.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

4/03/2012

Aspara / Aileniz politikse ya delirir ya da dağa çıkarsınız



 Aspara, 1981 Bingöl doğumlu. Babası, Diyarbakır Cezaevi'nde PKK kurucularından Hayri Durmuş ve Haki Karer'le aynı dönemde ağır işkenceye maruz kalmış. "Babam ona işkence yapan devlete askerlik yapmak istemiyordu." diyor. 93'te İstanbul'a göç etmek zorunda kalmışlar. "Eğer aileniz politikse siz de politik olmak zorundasınız. Öyleyse seçenekler ya delirmek ya da dağa çıkmaktır. Ben dağı seçtim." diyor; dağa çıkma nedenini anlatırken. İstanbul'a taşındıkları dönemde zihnini, konuştuğu farklı dil kurcalamaya başlıyor. Yıllar önce dağa çıkan amcasını düşünmüş. Kandil'deyken hemen her gün amcasını göreceği umuduyla yaşamış. 15 yıl sonra görüyor. "Tanımakta o kadar zorlandım ki. Sadece gözlerini seçebildim. Yüzü başkaydı. Sonra amcam partiden ayrıldı. PKK'nın Irak'taki oluşumunu kabullenemedi." Aspara, 16 yaşında Van üzerinden İran sınırındaki kamplara yürürken, "Kimliğime yürüyordum sanki. Yarım bırakılmış, sakatlanmıştım ve o yürüyüşte tamamlanacaktım sanki." diyor. Onu çocuklukta en fazla etkileyen bir hatırasını soruyorum. "Kandil'de" diyor. "Her zaman zihninin bir köşesinde bir görüntü vardı. Yaz, babaannem, annem köydeyiz. Ben 5 yaşındayım. Köyü askerler bastı. PKK'lıların saklandığı dağa çıkacaklar. Köyde kalan askerlerden biri bana uzaktan gülümsedi. O kadar güzel gülmüştü ki, çocuk halimle karşılık verdim. Ben de ona güldüm. Gelip beni kucağına aldı, sevdi. Hoşuma gitmişti. Büyüdüğümde onlara karşı savaşmak için dağa çıktım. Kandil'de o gülüşü çok hatırladım. İçimden ona 'bana gülüyorsun; ama sonra ailemi öldürüyorsun' diyordum. Keşke gülebilseymiş. Sorun elbette o asker değildi. Benim derdim o askerin arkasındaki güçleydi." Aspara, "Bir örgüt üyesi ile bir askerin birbirine gülmesinin fotoğrafı olmalı. İhtiyacımız olan şey bu. Dağda olup da o gülüşü hatırlamak çok buruktu. Ne o asker, gülüşünü gösterebilecek güçteydi artık ne de ben onu görebilecek güçte. İkimiz de sakatlanmıştık sanki. Çünkü bir saflaşma var. Biz birbirimizin elini tutacak bir mekân yaratamadık. Birbirimizi tamir edeceğimiz alanlar kuramadık."

Dağdakilerin hepsi gelmek ister Türkiye'ye

Ya kaygıları Aspara'nın? "Bu insanların kalbinden öfkeyi nasıl söküp atacağız çok merak ediyorum?" diyor. Ona göre, "İnsanlar birbirlerini kabul ederek, hikâyelerini dinleyerek yaşamak istiyorlar." Araya giren kanı soruyorum. Kanın hangi köprüleri geri dönüşü olmayacak biçimde aramızdan alıp götürdüğünü? "Bir insan ölüme karşı istekli olabilir mi? İnsan ölümü nasıl isteyebilir? Belki her insan içinde öldürmek duygusuyla çıkmadı dağa; ama bu koşullar yaratıldı. Biri sana tokat atarsa öylece durmazsın. Kimliğini parçalarsa, olduğun gibi yaşamaya devam edemezsin. Bana kalırsa silaha başvurmadan, konuşarak çözmek gerekiyordu sorunlarımızı. İnsanlar eğer savaşabiliyorlarsa bu koşullar yaratılmıştır." diyor.

Onu bu kadar umutlu yapan belki de dağı iyi tanıyor olması. Aspara, içerden ve müdanasız konuşuyor. "Dağdakilerin hepsi gelmek ister Türkiye'ye. Ama hangi koşullarda? Dilini konuşabildiği, şarkılarını söyleyebildiği, kendini ifade edebildiği bir ülkeye dönmek isterler. Terk ettiğimiz yerlere döndüğümüzde ölüm görmek istemiyoruz. Ölümün olmadığını hissederek dönmek istiyoruz." Evet, Aspara da, ölümün, öldürülme korkusunun olmadığı bir hayata dönmek istiyor. Baskının, acıların olmadığı bir ülkeye dönmek... O, arkasına baktığı zaman bir ülke, bir toprak gibi algıladığı annesinin kendini daha güçlü hissettiği, eziklik duymadığı bir ülkede yaşamak istiyor. Şunu soruyor Aspara; "Bu savaş isteyenlerin, barış istemeyenlerin bir annesi yok mu? Barıştan yana olmayanların anneyi sevmediğini düşünüyorum." Aspara'ya, "Bir dönem sen de eline silah aldın, alabildin." diyorum: "Elime silah almış olabilirim; ama ben ölüme bile kıyamam." Babasının onu görmek için gittiği Kandil'de ona hayal kırıklığı yaşatmamak için iç çelişkilerini yansıtmamaya çalışıyor. "Örgütte dağılmalar vardı. Babam o ortamı hissetsin istemiyordum. Hayal kırıklığımı yansıtmak istemiyordum. Özgürlüğü gerçekleştirmek için bazı şeyleri tanrılaştırmaya gerek yoktu. Özgürlüğün kendisi tanrısaldı çünkü." Ve son olarak fotoğrafını çekip çekemeyeceğimizi soruyorum ona. Bana gülümsemeyle, "Hayır, hiç korkmuyorum. Fotoğrafımı gösterin. Yüzümü gösterin. Ülkemi o kadar seviyorum ki, orada yaşayan herkes yüzümü görsün istiyorum. Bakın yüzüme."

Dağın Ardına Bakmak / Bejan Matur

Bu kitaptan alıntılar yaptığım için mailler geliyor arada,şöyle bir göz gezdiriyorum yazdıklarınıza ama hiç ciddiye almıyorum bilginize,yormayın o güzel parmaklarınızı. rahatsız olanlar lütfen gitsin,