.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

28 Eki 2020

Okuma ve Yazma Haklanda

 


Tüm yazılmışlar arasında sevdiğim tek şey, birilerinin kendi kanıyla yazdığıdır. Kanla yaz: fark edeceksin ki, kan ruhtur.

Kolay bir iş değildir, meçhul kanı anlamale nefret ederim,avare okurlardan.

Her kim ki okuru tanır, daha fazlasını yapmaz onun için.

Bir okur yüzyılı daha, - ağır kokacaktır, ruhun ta kendi.

Cümle alem okumayı öğrenecek olsa, yalnız yazmak de­ğil, düşünmek de çürürdü.

Vaktiyle ruh tanrıydı, sonra insanlaştı ve şimdi, neredey­se avaınıaşmak üzere.

Kanla ve hikmetle* yazan kişi, okunınayı değil, ezberlen­meyi ister.

Dağda, en kısa yol, doruktan doruğa alandır: ancak bunu yapabilmek için uzun bacaklı olmak gerekir. Hikmetli söz­ler, en üst derece olmalı: ve onlar, muhatapların yani, onlar da yüce ve heybetli olmalı.

Hava açık ve temiz, tehlike yakın ve ruh, şen bir muziplik­le dolu: birbirlerine iyi yakışmaktalar böyle.

Etrafımda koboldlar- olsun isterim, yürekliyim zira. Ha­yaletleri dağıtan cesaret, kendisine kaboldlar yaratır, - cesa­ret, gülrnek ister.

Artık sizinle aynı şeyleri hissetmiyorum: altımda gördü­

ğüm şu bulut, şu karanlık ve şu vahim, gıyabında güldüğüm, - tam da bu, sizin firtınaya yol açan bulutunuz.

Yukarı bakarsınız, ne zaman yücelrnek isteseniz. Ve ben bakarım aşağı, zaten yücelmiş olduğumdan.

İçinizden hanginiz hem gülebilir hem de yüce olabilir ki?

En yüksek dağlara tırmanan, güler tüm facia ve vahame­te.

Yüreldi, kaygısız, müstehzi ve zorba - böyle olmamızı is­ter bilgelik: bir dişidir o ve daima yalnız savaşçı erkeği sever.

Bana diyorsunuz ki : "Hayatın yükünü taşımak zor." İyi de, neye yarar o zaman, kuşluk vakti mağrur, akşam vakti itaat­kar olmak?

Hayatın yükünü taşımak zor: ama siz de çıtkırıldım olma­yın öyle! Her birimiz, pekala hoş, hayli yük taşıyabilecek er­ kek ve dişi eşekleriz.

Üzerinde bir damla çiğ var diye tir tir titreyen gül gonca­ sıyla müşterek neyimiz var?

Hakikat şu: biz hayatı seviyoruz, ne ki hayata değil, sev­ meye alıştığımız için.

Aşkta daima biraz hezeyan vardır. Ama hezeyanda da da­ ima biraz akıl bulunur.

Ve bana, ki hayatla aram iyidir, öyle geliyor ki saadeti en iyi idrak edenler, kelebek ve sabun köpüğü ya da benzeri tür­ den insanlardır.

Bu yufka, ahmak, narin, hareketli ruhçukları uçuşurken görmek - budur Zerdüşt'ü gözyaşı ve türkülere sürükleyen.

Ben, yalnız dans etmesini bilen bir tanrıya inanırdım.

Ve şeytanımı gördüğümde, onu ciddi, titiz, derin ve vakur buldum: o, ağırlığın ruhuydu - onun yüzünden düşmekte her şey.

Öfkeyle değil, tebessümle öldürülür kişi. Hadi, öldürelim ağirlığın ruhunu!

Yürümeyi öğrendim: öğrendim öğreneli koşar dururum.

Uçınayı öğrendim: öğrendim öğreneli ihtiyacım kalmadı, ye­rimden kımıldamak için itilmeye.

Şimdi hafıfım, şimdi uçuyorum, şimdi altımda kendimi görüyorum, şimdi bir tanrı dans ediyor içimde.

Böyle buyurdu Zerdüşt.