.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

5/28/2011

tutunamayanlar



"turgut, kızlardan birine yaklaştı. ne kızı? anasının kızı. bir sokak fotoğrafçısının çektiği resim gibi soluktu bu kız. balmumu kaplı bir ten, düz göğüsler. meslekte pek makbul sayılmamalı. ufak tefek bir şey. acaba selim, metin’i beklerken böyle birinin yanına mı oturdu? ürkütücü bir yanı yok. oturmuş olsaydı. çıplak ayaklarına plastik terlikler giymiş. deri olmaz tabii: her şey sahte olmalı. selim bir kitapta okumuştu sanıyorum: yazın güneşte yanamazlarmış: müşteriyle çıplak yatarlarken, memeleri ve karınları ayrı renk görünmesin diye. ne kadar tartışmıştık, meslek midir değil midir, diye. kızın kolunu tuttu. fare gözleriyle baktı kız: ürkek, hem de küstah. çekingen mi? hayır, cahil. insanlığa cahil. daha biçimsiz, daha uydurma kadınlarla düşüp kalkarlardı arkadaşları üniversitede. bir kadını elde etmenin gururundan olacak. biçimli, küçük bir burnu var. kaşlarını da almamış. gözlerden ve burundan anlayamazsın bunları zaten. ağız ele verir bunları, bir de eller. bütün çirkinlikler, bütün vahşet, insanı donduran bütün sahtelik ağzın kıvrımlarında barınır. peki, gözler ne ifade eder?erkeklerin beklediklerinin tersini... bir insan tarafları olmalı. küçük burjuva kadınlara özenirler muhakkak. onlar gibi, “hürmete şayan” olmak isterler. yoksa, sol ellerinin yüzük parmağına neden alyans taksınlar? fakat bazı erkekler, özellikle şoförler, hemen anlarlar kimliklerini bunların. onlar istedikleri kadar hanımefendi tavırlarıyla kırıtsınlar, arkalarından sıfatlarını yapıştırıverirler. amansız dünya. konuşmadıkları zaman da, selim gibi erkekler, onlar için birtakım hayaller kurabilirler. bu çelimsiz kızın elleri ne kadar büyük ve kaba. geldiği sınıfın işaretini taşıyor. neyse, yüzük takmamış. henüz, aşağılık duygusuna kapılmayacak kadar genç. milyonlarca erkek için ne büyük bir nimet. on binlercesi için de değil. kazanılması kolay bir zafer. kaç kere geldim böyle yerlere? bir iki kere. diz kapakları da zavallıdır. onu memnun etmek kolay olmadı. fakat erkekler de ne kadar kaba ve anlayışsızdır. kadınlar da öyledir. erkekler de öyledir. kadınlar da öyledir. sonu yok bu gidişin. kız, turgut’un yüzüne baktı, gülümsedi. onlardan farkımızı anlamazlar ki. onlar diye bir şeyi nereden bilsinler? hükümetçe bizim gibilere nişan verilmeli. bana verilmeli. metin’e verilmemeli. burhan’a verilmemeli. neden mi? bilmiyorum. bakışlarını beğenmedim. sınıfta, selim’le birlikte, en cana yakın öğrenci seçtiğimiz osman bile sonradan yapmadığını bırakmadı. pişman etti bizi. gerçi yaptıkları kadın konusuyla ilgili değildi. kadınlardan korkardı. kadınlar da taktığımız bu nişanlara göre davranmalı bizlere. “nereden bilsin senin sen olduğunu” özürü ortadan kalkmalı."

s. 280 - 282