamları önemsiyorum ben:
Nasıl da kıskanıyorlar düz olmayan her şeyi! Dünyayı
Kendileri gibi düz yapabilecek kıskanç tanrılar onlar.
"Oğul"la konuşmasını izliyorum "Baba"nın.
Olsa olsa kutsaldır böyle bir düzlük.
"Bir cennet yaratalım" diyorlar.
"Düzleyip yıkayalım kabalığı bu ruhlardan"

Birinci Ses -

Sakinim ben. Dinginim. Korkunç bir fırtınadan önceki dinginlik bu:
Rüzgârın gezintisinden önceki sarı an, yaprakların
Ellerini, sarı benizlerini açtıkları sarı an. Öyle dingin ki burası.
Çarşaflar, yüzler beyaz ve saatler gibi durmuş.
Geri çekilip düzleşiyor sesler.Yassılaşıp rüzgârı kesmek için
Parşömen perdelere dönüşüyor hiyeroglifleri.
Gizler resmediyor, Arapça, Çince!
Dilsiz ve esmerim. Çatlamaya hazır bir tohumum.
Esmerlik ölü yarım benim ve iç karartıcı:
Ne daha çok olmayı istiyor, ne de daha farklı.
Maviler giydiriyor alacakaranlık şimdi bana, tıpkı bir
Meryem gibi.
Ey uzaklığın ve unutkanlığın rengi!-
Ne zaman gelecek, Zamanın parçalanacağı
Ve sonsuzluğun zamanı yutacağı, beni tümüyle yutacağı o an?
Kendi kendimle konuşuyorum, yalnızca kendimle,.tek başıma-
Dezenfekte edicilerle tertemiz, pırıl pırıl, kurban gibi.
Gözkapaklarımı ağırlaştırıyor bekleyiş. Uyku gibi, büyük
Bir deniz gibi uzanıyor. Uzak, uzakta,duyumsuyorum ilk dalganın
Bana doğru sürükleyişini acının yükünü,karşı konulmaz bir gelgit gibi.
Ye ben, bu beyaz sahilde bir denizkabuğu gibi yankılanan ben
Yüz yüzeyim korkunç öğeyi tümüyle yutan seslerle.

Üçüncü Ses -

Bir dağım şimdi ben, arasında dağsı kadınların.
Büyüklüğümüz akıllarını mı ürkütüyor ne, doktorlar
Dolaşıyor aramızda. Bön bön bakıp sırıtıyorlar.
Böyle olmamın nedeni onlar ve bunu da biliyorlar.
Kendi düzlüklerine sarılıyorlar, sanki bir sağlık belirtisiymiş gibi.
Ya benim gibi şaşırıp kalsalar ne yaparlardı? Çıldırırlardı.
Ya iki can aksaydı bacaklarımın arasından?
İçinde araçlar bulunan beyaz odayı gördüm.
Çığlıklar odasını. Mutlu değil.
"Hazır olduğunuz zaman geleceğiniz yer burası."
Gece ışıkları kırmızı düz aylar. Kanlı ve donuk.
Olacak hiçbir şeye hazır değilim.
Öldürmem gerekirdi beni öldüren bu şeyi.


Çev: Gürkal Aylan/ ArtShop Yayıncılık-2006