.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

6/11/2011

prinç

 
 
 
pirinç ülkesi

pervazlarda beliren ilk

bir erik yeşili gibi dağılan tepelere

güneş nasıl kayarsa

gölge-tarlaların üzerinden

kalem öylesine kayıyor pirinç kelimelerle

bu sabah yatağımın kenarında

bütün günahlarımın silindiğini gösteren

bir işaret buldum:

kayık şeklinde bir leğenin içinde

yüzen bahar dalları...

ah evet, uzak okuyucu,

günahların hatırlanmadığı bir yer olmalıydı

bizim için...


Hiç kimsenin göndermediği

artık gönderseler de fark etmez çünkü yazdım

bundan sonra da göndermeyeceği

cam bir kutuda yüzen bir krizantem olmalıydı

evimizin önünden geçen beyaz boneli

Hollandalı bir kız olmalıydı

ki elindeki kumral köy ekmeği bana daima

güzel şeyler hatırlatır

veya ne bileyim ben sarışın spiral

bulut halinde saçlarıyla Rapuntzel

ya da her an bir çam ağacına dönüşüverecekmiş

duygusunu veren çünkü bordo flütünden daima

koyu yeşil ezgiler dökülür dökülürdü

bir Pan olmalıydı...

bizim için...


herkesin küçük bir bahçesi olmalıydı

üzerinde fikir teatisinde bulunabileceği saatlerce

mesela aramızdan biri bahçesinde gece yarısından sonra

enteresan bir durum gözlemişse hemen hiç çekinmeden

arkadaşlarını arayabilmeliydi

hareket eden cisimler üzerinde pembe mumlar

kendini gizlemeliydi

tam gece yarısı olduğunda birdenbire

Mona Lisa çalmalıydı...

gümüş kapların içinde bir tadımlık

yiyecekler olmalıydı...

ne kötü şimdi şu an dışarı baktığımda

sana bu derece yabancılaşmam...

o kadar yakındık ki...

ama işte şimdi elimi dışarı uzattığımda

yağmurun yağıp yağmayacağını kavramak dışında

sana dair hiçbir şey bulamıyor olmam

sana tutunamamam ki katiller bile geride

el izi bırakır, ne acı...

şu an üstümde sarı simlerle işlenmiş

lacivert kadife eşofman olmasından son derece

memnun olmama karşılık bütün bunları

ve başka birçok şeyi bırakıp

çiçekli ince elbiselerle

kafamda hasır üçgen bir şapkayla

sulak pirinç tarlalarında

seninle yan yana dolaşamayacağımızı

bilmek ne kötü...

ah senden bir işaret

en ufak bir işaret gelse...

ama belki de o zaman sen Napoli'ye, Sicilya'ya

hatta Korsika'ya gitmek isterdin de yine bu

pirinç tarlaları ideası suya düşerdi...

hatta hiç unutmam bir seferinde ikimiz

Mısır'a gitmek istemiştik de

ben kendimi Salzburg'ta sense evde bulmuştun...

senin benimle hiç konuşmadığın günlerdi

sanki aramızda bir çatlak açılmıştı

Salzburg'ta seni unuttuğum söylenemezdi

unutmadığım da...

hiçbir şey çözümlenemiyordu öncesinde de

sonrasında da geriye dönülmez hareketlerin...

ben şimdi Paris'te bir Çin lokantasında oyalanıyor

olsam da bu ancak gülünç bir tedavi, soytarılık

çünkü biliyorum hatta hepimiz biliyoruz ki

pirinç tarlaları projesi asla gerçekleşmeyecek

ve artık hiçbir şey eskisi gibi değil

olamaz da

seninle ayrıldığımız günden beri

bunun için yatak odalarımızda

başuçlarımızda su dolu bardakların yanında

mumların yanması gerekmiyor

artık sözcüklerle sonsuza dek

oynamak istemiyorum

bazan gri-mavi bulutların içinden

sessizliği yararak bir jet uçağı geçiyor

bu basit gibi görünen gerçeklik imajı birçok şeyi

bütün sözcüklerin ötesinde

birden açıklıyor sanki

bunu bilmek bana yetiyor."