.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/09/2016

Bu şehir yüzyıllardır erkektir ve kadınları sevmeyi bilmez.



“Aşk için bu gece rüyaya yat dedi, falcı.

O gece hiç uyuyamadım.”



yıllar geçmiş. oğlum benim kaçtığım yerde büyümüş. babam ölmüş. oğlum öldü ölecekmiş. ben hala gömülmemişim. devrim olmamış, her şey yalanmış.

şimdi bir dua değil, beddua oku bana papaz efendi. içinde bütün bu memleketlere, devrime ve babama lanet olsun. sonra tabutumu ver bana. gömülmek istemiyorum buraya. toprağın derinlerinden çıkarım. başka, bambaşka bir kıtaya gider, oranın toprağına yatarım. ararsam eğer mutlaka bulurumbir yerlerde vicdanlı bir memleket. benimkine ve sizinkine benzemeyen. oğlumu da koyarım o tabuta ve ölü babamı ve mümkünse raflara kaldırılmış bütün eski inançlar... giderim... uzaklara. daha uzaklara... tekrat tekrar ölmeye ve huzurla gömülmeye huzurlu bir memlekette.

mezarlar ! mezarlar insanlarin geçmişidir. ziyaret etseler se etmeseler de. geçmişimizi göme göme... inciler sahte. mezarlar boş. sanır mısın ki, ölünü gömdüğün o mezar, emaneti sonsuza kadar saklar. aç bak. bütün mezarlar bomboş. kara delik dedikleri, öyle sandıkları gibi, fezada değil, toprağın içinde. toprağın ta dibinde bir sürü kara delik var ve sen geçmişin olan ölülerini toprağa emanet ettiğini sanırken, aslında küçücük ve derin çok derin, uçsuz bucaksız kara deliklerden içeri atıyorsun. ara bak bakalım mezarlardan birinde, herhangi birinde, ölünü, herhangi bir ölünü koyduğun gibi bulabilecek misin ?"

yemek yapmayı, evi toparlamayı, sizi anlamayı öğrenemedim.benden ne istediğinizi öğrenemedim.beni sevip sevmediğinizi hiç bilemedim.sadece kendime çiçeklerden çaylar demledim ve sizi seyrettim.

-bahardı öldüğümde. duvarlar ben öldükten sonra yıkıldı.umutlar ben öldükten sonra dağıldı.kaybedenler neyi kaybettiklerini bile bilemeden dünyanın dört bir yanını saçıldı.

-ah hadi söyle bana, ölünce içimdeki şarkılara ne olacak benim? diyelim ki yarın ben öldüm, şarkılar da ölür mü benimle ?

herşey istediğimiz gibi olsaydı tanrı'ya ne gerek kalırdı. yalvarmalarla kendini var hisseden tanrınız sizi yalvartmayacaksa, eteklerine kapatmayacaksa neden yaratmış olsun. tapının diye yarattı sizi, isteyin ve elde edemeyin ama yine de öfkelenmeden boyun eğin diye yarattı sizi!"...

“Düşler de gözlerle mi görülür anne?”

“Deliliğin cazibesi ne kadar tehlikelidir bilemezsiniz…”
“Gelecekle ilgili güzel hayaller kurmak insanı iyileştirir. Geleceği umutsuz insan, çok geçmez, ölür.”
“Kalpler tepelerden kıyılara yuvarlanır ama kıyılardan tepelere tırmanmaz mı demiştin?


Aşkı hikaye yapan imkansızlıktır değil mi anneanne?”
“Bana ait tek odanın penceresi hep karanlığa bakar. O yüzden geçmişimi de göremem geleceğimi de. Zifiri bir hayatın içinde hem kalabalık, hem yalnızlık.”

ve ikimiz aynı anda, ayrı ayrı, birbirimize hiç söylemeden, yukarıdaki hayatın aşağıdaki hayattan daha aşağıda ve aşağıdaki hayatın yukarıdaki hayattan daha yukarıda olduğuna şaşsak.

İnsan hastahane odasına yerleştikten sonra dış dünyanın gerçeğini bir anda unutur.Sanki orada doğmuş,hep orada yaşamış ve orada ölecekmiş gibi.Hayatın hastalıktan ibaret olduğuna ikna eder insanı hastane zamanları.ah doktorcuğum o şarkıyı alırken içimden dikkat et çok güzel bir cümle vardır, o düşmesin.…Ve limon çiçekleri muhteşemdir ama gel gör ki meyvesini dilin damağın kamaşmadan yiyemezsin..Aşk da öyledir çocuğum doktorcuğum.Şarkılar gibidir...

Dağa baktığımda dağ görmem
Suya baktığımda su görmem
Gözlerimin yerinde derin bir boşluk
Yüreğimin yerinde yalçın bir korku
Kadınım…

Babama annemin onu gerçekten sevmesinin imkansız olduğunu sen mi söylemiştin anneanne? Kalpler tepelerden kıyılara yuvarlanır ama kıyılardan tepelere tırmanmaz mı demiştin? Babamı, annemin onu sevmediğine inandıran sen miydin? İkisini de aslında sen mi öldürdün? Aşkı hikaye yapan imkansızlıktır değil mi anneanne?”

Pencereden dışarı bakıyorum.
İçimde ateşler yakıyorum.
Yaptığım her yemek o ateşte pişiyor.
Doğurduğum her çocuk o ateşte eriyor.
Sevdiğim her erkek o ateşte ölüyor.
Bir bardak su içsem… Söner mi?
İsteklerimi nehre gömsem… Cinayetler biter mi?
Her şey senin yüzünden, diyor babam.
O kupkuru bir adam.
İçinde ne ateş var, ne su.
O da biliyor, benimse içimde hem ateş var, hem su..



Mine Söğüt / Deli kadın hikayeleri