.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

3/16/2012

Ben Joe’nun Sırıtan Intikamıyım.



Pressman Otelinin müdürünün odasında oturdum.

 Ben Joe’nun Sırıtan intikamıyım.

Otel müdürünün ilk söylediği sey sadece üç dakikamin olduğuydu. Ilk otuz saniye, çorbaların içine işediğimi,cremebrulees’lerin üstüne osurdugumu, hindiba sotesine sümkürdügümü ve bundan sonra ortalama haftalik maaşım arti bahşişlerime denk gelen miktarda bir çekin her hafta tarafima gönderilmesini istediğimi söyledim. Karşılığında, bundan sonra işe gelmeyeceğimi ve gazetelere veya kamu sağlığı yetkililerine gidip, karmakarışık, gözü yaşlı itiraflarda bulunmayacağımı söyledim.

Manşetler:

Üzgün Garson Yemeklere Pislik Karıştırdığını Kabul Etti.

Kesinlikle hapse girme ihtimalim de var dedim. Beni asıp,tasaklarımı ezip, sokaklarda sürükleyip, derimi yüzüp, kül suyu ile yakabilirler, ama Pressman Oteli de bundan böyle dünyanin en zengin insanlarının çis yedigi otel olarak bilinir.

Tyler’in sözleri agzımdan dökülüyordu.

Bir zamanlar iste öyle iyi bir insandım ben.

Pressman Otelinde otururken, dövüs kulübünden kalma dudaklarım hala on parçaya bölünmüs vaziyetteydi.Pressman Otelinin müdürüne bakan yanagimdaki göt deligi gayet ikna ediciydi.

otel müdürüne telefonu kullanabilir miyim dedim ve bir gazetenin sehir masasını aradim. Otel müdürü beni izlerken, söyle dedim:

Merhaba, politik bir protestonun parçası olarak insanlığa karşı korkunç bir suç isledim. Hizmet endüstrisi isçilerinin sömürülmesini protesto ediyordum.

Hapse girersem, çorbayla vakit harcayan dengesiz bir amele olmayacaktim. Bunun kahramanca bir tarafi olacakti.

Robin Hood Garson Sampiyonluk Fukarası.

Bu sadece bir otel ve bir garsondan ibaret bir olaydan çok daha fazlası olacaktı.

Pressman Otelinin müdürü gayet nazik bir sekilde ahizeyi elimden aldi. Benim artık burada çalışmamı istemedigini söyledi, en azından bu görünüsle.

Müdürün masasının başında dikiliyordum, ve “ne?” dedim.

Bu fikri beğenmedin mi yoksa?

Hiç geri çekilmeden, müdüre bakmaya devam ederken, yumruğumu sıkıp, kolumun ucundaki merkez kaç kuvvetiyle sallıyorum ve burnumun içindeki çatlamis yaralardan kan fiskiriyor.

Hiç sebep yokken, Tyler’la ilk dövüsümüzü yaptığımız geceyi hatirliyorum.Bana bütün gücünle vurmanı istiyorum .

Gerçi bu o kadar da sert bir yumruk degil. Kendime tekrar vuruyorum. Akan kan iyi görünüyor ama bununla yetinmeyip kendimi duvara çarpiyorum, bir gürültü patliyor ve duvarda asili duran tablo kiriliyor. Kirilan cam, çerçeve, çiçek resmi ve kan benimle birlikte yere saçiliyor. Yaptiklarim fazlasiyla ahmakça görünüyor. Kan halıya dökülmeye basliyor ve uzanip otel müdürünün masasina kanli dev el izlerimi birakiyorum ve lütfen diyorum, lütfen bana yardim et, ama kıkırdamaya basliyorum.

Bana yardim et, lütfen.

Lütfen bana bir daha vurma.

Kendimi yere atıyorum ve halı kanımla boyanıyor. Söyleyecegim ilk kelime lütfen . Dudaklarımı kilitliyorum. Canavar, oryantal kilimin tatli buketleri ve çelenkleri üstünde sürünüyor. Kan burnumdan boğazima ve ağzıma akıyor, sıcak. Canavar kilimin bir ucundan öbür ucuna sürünüyor ve pençelerinin üstündeki kana yapisan iplik ve toz parçalarını topluyor. Ve Pressman Otelinin müdürünün ince çizgili bilegini yakalayacak kadar yaklasip, söylüyor.

Lütfen.
Söylüyor.
Lütfen kelimesi kan kabarcığıyla birlikte çıkıyor.
Söylüyor.
Lütfen.
Ve kabarcik her yere kan saçıyor.

Lütfen diyorum Pressman Otelinin müdürüne, bana istediğim parayı ver. Ve tekrar kıkırdıyorum.
Lütfen.
Lütfen bana bir daha vurma.

Sen bir sürü seye sahipsin, benim hiçbir seyim yok. Arkasindaki pencere esigine yaslanan Pressman Oteli müdürünün ince çizgili bacaklarina kanımı bulastırarak tırmanmaya baslıyorum ve müdürün ince dudakları dişlerinden çekiliyor.

Canavar kanlı pençesini müdürün pantolonunun beline takip, beyaz kolalı gömleğini kavramak için kendini yukari çekiyor ve kanli ellerini müdürün narin bileklerine doluyor. Lütfen. Dudaklarımı ayıracak kadar kocaman bir gülümseme kaplıyor yüzümü.

Müdür bağırarak benden, kanımdan, kırılmış burnumdan ve ikimizin üstündeki kana yapisan pislikten kurtulmaya çabaliyor ve iste o zaman, tam en mükemmel anımızda güvenlik görevlileri içeri girmeye karar veriyorlar.


Fight Club / Chuck Palahniuk